O selam vermeye doyamıyor!

Nimetullah Hoca İstanbul'da herkese selam vermekten o kadar memnun ki...

O selam vermeye doyamıyor!

 

Önceki görüşmelerimizden bir hafta sonra bir bahane ile Nimetullah Hoca’yı bir kez daha ziyarete gittim. Bu sefer onu vakit namazlarını kıldığı camide buldum. Onun o masum halini görmek, teslimiyetini hissetmek yine bana huzur verdi. Böyle güzel Müslümanlarla görüşmeyi nasip ettiği için Rabbime şükrettim…

Namazdan tam çıkmak üzereydik ki camiinin halısının üzerinde ufak kırıntı gibi bir şey gördü. Eğildi onu aldı ve benim gözlerimin içine bakarak; “Bunları toplamak çok sevap!” dedi. Onun bu sözü o kadar hoşuma gitti ki onu çok sevmekte ne kadar haklı olduğumu bir kez daha anlamış oldum. Hani çiçek toplamak, meyve sebze toplamak zihnimin bir yerinde kodlanmıştı ama cami halısından gübür toplamanın bende bir karşılığı yoktu. Yani bu amelin güzelliğini daha önce fark edememiştim. Ben de bundan sonra camii halısında çer çöp görürsem inşallah onun gibi cebime atacağım. Böylece güzellik ölçütlerime bir yenisini daha eklemiş oldum. Benim için cami halısından çer çöp toplayan bir ihtiyarın resmi her zaman güzel bir çağrışım yapmaya devam edecek…

Herkese selam verdi…

Camiden çıktıktan sonra yine bir yerlerde oturduk. Ben oradayken Tekses İletişim’in sahibi Özkan Aydın Bey, Nimetullah Hoca’yı yemeğe davet etti. Nimetullah Hoca; “Davete icabet etmek çok mühim bir sünnettir” diyerek daveti kabul etti. Saat bir gibi arabayla gelip bizi aldılar. Burada bir detayı anlatmadan geçemeyeceğim. Nimetullah Hoca daveti alınca orada kim var kim yok herkesi bu yemeğe çağırdı. Bunu inanılmaz bir gönül güzelliğinin tezahürü olarak yaptı. Çünkü her Müslümanı seviyor ve kimsenin kötü tarafını görmüyordu. Müslüman mı Müslüman, kardeş mi kardeş, onun için olay bitmişti… Öyleyse her şey kardeşlerle paylaşılmalıydı.

Derken arabaya bindik. O öne oturdu, ben de diğer iki kişiyle birlikte arkaya oturdum. Bu kısa yolculuk, bu renkli kişiliğin bir özelliğini daha görmeme vesile oldu. Nimetullah Hoca arabanın camını açtı ve araba süratle giderken sürekli “selamun eleyküm” diye bağırarak her gördüğüne selam verdi. Yolda yürüyen gençten, yanımızdan geçen otobüsün şoförüne kadar herkese… “İstanbul’a gelince selam vermeye doyamıyorum” diyerek yapıyordu bunu…

Hocam hemen kaçalım!Nimetullah Hoca

Nimetullah Hoca yolda şöyle bir anısını anlattı: “Japonya’da yine böyle bir arabayla bir yere gidiyorduk. Baktık yolda gençler kavga edecekler. Şoför arkadaş: ‘Hocam kavga edecekler hemen kaçalım’ dedi. ‘Hayır, birbirine vurmadan hemen beni indir’ dedim. ‘La ilahe illallah Muhammedur Resulullah’ diye birkaç sefer bir bağırdım; gençler kavgayı birden bıraktılar. Çünkü bunu söyleyince şeytan hemen kaçıyor… Bir seferinde de Türkiye’de otobüse binmiştim, bir küçük çocuk ağlıyordu, annesi susturamıyordu. Birkaç sefer; ‘Lailahe illallah Muhammedur Resulullah’ diye bağırdım çocuk hemen sustu.”

Arabaya binme adabı

Bu yolculukta Nimetullah Hoca’dan arabaya binme adabını da öğrenmiş olduk.

1.  Besmele çekerek binmek.

2.  Sağ ayakla binmek.

3.  Elhamdülillah demek

4.  Duasını okumak

5.  Allah’ı zikretmek

6.  Tebessüm buyurarak semaya bakmak. Bu Efendimizin de bir sünnetidir.

Araplara hürmet etmek

Yemeğe bizimle beraber katılanlardan birisi de Prof. Es Semerai’nin yeğeni olan beyefendiydi. Nimetullah Hoca bu arkadaşa da tıpkı diğer karşılaştığımız Araplara hürmet ettiği gibi hürmet ediyordu. Araplara özel bir sevgi beslediğini kendisi de zaten ifade etmişti: “Araplara hürmet etmek gerekir. Çünkü Araplar İslam’ın ilk hocalarıdır. Birgün bir yerde bunu söyleyince birisi ‘niçin hocam?’ diyerek itiraz eder gibi oldu. ‘Çünkü onunla arkadaş olursan belki sana Arapça öğretir de onun için’ dedim.”

Yemekleri yiyip çayları içtikten sonra bizi tekrar otele bıraktılar. İkindi namazını Nimetullah Hoca ile otelin mescidinde kıldık. Nimetullah Hoca bu sefer çok yorulmuştu. Namazını oturarak kıldı. Çünkü o gün sabahın erken saatinden beri ayaktaydı. Bana Gonca Yayınlarından çıkan “Allah’ın Rızası Nasıl Kazanılır” adlı şahane kitabını bir de muz hediye etti ve odasına istirahate çıktı. Akşam yemeğine de davet etti ama o nasip olmadı.

Eve gittiğimde Nİmetullah Hoca’nın kaleminin bende kaldığını fark ettim. Kendisine telefon edip; “Ya helal edin ya da kalemi geri getireyim” dedim. “Kalemimi getir bu vesile ile seninle bir daha görüşmüş oluruz” dedi. Demek ki kalp kalbe karşıydı…

Aydın Başar haber verdi

 

Yayın Tarihi: 15 Kasım 2011 Salı 20:44 Güncelleme Tarihi: 02 Aralık 2011, 00:02
banner25
YORUM EKLE

banner26