O mükemmel Mesnevi şerhi ne badireler atlattı

Eserleri çokca takdir gören bir münevver olan Ahmed Avni Konuk'un bilhassa Mesnevî-i Şerif şerhi, itmama erdiği andan itibaren basımına kadar geçen sürede büyük yankı uyandırır. Ahmed Sadreddin yazdı.

O mükemmel Mesnevi şerhi ne badireler atlattı

Tasavvuf yolunun büyük eserlerinin günümüze ulaşmasında büyük emekleri olan, Mesnevî-i Şerif ve Füsûsu'l Hikem'e şerh yazıp tasavvuf klasiklerini tercüme eden büyük müzisyen, iyi bir şair ve gerçek bir derviş Ahmed Avni Konuk.

Eserleri çokca takdir gören bir münevver olan Ahmed Avni Konuk'un bilhassa Mesnevî-i Şerif şerhi, itmama erdiği andan itibaren basımına kadar geçen sürede büyük yankı uyandırır. Fakat bu eserin yayınlanması hiç de kolay olmadı. Ne eserin müellifi Ahmed Avni Bey ne de Halil Can başta olmak üzere yakın dostları bu şah eserin kisve-i tab'a büründüğünü göremediler.

Türkiye'de İslam'a kelepçe vurulduğu dönemler

Ahmed Avni Konuk, yakın dostu Halil Can'a göre, Hz. Mevlânâ gibi yüce gerçeklerden bahseden kişilerin sahip oldukları büyük meblağları, herkesin kullanabileceği banknotlara çeviren bankerlere benzer.

Ahmed Avni Bey'in bütün bu tasavvufî eserleri kaleme aldığı dönemde Türkiye'de dini tahsil ve Kur'an-ı Kerim öğrenimi yasaklanmış, dergahlar kapatılmış bir vaziyettedir. Cumhuriyet, geçmiş ile arasına çok büyük bir mesafe koyar, İslam'la, Müslümanlık'la alakalı ne varsa hepsine katı bir yasaklama getirilir.

Medeniyet birikimimiz hakaretlere uğradı

Ahmed Avni Bey'in tercüme veya şerh ettiği tasavvufî eserlerin o dönemde okunmasının pek ihtimali yoktur. Klasik gelenek alfabe devrimiyle unutulmaya terk edilmiş ve bütün medeniyet birikimine eski denilerek hakaretler edilmiş bir dönemde Avni Bey, Hz. İbn Arabi'nin, Hz. Mevlânâ'nın devasa eserlerini şerh eder. Bu eserlerin o dönem basılma şansı olmamasına, Kur'an-ı Kerim'in bile basımına izin verilmemesine rağmen çabalarını sürdürür.

Ahmed Avni Konuk, tasavvuf eserlerini şerh etmeye başladığı yıllarda bu eserlerin kendi döneminde okunamasa, basılamasa bile, geleceğe bir katkı olacağını düşünür, bir bakıma o dönemin baskılarına karşı sessiz bir direnç gösterir. Birçok diğer alim gibi baskılar karşısında sessiz kalmaz, köşesine çekilmez, bir memur olmasına rağmen, bütün boş vakitlerini telif ve tercüme bir dolu eserle hazırlamaya, tarikat vazifelerine verir.

1987'ye kadar hiç bir eseri yayınlanmadı

Mustafa Tahralı, Konuk'un sadece Füsûsu'l Hikem ve Mesnevî-i Şerif şerhleriyle bile bir öğretici, bir muallim ve kolaylaştırıcı rolü üstlendiğini belirtir. Avni Bey'in harf devriminden önce, Arap alfabesiyle basılmış bir Sipehsalar tercümesi vardır. 1987'ye kadar hiç bir eseri Latin harfleriyle yayınlanmaz. 1987'de yayınlanan eseri Füsûsu'l Hikem şerhidir.

