banner17

Mustarip muvahhid, aşk adamı!

Fethi Gemuhluoğlu ile ilgili gençlerimiz güzel etkinlikler yapacaklar. Ama Gemuhluoğlu'nu henüz tanıyamayanlar için biraz anlatmak lazım.

Mustarip muvahhid, aşk adamı!

Güzel bir insandan bahsedeceğim size. Naif, kırılgan, ince bir ruh haline sahip ama aynı zamanda küfür karşısında sert, mert ve haşin bir duruş sergileyen bir ‘adam’dan söz edeceğim. Fethi Gemuhluoğlu’ndan yani. Ayrıca onun yazılarını bağrında saklayan ve onu anlatan tek kitap olan Dostluk Üzerine’yi tanıtacağım.

Başta Rasim Özdenören olmak üzere, birçok değerli fikir önderimize ‘fikir sakalığı’ yapmış bir hocadır kendisi. Anadolu’dan İstanbul’a okumak için gelmiş, çoğunluğu yoksul olan talebeler için bir babadır, bir hamidir. Türk Petrol Vakfı bütçesinden burs verir bu öğrencilere. Lisans, yüksek lisans ve doktora yapanlara ‘Sizin hizmetinizdeyim’ diyecek kadar mütevazıdır. Şan-şöhret ve makamın, sözde değil özde düşmanıdır. O nedenle yeni nesil mümin gençlik tarafından çok iyi tanınması gerekiyor.Fethi Gemuhluoğlu, Dostluk Üzerine

Kitap yazmasını isteyenlere: “Elli üç yaşındayım. Kırk senedir söz orucu tutuyorum. En az yirmi, yirmi beş senedir yazı orucu tutuyorum. Ne yazarım ne çizerim. Zaten okur-yazar takımından da değilim” şeklinde mukabele etmiştir. Bu nedenle onunla ilgili, Dostluk Üzerine haricinde kapsamlı bir kitap yoktur.

Emanet hâlâ Osmanlı’nın…

Tam bir milli ve manevi şahsiyettir Gemuhluoğlu. Osmanlı’ya hayran, İslâm’ı yaşayan ve atalarına çok bağlı bir zattır. Kaleme aldığı metinlerde, tarih bilincinin önemine her fırsatta değinir. Sistemli bir şekilde, Osmanlı’ya dönük resmî tarih aracılığıyla kara propaganda yapıldığını, sarih örneklerle anlatır. Osmanlı’nın çöküşüyle birlikte Anadolu insanında oluşan: “acaba biz emaneti hakkıyla taşıyamadığımız için mi elimizden alındı?” biçimindeki yaygın kanaate şiddetle itiraz eder. Bu fikre karşılık ısrarla: “İ’lâ-yı Kelimetullah kendisine verilmiş ve alınmamış olan Osmanoğlu. Verilmiş de, alınmış değil; buna bilhassa işaret ederim. Aklımızı başımıza devşirelim; bu emanet onlara verilmiş, fakat alınmamıştır. Bunu gönlünüze nakşediniz. Bu emanet verilmiştir, alınmamıştır!” düşüncesini savunmaktadır.

Pısırık ve tırsak bir gençlik etkisiz elemandır!

Batı karşısında kendini ezik hisseden Müslümanların cesaretlenmesine adamıştır ömrünü. Pısırık, aymaz, tepkisiz bir gençliğin hiçbir kalıcı yenilik getiremeyeceğini vurgulamış ve memleketin dört bir yanından İstanbul’a gelen Anadolu çocuklarına kimlik ve kişilik inşâ etmeleri noktasında maddi-manevi katkıları olmuştur.

Çevresinde talebeler yoğunlukta olmak üzere hatırı sayılır bir insan topluluğu ömrü boyunca var olagelmiştir. İnsanları kendine çeken bir mıknatıs gibidir. Düşünen insana çok önem verdiği gibi, insanların başarılarının fikretmek ve akletmek sayesinde ulaşılan şeyler olduğunu belirtmektedir. Güzel düşünceye ve besleyici fikre çok önem verirdi. Örneğin bir dergide önemli bir yazı gördüğünde hemen müellifine ulaşır ve takdirlerini bildirirdi. Zaten Türkiye’nin birçok aydınıyla da bu yolla tanışmıştır.

