O, Efendimiz (sav)'in 'iki kulaklısı' idi

Hz. Ömer onu zeki ve eli kalem tutar diye tarif ederek çok güzel özetlemişti. Peygamberin tezgâhında pişip, ümmete hizmet için adanılan bereketli bir ömrün sahibiydi Enes b. Malik…

O, Efendimiz (sav)'in 'iki kulaklısı' idi

 

Âlemlere sultan Medine’ye geldiğinde şehir yerinden oynamış, yürekler göğüs kafeslerine dar gelmişti. Değil yüzünü görmek, değil sesini duymak, adını duyduklarında bile Ensar mübarek isimlerine yol olup adımlarını bedenlerinde hissetmek istemişlerdi. Evinin evlerine, sesinin kulaklarına, kokusunun nefeslerine denk gelmesi için kendilerinden geçmişti.

Bir misafir gelmişti beldeye ve O’na, O’nun uğruna en güzel şeylerini hediye etmekte bir yarışa tutuşmuşlardı. Canları zaten kurbandı yollarına. Kimisi evini, kimisi en seçkin mallarını, bunlara sahip olmayan da can paresi evlatlarını en güzele hediye olarak sunmuştu. Dizlerinin dibinde otursun, eteklerinden tutsun, vahyin huşusundan üzerlerine sinsin diye…

Bunlardan biri de Medine'nin çocuklarının 'Muhammed geldi, Muhammed geldi!' diye sevinerek neşe içerisinde koşan en sevimlilerinden biri olan Enes b. Malik’di.

Annesi Enes b. Mâlik'i çağırıp elinden tutarak Resul-i Ekrem'in huzuruna çıkıp, 'Ya Resulullah, ben fakir bir kimseyim. Sizlere yardım edecek bir şeyimiz yok. Bu oğlumdur, yardım etmek ve hizmetinizde bulunmak üzere sizlere bırakıyorum. Onu kabul ediniz' dediğinde Enes’in gözlerindeki ışık âleme ışıktı. Daha küçüktü ve en güzel mektepte büyüyecekti.

On seneyi aşkın kalacaktı sultanının dizleri dibinde, binlerce hadis duyacaktı yüreği, söyleyecekti dili…

Efendisinin kelimelerini ufacık yüreğinde sır olarak, bir kuş misali kanatlarının altında benek olarak taşımıştı. Nitekim bir gün Resulullah (s.a.s.) olduğu yere teşrif buyurup onu bir işe göndermişti. Kendisi de bir duvarın gölgesinde oturarak onun geri dönmesini bekledi. Enes, O'nun emrini yerine getirmek için gidip, emirlerini ifa edip ve sonra dönüp gelerek neticeyi kendilerine bildirdi. Evine döndüğünde annesi Ümmi Süleym neden geciktiğini sorduğunda; 'Rasûlullah, beni bir işe gönderdi' dedi. Annesi, 'Ne işi?' dediğinde Enes, 'sırdır' diyerek söylemedi. Annesi onun bu tavrını çok beğenip ona şöyle demişti: 'Oğlum, Resul-i Ekrem'in sırlarını iyi sakla!'

Çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe kadar yeryüzünün en seçkin öğretmeninin yanında olacaktı talebeliği.

“Oğulcuğum” derdi efendisi ona, babasız büyüyen küçüğe. Bu şekilde onun babasız büyüyen yüreğinin eksik yönlerini tamamlar, başkalarına da kendisi taşısın diye şefkati öğretirdi.

O’na sadece hizmet etmiyordu Enes, diz büküyor önünde, ilim ve fıkıh öğreniyor, evladı gibi terbiye ediyordu.

Savaşlarda hemen ardındaydı, yanında, peşinde…

Duruşundaydı bakışları, vuruşundaydı gözleri, susuşundaydı.

O efendisinin “iki kulaklısı” idi

Kendisine verilen “yanında olma” fırsatını çok iyi değerlendirmiş, her zaman; savaşlarda, namazlarda, olabileceği tüm zamanlarda düşen yağmur damlalarının altında tutmuştu bedenini. Bereket tomurcuklandıran çiğ tanelerinin her zerresini israf etmeden değdirmişti kendisine.

Her ne kadar namı kahramanlar arasında geçmese de belirgin bir şekilde, her zaman Resulullah’ın yanında olmuş, tüm şiddetli çatışmalarda yanından bir an bile ayrılmamıştı.

Efendisi vefat edene kadar her anında; Hudeybiye anlaşmasında bulunmuş, ağaç altında Resulullah’a biat etmiş, Hayber ve Mekke’nin fethinde ve Huneyn gazvesinde hazır olmuştu.

En büyük marifeti yanında kaldığı efendisinin sözlerini ezberleyecek yeteneğiydi. Peygamberin dilinden düşen sözlerin ilk duyanı olup, ezberinde yaşatarak ümmete taşıma görevini üstlenmişti. Katıldığı savaşları, içerisindeki olayları sonralara taşımış, anlatımlarıyla tarih heybesine sıkıca yerleştirmişti. O efendisinin “iki kulaklısı” idi. Peygamberimiz ona “ey iki kulaklı” diye espri yapardı.

Vakti gelince Basra’ya yerleşmiş ve talebeliğini öğreticilikle tamama erdirmişti. Onun mektebinden geçenler, anlattığı hadisleri dinleyenler, tarihteki olayları ilk ağızdan dinleyenler Tabiînin büyüklerinden olmuşlardı.

Efendisinin dizleri dibinde aldığı her harfi, kelimeyi ömrüne salih amel eyleyip yaşayarak, anlatarak bereketlendirmişti.

Hz. Ömer onu zeki ve eli kalem tutar diye tarif ederek çok güzel özetlemişti. Peygamberin tezgâhında pişip, ümmete hizmet için adanılan bereketli bir ömrün sahibiydi.

Yüz yaşından fazla yaşadı. Basra’da vefat etti.

Resulullah ona şöyle dua etmişti: “Ey Allah’ım! Onun malını ve çocuğunu çoğalt.” Ve malı ve çocuğu oldukça fazla olarak terk etti diyarı.

Gerilerde gözlerimizin önünde canlanan Efendimizin Medine’ye gelişi sırasındaki “O geliyor” nidalı çocuksu sevinci, dizleri dibine sokulup sohbetlerine kulak verişi, nazik, lâtif ve yumuşak huylu güzel yüzlü, hoş sohbetli rivayetleri kaldı.

 

Mehmet Deveci yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2013, 15:43
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13