Ahmed Avni Konuk, kırık mana denilen bir üslup seçer tercümeler için. Bu tercümeler bazen kuru ve yavan hissi verse de bir gerekçesi vardır. Konuk, eser sahibine gösterdiği saygıdan ötürü tercümeleri kelimesi kelimesine yapmaya çalışır. Şerhlerinde ise bu durum tam tersidir. Anlamı olabildiğince derinlemesine ve genişçe verir.

Bir beyt için aylarca çalışır

Ahmed Avni Konuk'un en önemli eseri olarak Mesnevî-i Şerif tercümesi gösterilir. Zekai Dedezâde Hafız Ahmed Irsoy, Konuk'un Mesnevi'yi nazmen Türkçe'ye çevirerek ahfada yadigar bıraktığını söyler. Bu işi vefatına yakın bir zamanda neticelendirir Konuk. Mesnevî-i Şerif şerhini 8 yılda hazırlar Ahmed Avni Konuk. 1929'dan 1937'ye kadar geçen sürede bu şerh için gayret eder. Bir beytin şerhi için üç ay çalıştığı olur.

Emin Kılıç Kale, Konuk'un bir mezcub arkadaşından bahseder. Çarşıkapı'da ağızlık, sigara satarmıış. Cahil bir adammış. O zaman Ahmed Avni Bey şerh ile uğraşmaktadır. Bir beytin şerhini yapamadığında o meczuba gelirmiş. Bu beyit hakkında meczub anlatırmış, şerh edermiş. Ahmed Avni Bey, “şerh konusunda bana en büyük yardımda bulunan o idi” dermiş.

Ahmed Avni Bey gönül zevkine sahip olduğu için, bütün açıklamalarda bu yüce kaynağı görmek mümkündür. Bu şerhi yaparken bir müsvedde bile tutmasına gerek kalmaz, şerhi doğrudan yazar. Büyük müzisyen Tanburî Cemil'in mahdumu Mesut Cemil, Mesnevî şerhini pek beğenir ve bir gün Avrupa dillerine çevrilmesi durumunda Avni Bey'in olağanüstü zekasının değerinin bütün dünyanın fikir ufuklarında parlayacağını ifade eder.

Halil Can'ın gayretleri netice vermez

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerif şerhinin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanması için Halil Can epey uğraşır, fakat başarılı olamaz. Eser kaybolmasın diye o zamanlar epey pahalı olan fotokopi yöntemiyle şerhi çoğaltarak kendi kütüphanesine koyar. Bir ara yayın işinin gerçekleşeceğine dair bir haber alır ve sevinir. Hatıra defterine 24 Haziran 1955 tarihinde Erzurumlu Mehmet Vehbi'ye ait şu beyti düşer. “Eğer kullukta daim olsa bir kes / Ana hadim olur dünyada her kes” ve şu duayı ekler: “Şu Mesnevi-i Şerif tamamen basılıp bütün dünya ilim âleminin ve insanlığın istifadesine ulaşmadan ve ben o günü görmeden bu gözlerim yumulmasın. En birinci niyazım budur.” Fakat Halil Can bu muhteşem eserin yayınlandığını göremedi. Şerhin yayınlanması 2004 yılına kadar gerçekleşmedi.

Ahmed Avni Konuk'un vefatından sonra Diyanet İşleri Başkanlığı, bu eseri incelemek ve yayın kararı almak üzere, Feridun Nafiz Uzluk, Niyazi Gencosman ve Kemal Edib Kürkçüoğlu'ndan teşekkül eden bir komisyon kurar. Komisyon şerhin basılmamasına karar verir. Kurul eserin basılmama gerekçesini şu şekilde ifade eder: “Bu şerh yanlışlarla doludur. İzahlar İslami akaidle kabili tevfik olmayan Panteizm fikirlerini taşımaktadır. Zaten Mesnevi metni, Hz. Mevlânâ'nın o fikirleri benimsemediğini göstermektedir. Yüksek makamların da bu çığırı tutmayacağı bellidir.”