İnsanı gönül döller

Düşünceye, akla, fikre son derece önem verse de rasyonalist ve pozitivist manada bir akılcılık değildir bu tabii ki. Aynı zamanda bir tasavvuf ehlidir Fethi Gemuhluoğlu. Gönül insanıdır. Kalpler arasında geçirgenlik olması gerektiğini belirten bir sevgi adamıdır. Özellikle İslâm medeniyetinin, diğer medeniyet iddiasındaki sistemlerden farklı olarak, muhabbet üzerine temellendiğini vurgulamıştır. İnsanları hep içtenliğe, samimiyete ve muhabbete çağırmakla geçmiştir ömrü. Kendisi de söylediklerini yaşamış, âlim olmakla yetinmeyerek arifliğe ulaşmış bir insandır.

“İnsanlar hal-i cimadan doğmuyorlar. İnsanları gönül döllüyor, gönül çocukları onun için ayrı oluyor. Ve gönül çocuklarının çoğu onun için ‘yol evlâdı’ oluyor, ‘bel evlâdı’ olmuyor. Tasavvufta ‘yol oğlu’ olmak, ‘bel oğlu’ olmaktan; ‘yol evlâdı’ olmak, ‘bel evlâdı’ olmaktan onun için mukaddemdir” sözleri, onun gönle atfettiği değeri anlamak açısından çok önemlidir. Birçok insana, yoldaşına, öğrencisine “sen benim yoldan kardeşimsin veya yol evlâdımsın” demesi, ona has bir akrabalık tanımıdır. Milletimiz için bir tanımı vardır ki hiç unutulmayacaktır: “Bu mağdur, bu mahzun, bu masum millet, yetmiş bin evliya dölüdür.”

Fethi Gemuhluoğlu, Gerçek Olan AşktırAşkın eş anlamlısı: Fethi Gemuhluoğlu

Aşk deyince Fethi Gemuhluoğlu anmadan geçilmez. O tam bir aşk adamıdır, tepeden tırnağa aşktır, âşıktır. Nihayetinde Allah’a âşık olmayı kastetse de, “Leyla’dan Mevla’ya” algısına katılmaktadır. Çünkü öğrencilerine sorduğu ilk imtihan sorusu: “Sen hiç âşık oldun mu?”dur. Aşkın çok farklı anlamları vardır onun için. Bunlardan biri de kelime-i şahadete âşık olmaktır. “İlk defa kelime-i şehadet getiriyor gibi getirmedikçe, kelime-i şehadet olmaz. İlk defa âşık oluyor gibidir, ilk defa yürek çarpmışa dönüyor gibidir” biçiminde tasvir eder gerçek şahitliği…

Âşık olmamışların yontulmamış olduğunu düşünür. Kasıla kasıla, iyi bir halt yediğini sanarak ve bunu bir takva ölçütü görerek: “Hayır, hiç âşık olmadım” diyen gençlere olumlu bakmaz. Aşk denildiğinde tutulup kalan, itiraz edenleri; “Aşk insanın katı yanlarını yumuşatarak hayata esneklik kazandırır ve bu esneklik güçlüklerin aşılmasında yardımcı olur” diyerek bertaraf eder. Esasında aşktan anladığı da budur. Yoksa popülist manada anlamından boşandırılmış, mevsimlere ve aylara has bir aşk değildir onun arzuladığı. Bu arada gençlere ettiği duaların başında ‘Allah size nikâh nasip etsin’ dileği gelmektedir.

Üstad “Küfür kemâle erdi” derken neyi kastediyor?

Fethi Gemuhluoğlu, mevcut sıkıntıların yeni bir anlayışa gebe dünyanın doğum sancıları olduğunu belirtir. Savaşların, isyanların, ayaklanmaların işlerin doğru gitmediğini gösteren parametreler olduğunu ve artık insanlığın bir huzur iklimine ihtiyaç duyduğunu belirtmektedir. Oğlu Ali’yi, bir mektubunda: “Yeni bir dünya kurulacaktır. Ona hazırlanınız ve çok okuyunuz. Kendinizi çok iyi yetiştiriniz. Senin tek eksiğin yirmi dört saatlik günde otuz saat okumamandır” diyerek ihtar etmiştir. Bir sohbet esnasında talebelerini; “Çocuklar! Daha birbirinize kesenizi, karınızı emanet edemiyorsunuz. Kalkmış İslâm dünyasını kurtarmaktan dem vuruyorsunuz” sözleriyle uyarmıştır. Onları hep yeni bir gelecek tasavvuruna hazırlamıştır.

