O iyi bir öğretmendi, gitti!

Bu sedef kutuda; bir kalp kriziyle aramızdan ayrılan Müslüm Işıkbaş hocamızdan geriye kalan birkaç küçük hatıra var..

O iyi bir öğretmendi, gitti!

İçinden hüzün çıkan sedef kutu… 

Sevda, bazen yitik gönüllerde saklanır… Yitik, kimsesiz, kırık ve mahzun gönüllerde… İnsan bazen sevdasını, hüznünü, -belki arayışlarını- bazen yüreğine, bazen kitaplara, bazen de içinden gözyaşı çıkan kutulara hapseder… 

Üç cümlelik bir giriş paragrafından sonra sözü aşağıda gördüğünüz, sanatkâr dedelerimizden miras kalan küçük sedef kutuya getirelim. Yıllarca içinde neler saklandı, hangi umutlar muhafaza edildi kim bilir?  

Şimdiki zamanda küçük, mütevazı kutunun neleri sakladığını biliyoruz… Adı, soyadı, doğum ve ölüm yılları parantez içine alınan emektar ve vefakâr bir öğretmenin sınıfında öğrencilerine kalan birkaç küçük hatırayı saklıyor bu kutu… Kutu açıldığında vefalı bir öğrencinin kirpikleri gözyaşlarıyla ağırlaşıyor.  

Müslüm Işıkbaş: Nöbetçi Öğretmen KartıNe demişti “Kitaplarda ölmek” başlıklı şiirinde:

Adı, soyadı 
Açılır parantez 
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti 
Kapanır, parantez. 
 
O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı 
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları. 

Ya sayfa altında, ya da az ilerde 
Eserleri, ne zaman basıldıkları 
Kısa, uzun bir liste. 
Kitap adları 
Can çekişen kuşlar gibi elinizde. 
 
Parantezin içindeki çizgi 
Ne varsa orda 
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci 
Ne varsa orda. 
 
O şimdi kitaplarda 
Bir çizgilik yerde hapis, 
Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki, 
Öldürebilirsiniz. 

Tarih, bu şiiri ve şairi Behçet Necatigil’i haklı çıkardı… Hayat-ölüm gerçeği, ölümün toplumsal hafızadaki yeri ve vefasızlık üzerine doğru dürüst tesbitler içe bir şiir bu… 

Ölüm hakikati yaşlısından gencine, küçüğünden büyüğe cemiyet içerisinde herkesi farklı ölçü ve şekillerde etkiler. Şairlerin Sultanı “Ölüm ölene bayram/Bayramda sevinmek var/Oh ne güzel bayramda/Tahta ata binmek var” dese de çocuk yüreklerinde ölüm, derin yaralar açar… Bir annenin ölümü geride bıraktığı birkaç çocuğu; öğretmenin ölümü ise 30-40 kişilik bir sınıfı; koca bir okulu etkiler…  

Okuma yazmayı, çarpım tablosunu, bunlarla birlikte adam ve erdemli insan olmayı öğreten öğretmenin ölümü acılı belki ailesinden daha çok okulundaki öğrencilerini etkiler… 

Müslüm Işıkbaş: Sedef KutuSedef kutuda neler vardı?

Kutunun içinde Gaziosmanpaşa Prof. Dr. Gazi Yaşargil İlköğretim Okulu’nun müteveffa sınıf öğretmeni Müslüm Işıkbaş’tan geriye kalan birkaç küçük hatıra var… İki adet bitki çayı, 15 adet, fotokopiyle çoğaltılan vesikalık fotoğraf ve Müslüm Hoca’nın nöbetçi öğretmen kimlik kartı…

Müslüm Hoca, Gaziosmanpaşa’da Gazi Yaşargil İlkköğretim Okulu’nda bir sınıf öğretmeneydi… Emeklilik vakti gelse de büyükşehirde geçim derdi için mesleğine devam etmek zorunda olan, yüreği sevgiyle dolu, bir sınıf öğretmeni, bir eğitim-öğretim emekçisi… 

Ölüm bir gün ona da herkes gibi beklemediği bir anda geldi. Kalp krizinden vefat ettiği haberi, okuluna, sınıfına ulaştığında minik yüreklerdeki “ah”ların “a”sı Süreyya yıldızına kadar uzadı; sınıflara hüzün, yüreklere kor bir alev, okula matem düştü… Belki, “Koşanla koşarım” diyen Müslüm Hoca, şüphesiz ölümüyle de dünyanın faniliğine dair bir ders veriyordu.