Uzluk, şerhin basımına engel olur

Komisyona başkanlık eden Feridun Nafiz Uzluk bir gazetede Konuk'un şerhini eleştirir. Refii Cevad Ulunay ise bir karşı eleştiri yazar. Tartışmalar sürer gider. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tesis edilen komisyon bunun yerine Konuk'un da şerhinden istifade ederek, Konya'da bulunan asıl nüsha üzerinden kolay okunan, ucuz satılan özlü bir şerhli tercümenin uygun olacağını söyler.

Komisyondaki Kürkçüoğlu, Ahmed Avni Konuk'u çok seven Halil Can'ın en yakın arkadaşıdır. Olumsuz raporun hazırlanmasında Feridun Nafiz Uzluk'un etkili olduğu yönünde fikir yürütülür. 19 Aralık 1955 tarihli Zafer gazetesinde Nafiz Uzluk, Ahmed Avni Bey'in diğer şarihler gibi Hz. İbn Arabi'nin vahdet-i vücud felsefesini ele almak hatasına (!) düştüğünü söyler. Uzluk'un en başta gelen itirazı Avni Bey'in Hz. Mevlânâ'yı Hz. İbn Arabi ile açıklamasıdır. Çünkü ona göre Hz. Mevlânâ vahdet-i şuhûdu savunur. Ehlince malumdur ki iki veli de gerçeği farklı şekillerde seslendirirler. Eski şarihlerden İsmail Rusûhî Ankaravi ve diğer bir çok Mesnevî şarihi aynı yolu tutarlar.

Refii Cevad Ulunay, Nafiz Uzluk'u eleştiren 23 Ocak 1959 tarihli yazısında Uzluk'un şerhin aslında değişiklikler yapmaya başladığını, bunun üzerine devlet erkanından salahiyetli zevatın müdahale ederek komisyonun faaliyetlerini durdurduğunu söyler. Komisyonun yayınlamama gerekçesini sunduğu raporda esere müdahale ettiği açıktır. "Mevcut şerhin ıslahı ancak her gün 3, 4 beyit okumak suretiyle mümkün olmakta, bu ise 26.660 beyitten mürekkep bulunan Mesnevî'nin hitama ermesinin 30-40 yıl süreceğini göstermekte.” ifadesi müdahalenin şahididir.

Cevad Ulunay, mevcut Mesnevi şerhlerinin bazı eksikliklerinin olduğunu izah eder ve Avni Bey'in şerhinin bu ihtiyacı giderecek mükemmel bir eser olduğunu, onun bir kelimesine dokunmanın eserin temelini sarsacağını Uzluk'un da pekala bildiğini söyler.

Basılmasına lüzum olmayan(!) şerh

Esere bir diğer eleştiri Abdülbaki Gölpınarlı'dan gelir. 1972'de yayımladığı Mevlana Müzesi Yazmalar Kataloğu'ndaki görüşlerine göre Konuk, kaynakları okumamıştır ve şerhi esas nüshalara dayanmamaktadır. Eserinde dipnot ve indeks yoktur. Zikredilen hadislerin sıhhatine dikkat edilmemiş, anılan menkıbelerin kaynakları gösterilmemiştir. Bir çok şerhlerden faydalandığını söylediği halde bunların basımlarını, aldığı yerlerde sayfa numaraların vermemiş, hatta adlarını dahi bildirmemiştir. Gölpınarlı ayrıca, Ahmed Avni Konuk'un Hz. Mevlânâ'nın sözlerini fenni buluşlara uygulama çabasını da eleştirisine ekler. Fakat onun da esas eleştiri noktası, Hz. İbn Arabî'nin görüşlerinin şerhte kullanılmasıdır. Ona göre bu şerh basılmasına lüzum olmayan bir şerhtir.