Oğluna ve talebelerine ettiği nasihatler, sitemler, biz manevi evlâtları olan talipler için de geçerlidir gerçekte. Çünkü nasıl kendisi Necip Fazıl’a: ‘beni fikir olarak siz emzirdiniz” demişse, bizlerin de hâl, gönül ve fikir dünyamızı emziren kişilerdendir merhum…

Yine oğluna, Afrika’nın kurtuluşu için kitaplar bulmasını tavsiye etmiş ve Afrika’nın, kendisi için kara bir kıtadan çok daha ulvî anlamları olduğunu ifade etmiştir. Burasının bir toprak parçası değil bir mevzi olduğunu belirterek; “İslâm’ın yeniden doğuşunun ikinci beşiği Afrika’dır” sözleriyle hassasiyetinin nedenini ortaya koymuştur.

Ortadoğu ve Afrika onun için çok özel anlama sahip olmuştur her zaman. İslâm’ın yeni soluğu Anadolu’dan doğacak ve Ortadoğu ile Afrika ise bu bebeğe beşiklik yapacaktır onun gözünde. Nuri Pakdil’le birlikte Hacı Bayram’a doğru yürürken: “Ortadoğu’ya doğru yürüyoruz, değil mi?” diyecek kadar açık bir ufku vardır. Onun kavrayışına göre Britanya İmparatorluğu bünyesinde somutlaşan küfür artık kemâle ermiştir. Doyma noktasına ulaşmıştır. En zirve çağını yaşamıştır. Bundan böyle iyice olgunlaşarak çürümeye başlayan küfür, dalından kopacak ve yerine taze ve leziz bir meyve yetişecektir. Yani çağa hâkim olan iman ve müminler olacaktır.

Onu nasıl tanımlıyorlar?

Cenazesine karşıt görüşlüler tarafından da yoğun bir katılım olan Fethi Gemuhluoğlu çok geniş bir dost çevresine sahipti. Zaten büyük bir adres ve telefon defteri vardı. Genelde vefasız olan âdemoğluna inat, o, insanların peşinden koşar, insanlara emek harcardı. Onlar yakınlarına sürekli ‘paradan önce dost biriktirin’ derlerdi. Parayı sol elleriyle tutarlar, onu bir kirlilik kaynağı görürlerdi.

Çok tanıdığı olmasından ve ülke sorunlarıyla yakından ilgilenmesindan ilhamla Muharrem Engin ona ‘Türkiye’nin muhtarı’ demektedir. Necip Fazıl, ondan, savaş meydanlarında görünmeyen, kavgaya karışmayan ama muharebenin ön saflarında çarpışanlara bütün ömrü boyunca cephane taşıyan bir ‘fikir sakası’ olarak söz etmektedir. (Bu arada Fethi Gemuhluoğlu ise, üstattan fikir olarak beslendiğini açıkça belirttikten sonra: “Ama bir husus var. Siz yıkmaya memurdunuz. Küfrü yıkmaya. Yıktınız da. Amma yapmak, yapmaya memur olmak başka bir şey. Bunu tasavvuf neşesi olmayanlar anlamaz fakat siz çok iyi bilirsiniz” demiştir.) Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyelerinden ve talebesi olan Prof. Hüseyin Algül: “Fethi Gemuhluoğlu tek başına bir akademi gibiydi” demektedir. Mehmet Çavuşoğlu ‘söz ile semâ yapan’ adam diyor üstat için.

Fakat onun kişiliğini ve hayatını  en güzel şeklinde özetleyen kişi yine bir talebesi olmuştur. Bir talebesi Tercüman Gazetesi’nde onu anlatırken ‘mustarip muvahhid’ tabirini kullanmıştır. Bu tarif, Fethi Gemuhluoğlu’nun davasını ve bu yolda yaşadıklarını özetleyen çok güzel bir ifadedir.

Sonuç olarak Fethi Gemuhluoğlu, ‘Feth’ ismiyle müsemma olmuş ve tanıdığı bütün insanları fethetmeyi bilmiştir. Günümüz düşünce adamlarının tohumunu atan, onları sulayan, besleyen birkaç tane emektardan biridir. Bizlerin onu tanıması ve anlaması hem bir vefa gereğidir hem de kendimizi yetiştirmek açısından çok önemlidir.

 

Abdullah Yalnız aşkla yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2010, 20:14
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
melami
melami - 8 yıl Önce

yüzlerce aferin yazana, yaşatana

Yavuz Selim Güneş
Yavuz Selim Güneş - 8 yıl Önce

Cahit Zarifoğlu'nun "tek başına âdeta bir okuldu" dediği Fethi Gemuhluoğlu'nu 5 Ekim Salı günü saat 18:00'da TYB İstanbul şubesinde anacağız inşallah.
Para değil dost biriktirenlere selam olsun..

banner8

banner19

banner20