Ölüm bir hakikat... Her yerde her zaman karşımıza çıkan bir hakikat. Şu satırların yazıldığı esnada bile müezzin, okuduğu selâ ile bir vefatı haber veriyor.  

Gidenin ardından koşmalı

Müslüm Hoca, beraber geçirdiğimiz bir piknikte öğrencisi, oğlum Hasan Alperen için “Derslerle ilgilenen çocuklarla özel alakadar olurum, koşanla koşarım, Hasan koşan bir öğrenci” demişti…

Evet, Hasan arkadaşlarından öğrendiğim üzere Müslüm Hoca’yı haklı çıkardı. Vefatının ardından kabristanlığa kadar koştu! Yorgun argın okuluna döndüğünde sınıfta bulduğu hocasına ait, fotoğraflarda arz ettiğimiz hatıraları, müdür yardımcısından izin alarak evine götürdü… Bir bakıma, Hocasının hatırasına sahip çıktı…

Müslüm Hoca’nın vefatından sonra ailesine taziyeye gittik. Evinde metanetli insanlarla birlikte merhumun eğitim-öğretim defterini okulunda kapatmayarak evine de taşıdığını gördük. Hoca’nın yakın akrabalarına varıncaya kadar tüm ev ahalisinin bizim Hasan’ı en az bizim kadar tanıdığını gördük.

Keyfiyeti, geçtiğimiz günlerde okulun yeni müdürü Hamza Öztürk’e anlattığımda bunları  mutlaka yazmalısınız dedi… Ve bu değini böylelikle ortaya çıktı…

Hocamıza Allah’dan rahmet niyaz ederken, sözü Şairler Sultanı’nın mısralarıyla nihayete erdirelim:

"Hayattan canlı ölüm günahtan baskın rahmet

Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet…" 
 

 

İbrahim Ethem Gören bir öğretmenin vefatı üzerine hissiyatını kaleme aldı

Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2010, 17:55
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kadir Üsküdari
Kadir Üsküdari - 10 yıl Önce

sedef kakmalı yürekler, hatıralarını sedef kutulura bırakıp gittiler.
Allah rahmet eyleye

mehmet öztürk
mehmet öztürk - 9 yıl Önce

1961 /3 askerdım onu ısmaılce takımında sakın onurlu bıri olarak tanıdım her konuda anlaştığım bıriydi teskereden sonra cok aradım bulamadım tesadüfen acı haberi internetten öğrendım aılesıne sabır vesaygılar sunuyoru aslında çoksey var yazacak,,,,,,,,,,,,,,

Ajda Keştan
Ajda Keştan - 1 yıl Önce

60 kişilik bir sınıfa ışıldayan gözlerle bakardı, şaşılıcak bir durum hiç değişmezdi o ışıltı, her öğrencisine bir bebeğe bakar gibi, kıymetli bir maden gözüne ışığını vurur gibi bakardı. Gözüne girmek için ders çalışırdım. Bir çok öğretmenim oldu sevdiğim, çok sevdiğim ama canım öğretmenim Müslüm Işıkbaş başkaydı hep. Tesadüf olarak adını yazdım aradığım geçmişe dair bir kaç şeydi neydi bilmiyorum ve bu yazıya rastladım. (Hasan iyi ki o kutuyu saklamış.) belki benim merak ettiğim gibi merak ederse birisi ismini ararsa onu hiç unutulamamıştır.

banner19

banner13

banner26