Oğuzlar hayatı bilinmeyen yazarlara benziyor

Faruk Sümer, ‘Hafızasız bir millet bir işe yaramaz; esasen o bir millet dahi sayılmaz’ diyerek tarih alanında önemli çalışmalara imza atmıştı..

Oğuzlar hayatı bilinmeyen yazarlara benziyor

 

Şayet bir insan, ölümünün üzerinden seneler geçtikten sonra sadece aile efradı tarafından değil, toplum tarafından da hatırlanıp anılıyorsa bu anma onun ismiyle, cismiyle alakalı olamaz. Nice profesörler, diplomatlar, yazarlar, çizerler vardır ki isimleri unutulup gitmiştir. Bu noktada ortaya çıkan; toplumun kariyer ve titre değil, güzel/faydalı işlere önem verdiğidir. Zira bizler birey olarak zaman zaman vefasızlaşabilsek bile toplumun ortak vicdanı vefayı asla terk etmez.

Atalarımızın hikmetli sözlerinden “armut dibine düşer” Faruk Sümer Hoca’ya son derece uygundur. Kendisi, müderrisliği ve müftülüğü birlikte yürüten bir dedenin torunu; Kuleli Askeri Lisesi ve İstanbul Kadastro Mektebini bitirmiş devlet memuru bir babanın ve eğitime öğretime son derece önem veren bir annenin çocuğudur. Babasının memuriyeti sebebi ile henüz çok küçük yaştayken, doğduğu Konya’nın Bozkır kasabasından ayrılıp İstanbul’a taşınırlar. Faruk Sümer Hoca, ilk mektep dâhil tüm tahsil hayatını İstanbul’da geçirir. Haydarpaşa Lisesi’nden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümüne girer. O, kendi halinde bir öğrenci değildir. Aktif kişiliği eğitim hayatında da ön plana çıkmış ve kendisine yeni kazanımlar sağlamıştır. Bunlardan biri, üniversite yıllarında öğrendiği siyakat yazısıdır. Bu yazıyı Osmanlı arşivlerinde yaptığı tahrir defterleri incelemeleri sırasında öğrenmiştir.

Hafızasız bir millet bir işe yaramaz; esasen o bir millet dahi sayılmaz

Akademisyen olmayı arzulayan Hocamız, kadro yetersizliği sebebi ile kendi üniversitesinde akademik kariyerine başlayamayınca Ankara’ya gelir. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde doktorasını yapar. Ardından gelen doçentlik ve profesörlük ile akademik kariyeri tamamlanır. Profesör oluşunun ardından Akdes Nimet Kurat’ın bir trafik kazası ile gelen ani ölümü Faruk Hoca’yı, boşalan Ortaçağ Tarihi Kürsüsü başkanlığına getirir. Bu son görevidir, ardından emekliye ayrılır.

Hocamız aktif meslek hayatı boyunca Almanya ve İngiltere’de çalışmalar yapmış, dersler vermiştir. Yurt dışı çalışmaları, toplantı, panel ve seminerleri çoktur. Ancak yüreğindeki vatan sevgisi, onun pek çok ülkeden ve özellikle Amerika’dan gelen uzun vadeli tekliflere olumlu cevap vermesine mani olmuştur.

Profesör Faruk Sümer’in tarihe, özellikle Türk tarihine olan aşırı sevgisi mesleğinde başarılı, hatta otorite olmasını sağlamıştır. Faruk Hoca için özellikle ‘kendi tarihini’ bilmek, bir toplum için fizik bilmekten daha elzemdir. Hocamızın yaptığı bir konuşmadan alıntıladığım şu kısım dikkat çekicidir: “Tarih, tıpkı fizik, biyoloji, astronomi, coğrafya gibi müspet bir ilimdir. Tetkik metodu onlardan farksızdır. Her ilimde olduğu gibi tarih ilminde de tarafsızlık, ilim adamlarının baş ilkesi olmalıdır. Eğer bunu yapmamış olursa, yaptığı şey değer taşımaz… Tarih bir milletin hafızasıdır. Nasıl ki hafızasız bir insan hiçbir şey yapamazsa, hafızasız bir millet de bir işe yaramaz; esasen o bir millet dahi sayılmaz.”

Oğuzlar, eserleri okunan fakat hayatı bilinmeyen yazarlara benziyor

Faruk Sümer Hoca’nın akla ilk gelen ve en tanınmış eseri Oğuzlar’dır. Karakoyunlular, kendisinin doçentlik tezi olması sebebiyle önemlidir. İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, Safevi Devletinin Kurulmasında Ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Türklerde Atçılık ve Binicilik, Selçuklular Devrinde Doğu Anadolu’da Türkbeylikleri, Türk Devletlerinde Şahıs Adları diğer kitaplarından belli başlılarıdır. Hocanın ayrıca Türk devletlerinin, Türk boylarının, kısaca Türk tarihinin bilinmeyen sayfalarına ışık tutan pek çok makalesi ve ansiklopedi yazısı mevcuttur.

Faruk Sümer Hoca, Oğuzlar hakkında araştırma ve çalışma yapmasının sebebinin “etnografik bir tecessüs” olmadığı üzerinde önemle duruyor. Bu çalışmaları yapmasındaki ana sebebi; Oğuzlar’ın milli tarihimizde çok önemli bir yere sahip olmaları olarak belirtiyor. Kitap “ilmî bir ihtiyacı gidermek” amacıyla yazılmış. Hoca Oğuzları, eserleri okunan fakat hayatı bilinmeyen yazarlara benzetiyor. Çünkü yine kendi ifadesi ile “Türk tarihini yazanlar Oğuzlar fakat tanınmıyorlar”

Profesör Faruk Sümer’i üzen bir husus da pek çok tarih hocasının yetersizliği! Bu üzüntüsünü şöyle ifade ediyor: “…Türk, Oğuz, Türkmen, Yörük, Tahtacı Çepni, Selçuklu, Osmanlı, Kara-Koyunlu, Uygur, Özbek adlarının gösterdiği anlamları iyice kavramamış tarih hocalarının bulunduğunu söylersek bu acı gerçeği ifade etmiş oluruz.”

Faruk Sümer uzun seneler süren çalışmaları neticesinde İslam âleminin, Bizans tehlikesini Oğuz Türkleri ile atlattığını tespit etmiş. Bir diğer tespiti de Safevi Devleti’nin Anadolu Türkleri tarafından kurulduğu… Bu çok emek isteyen çalışmaların ürünü olan kitapları okumak kendi geleceğimiz adına kazançtan başka bir kelime ile ifade edilemez diye düşünüyorum. Ve satırlarımı Hoca’nın hayatında dikkatimi çeken bir ayrıntıyı sizlerle paylaşarak bitirmek istiyorum. Faruk Sümer Hocanın hayata olumlu bakışı, çalışkanlığı, Türk tarihine, vatanına ve milletine duyduğu sevgi, kanaatimce çocuklarının isimlerine de yansımış: Selçuk, Kutlu, Mutlu ve Gültekin. Ne hoş değil mi?

Ruhu şâd olsun.

 

Zeynep İnan yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Ekim 2013, 10:20
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13