Ne kadar hüzünlü bir kitap kapağı bu

Beste yaparken zihnimi melodik olarak açan bir şiirdi 'Artık Kuşlarını Uçur'... Selçuk Küpçük, Adem Turan'ın ve Artık Kuşlarını Uçur kitabının şiir ve müzik dünyasındaki karşılığını yazdı...

Ne kadar hüzünlü bir kitap kapağı bu

Kapak tasarımı üzerinden ilgimi çeken kitaplar da olmuştur. Adem Turan’ın ilk şiir kitabı Artık Kuşlarını Uçur’u Ankara’da bir kitapçıda gördüğüm vakit beni ona çeken, kapağının ne kadar güzel tasarlandığı düşüncemdi. Sayısız kuş gölgesi önüne düşmüş, ölü bir kuşun son bakışı vardı kapakta. “Aman Allah’ım” dediğimi hatırlıyorum, “ne kadar hüzünlü bir kitap kapağı bu..”

Kasım 1992... Kitabın ilk sayfasının sağ üst köşesine attığım tarih... Hemen kapak tasarımını kimin yaptığını öğrenmek için kitabın künyesine bakmaya başladım. Kapak: Aycan Grafik.. Aycan Grafik isminin bende hiçbir karşılığı yok. O vakitler bilmiyorum. Zaten çok sonraları öğrendim kapaktaki resmin Hasan Aycın’a ait olduğunu...

Artık Kuşlarını Uçur, Yedi İklim Dergisi yayını olarak Kasım 1988 tarihini taşıyordu. Demek ki benim kitap ile karşılaşmam epey zaman almış. Halbuki hemen hemen her gün Ankara’da kitapçılara uğrardım. Çoğu rafta hangi kitabın, hangi sıra ile durduğunu ezberlemiştim artık. Rafta o kitabı görememişsem satıldığını mutlaka anlardım. Ayak üzeri ilk şiirden itibaren okumaya başladım daha satın almadan kitabı. Şöyle başlıyordu ilk şiir:

ben ‘f’ orada diyorsam, işte oradadır

göğsümün kıllarına bak ve bana inan

çok sevdim, güzel sevdim ve fakat güzelliğim kırıldı

ürkek ve tedirgin büyüdüm, yumruğum sonradan gelişti

…”

Okudum ve sarsıldım. Bu ilk dizeler sürekli ağzımın içinde dönmeye başladı. “Ne müthiş sözler bunlar” diyerek devam ettim ileriki sayfalarına... Artık, Adem Turan’ın kitabı her gün benimle birlikte okula gidip geliyor. Otobüste çıkarıp, birkaç saat evvel okuduğum şiirleri yeniden okuma ihtiyacı hissediyorum. Çevremde kitaplara ilgi duyan İslamcı çocuklar var. Onların bir ikisi şiirle ilgili. Gazi Eğitim’in bahçesinde çam ağaçlarının altına oturup Adem Turan şiirlerini çok okumuşumdur onlara sesli sesli...

Onun şiirleri bana yol gösteren işaretlerin başında geliyor

O yıllar aynı zamanda benim de şiire doğru hızla yöneldiğim zamanlar. El yordamı ile dergilere, kitaplara, isimlere ulaşmaya çalışıyorum. Herhangi bir dergi, şair çevresi ile irtibatım yok. Bu yüzden yıllar sonra gereksiz epey kitap aldığımı da düşünmedim değil. Ama şunu söyleyebilirim: İyi isimler, iyi dergiler ile karşılaşmak benim kaderimdi sanırım. O iyi isimler, şiirler, kitaplar üzerinden belli bir estetik düzeyin varlığını sezmeye başlamıştım mesela. Onlar gibi yazmak, onların ürün yayınladığı iyi dergilerde yer almak gibi durdurulamaz iştiyaklarımın tavan yaptığı zamanlar aynı zamanda bu.

Adem Turan’ın ilk kitabı olan Artık Kuşlarını Uçur’da karşılaştığım iyi şiirler bana yol gösteren işaretlerin başında geliyor. Mutlaka başka kitaplar ve isimler de mevcut ama Artık Kuşlarını Uçur’un şiir dünyamda karşılığı önemli.

Kitabı okudukça, oradaki 'gerilim’i hissetmeye başlıyordum. O gerilim şiirlerin arasından gizemli bir sigara dumanına bürünüp, beynimi, ciğerlerimi, kalbimi kavrıyordu adeta. Benim için öyle etkileyici dizeler… Şiirlerin içerisine girdikçe şairin çok derin bir gerilim, iç çatışma yaşamış olduğuna yönelik düşüncelerim beliriyordu. Bu aşk böyle mi anlatılırdı. Sıradan insanların içerisinde kendisini fark etme böyle mi olurdu. “Adam Olmanın Şiiri” böyle mi yazılırdı. “Özlemin Yeri ve Zamanı Yoktur” diye böyle mi denilirdi. Bir ayrılık böyle mi içli içli anlatılırdı…

Aramızda bir il varmış sadece

O vakitlerde iletişim imkanları bu kadar yayılım göstermediğinden, bazı insanlara ulaşmak için çok özel süreçleri zorlamanız gerekiyordu. Kimin nerede yaşadığını, neler yaptığını bilmek zordu yani. Bir dergi, şair çevresi ile iletişimimin olmaması da bu tür ilişkiler içerisinde yer almamı geciktirdi diyebilirim. Dolayısı ile Adem Turan’ı uzun zaman merak etmeme rağmen “bu adam nerede yaşar, ne iş ile meşguldür” vs. gibi sorularıma cevap bulamadım. Ama artık ismi önemli bir yer etmişti bende. Dergilerde şiirlerine rastlayınca, sanki yıllardan beri dostluğumuz varmış gibi, hemen ilk önce O’nun şiirlerini okumaya başlardım. Bu böyle bir zaman devam etti.