Abdülbaki Gölpınarlı'nın bu tenkitlerinin çoğu eserin basılmaması için bir sebeb değildir. Zira bu şerh günümüzdeki ilmi-akademik anlayışa göre hazırlanmış değildir. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş yıllarında kaleme alınmış klasik üslupta bir eserdir ve ayetleri indî tevillere tabi tutmamış, tasavvufî yorumlarla açıklamıştır. Zaten Mesnevî-i Şerif de ayet ve hadisleri işârî yorumlarla açıklar.

Yersiz eleştiriler yöneltir Gölpınarlı

Şerhte zayıf ve mevzu hadisler değil, Mesnevî-i Şerif, Fîh-i Ma Fih, Füsûsu'l Hikem, Fütühat-ı Mekkiyye ve diğer tasavvuf klasiklerinde sık sık görünen hadisler aynen zikredilmiştir. Ayetlerin numaralarının verilmemiş olması eserin yazıldığı dönem için gayet tabii idi. Çünkü aydınların çoğu bu ayetleri ya ezbere biliyor veya rahatça okuyabiliyorlardı. Günümüzde ise bunun bir ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Bu hususlar şerhi yayına hazırlayanların çok da zorlanmadan yapabileceği bir iştir. Bunun müellif tarafından yapılmamış olması eser için bir kusur değildir. Menkıbelerin kaynaklarının gösterilmemesi de bir kusur olarak öne sürülemez. Bilgi edinmek isteyenler bu konulardaki eserlere bakabilir. İstifade ettiği eserlerin basım tarihlerini, alıntı yaptığı sayfa numaralarını bildirmemiş olması ise eski usulle yazılmış bir eser için yöneltilecek eleştiri değildir. Çünkü bu eser günümüzde hazrılanan bir doktora veya akademik bir çalışma değildir.

Ahmed Avni Bey, şerhin mukaddimesinde faydalandığı eserlerin adlarını topluca vermiş, ayrıca kendi tercüme ve şerhlerine yeri geldikçe net bir şekilde atıfta bulunmuştur. O dönem eserleri için bu kadarı kafidir.

Dertleri Ekberî meşrepleri

Her hususta İbn Arabi ile iştişhad edilmektedir” sözü, bahsi geçen diğer muarızların da esas kanaatini tekrar ediyor. Bu lakırdı İsmail Rusûhî Ankaravi ve diğer Mesnevi şarihlerinin benimsediği bir yolu yanlış gibi göstermek veya eserin basılmasını engellemek için tenkit konusu yapmak, sadece ipe un sermek kabilinden peşin bir muhalefet tavrı. Bu muarızların bugün hiç esamisi okunmamakta. Ahmed Avni Konuk'un üzerinde gereksiz tartışmalar yapılan Mesnevî-i Şerif şerhi ise diğer eserleri gibi yayınlandı ve yayınlanmaya devam ediyor. Konuk'un ismi bugün hayırla anılırken muarızları yalnızca kuru muhalefetleri ile hatırlanıyor.

Ahmed Sadreddin yazdı

Yayın Tarihi: 19 Mart 2015 Perşembe 14:39 Güncelleme Tarihi: 06 Ağustos 2019, 22:31
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Kemal Yıldız
Ahmet Kemal Yıldız - 5 yıl Önce

abdülbaki gölpınarlı'nın hizmetleri yanında hezimetleri de olmuş. günden güne kıl olmağa başladım bu herife. ben devletin yerinde olsam, ben de gölpınarlı'nın eserlerini basmam. günümüzdeki modernistlerin eserlerini de imha ederim. Ahmed Avni Konuk merhum, her ne kadar İmam-ı Rabbani Hazretlerini tenkid etme hatasına düşmüş olsa da Hazret-i Mevlana'nın eserini şerh etmesi mühim bir hizmettir. Fakat başka âriflerin fikirleriyle değil de, ehlisünnete göre şerh edilmelidir diye düşünmekteyim.

banner26