Halbuki kitabını alıp okumayı sürdürdüğüm günlerde bana o kadar yakınmış ki, aramızda bir il varmış sadece. Oysa kalkıp gecenin bir vakti kapısını çalabilirdim, “Adem abi nasıl yazdın bu içli sözleri” diye sorabilirdim.

Daha sonraları yavaş yavaş edebiyat dergilerine ve çevrelerine girmeye başladıkça tabi ortak dostlarımız olmaya başladı. Nadiren bir iki dergide ürünlerimiz yer almaya, dergilerin “içindekiler” bölümünde onun isminin altlarına doğru, bu fakirin isminin de yazılmaya başlandığı yıllara geçtik. Ben o arada Adem abinin Yozgat’ta öğretmenlik yaptığını öğrendim. “Aramızda bir il sınırı”ndan uzaklaşmıştı yani. Zaten ben de, aramızda bir il olduğunu çok zaman sonra, kendisi ile yüz yüze tanıştığımız vakit gelişen sohbet sırasında öğrendim.

Coşkun yanını ilk karşılaşmamızda hemen fark ettim

Benim hep, bir gün besteleyebilirim diye kenara ayırdığım şiirlerim vardır. Bana ait olmayan ürünler tabi ki. İlhami Atmaca’nın “O Çocuklar Öyle Mahzun Ağlamaya Gittiler” ya da Alaeddin Özdenören’in “Cebimde Ölümüm” şiirleri gibi. Adem abinin “Artık Kuşlarını Uçur”u da benim için “bir gün mutlaka bestelenmeli” dosyama aldığım bir şiirdi artık. Ama besteleyebilmek için aradan aşağı yukarı on yıl geçmesi gerekiyormuş. Çünkü 2005 yılında çıkan ve albüme de aynı ismi verdiğim çalışmamda ancak okuyabildik şarkısını.

Beste yaparken zihnimi melodik olarak açan bir şiirdi “Artık Kuşlarını Uçur”. Müziği çok güçlüydü. Adeta şiirin içindeki o görünmeyen müzik gelip bağlamanın perdelerinde ete kemiğe bürünüyordu. Serbest şiirin böyle bir güzelliği var beste yapan için. Dizelerin birbirinden bağımsız kuruluşu, melodinin de kalıplarını kırarak çoğalımına imkan verir. Dolayısıyla alışık olunan formların çok dışına çıkabilirsiniz. “Artık Kuşlarını Uçur”un şiirine yapılan beste böyle oldu. Bu, hep yapmak istediğim ama her zaman yakalanamayan bir melodik evren aslında. Ama bunu şiir besliyor.

Şiirin tamamını müziğe aktarmak imkansız tabi ki. Kitapta 4 sayfalık bir şiirden bahsediyoruz. Ben bu dört sayfalık şiirin bazı bölümlerini bestelemeye çalıştım. Ve -benim için- hep “farklı ve iyi bir eser oldu” duygumun yaşandığı güçlü bir ürün çıktı ortaya.

Adem Turan ile 1999 yılında, -yani kitabı ile karşılaşmamdan tam 7 yıl sonra- bir şiir etkinliğinde ilk kez tanıştık. O’nun ile tanışmak çok heyecanlandırmıştı beni. Çünkü ben, şiirimde bazı isimlerin manevi emeklerinin olduğuna inandım hep. O şiirleri okuyarak kendime bir yön ve estetik düzey tayin ettim. Birçok isim ile beraber Adem abinin bu ilk kitabı, Artık Kuşlarını Uçur da öyledir. Dolayısı ile O’nun ile tanış olmak bana müthiş derecede bir anlam verdi. Coşkun yanını bu ilk karşılaşmamızda hemen fark ettim. Kitabındaki şiirlerine yönelik çok sorular sorduğumu hatırlıyorum. Yani, “Cüzdanımda On Lira” kime yazılmıştı, Erzincanlı Lokman kimdi, “bazı efendiler” diye başlayan şiirde bahsedilenler kimlerdi vs. gibi şiirinin iç damarlarına yönelik sorular. Hepsine cevap verdi.

Benim gibi özel bir okuyucusu ile karşılaşınca şiirlerinin mahrem şifrelerini açtı bana. Ben, o şifreleri kimse ile paylaşmadım. Bu, belki O’nun özel okuru olmayı dilemem ile de ilgilidir. Mesela “Cüzdanımda On Lira” şiirinin bütün öyküsünü anlatmıştı Adem abi bana. O anlattıkça sanki şiirinin bütün dizeleri adeta fotoğraf kareleri gibi gözümün önünde canlanmaya başladı. Sonra çıkartıp cüzdanını açtı ve içinden yarısı yırtılmış eski bir on lira gösterdi. “İşte” dedi, “o şiirde anlattığım on lira bu”. Yıllardır saklıyorum cüzdanımda. On liranın diğer yarısının kimde olduğunu da söyledi. Ama bu, Adem abi ile aramızda bir sır. Şiirinin sırrı...

Dinlemek isteyenler için Artık Kuşlarını Uçur:



Selçuk Küpçük yazdı

Yayın Tarihi: 14 Mayıs 2014 Çarşamba 16:49 Güncelleme Tarihi: 27 Haziran 2014, 15:42
banner25
YORUM EKLE

banner26