banner17

Mürsel Sönmez kaba sığar mı?

Mesut Doğan, Kardelen dergisi yıllarından tanıdığı şair Mürsel Sönmez'i anlattı.

Mürsel Sönmez kaba sığar mı?

Çok uzun anlatmak gerekti

Ve biz, sadece ima ile geçtik

Hilmi Yavuz

Diriliş aboneliği hediye etti.

İstanbul’a geldiğim (1989 yılı) ilk aylardı. İş ve okul yaşamında kendimi rahatlattıktan sonra edebiyat çevresinde de istem dışı olarak kendime tutunacak bir dal aradığım zamanlardı. Bir gün Cağaloğlu semtinde bir kitapçıda dolaşırken Müştehir Ağabey’e (Karakaya) rastlamıştım. Onunla yeni tanışmıştık. Müştehir Ağabey’in yanında, yerinde duramayan, sürekli faaliyet halinde, insanı rahatlatan bir ses tonu olan bir kişi vardı. Müştehir Ağabey’e hemen beni sordu ve böylece tanışmış olduk. Davranışlarında bulunduğu ortamda hemen öne çıkan, liderliğe yatkın bir hava olan Mürsel Ağabey, bu tanışmamızın anısına bana bir yıllık Diriliş Dergisi aboneliği ısmarlamıştı. Bu ilk karşılaşma anını hiç unutmadım. Çok girişken, sizi hemen kendi çemberine çekiveren, ruhunuzu ısındırıp şekillendiren, tanıştığı anda sizde mutlaka unutulmaz izler bırakmak isteyen ve bunu başaran bir kişiliğe sahipti Mürsel Ağabey.

Beyaz eşyacı mı kitapçı mı?

Mürsel SönmezDaha sonraki günlerde Örnek Mahallesi’nde bulunan ve birçok insan tarafından modern bir okul, toplanma yeri haline getirilen beyaz eşya dükkânına bende çok sık gidip gelmeye başlamıştım. Dükkânında beyaz eşyadan ziyade adeta bir kitapçı gibi sayısız kitaplar göze çarpıyordu. İlkokul mezunu (bununla hassaten övünürdü) olmasına rağmen çok okuyordu ve okuduğunu çok iyi özümsüyordu. Onu iş yerinde her gördüğümde içime dolan ilk izlenim, dükkândaki davranışlarına bakıldığında esas işine sanki bir emanetçi gibi ilgisiz ama edebiyat ve şiirle ilgili heyecan ve konuşmalarında bir iş yeri sahibi gibi davranmasıydı. Farklı bir söyleyişle, ana branşı edebiyat ve sanat, yan branşı esnaflık desem çok daha yerinde bir tespit olur. Burada Mürsel Ağabey’in ve onun gibi birçok yeteneğin günlük işlerle uğraşmaktansa asıl işi olan sanat ve edebiyatla ilgilenmesini çok istediğimi ve onların adına üzüldüğümü söylemeden geçemeyeceğim. Dostluğumuz ilerledikten sonra onun bilgisi, kültürü ve kendine has oturmuş, adeta bir tarz haline gelmiş estetiği karşısında, bir yanlışımı bulma veya daha ileri bir bilgiyle karşılık verir korkusu ile (burada Ayhan Songar ve birçok edebi ve ilmi şahsiyetin Peyami Safa ile konuşurken çekinmesini hatırlatmak isterim) onun yanında konuşmaya her zaman çekinirdim…

Sonraki yıllarda dükkânın müdavimleri arasında elinde akordiyonu, bakışları insanın içini didik didik eden, adeta çarpılmış gibi çok heyecanlı ve yerinde duramayan bir deli (akıllı) ile tanıştık. İsmi Atilla idi ve bana hastanede çalıştığım için sürekli “morgcu” diye hitap ederdi. Bakışlarını deli gibi gözüme diker ve beni sık sık tarassut altında bırakırdı. Ara sıra aklımı aşan hikmetli sözler savurur bazen de saatlerce ötelere doğru bakıyormuş ve çok ilginç bir manzara seyrediyormuş gibi hareketsiz dururdu. Ne zaman dükkâna gitsem beni kapıda akordiyonu ile karşılar ve hemen heyecanla Mürsel Ağabey’e servis yapardı. Beni seviyordu. Mürsel Ağabey dükkâna gelen müşterilerle ilgilenirken arka planda hafif silik vaziyette bekleyen Atilla, bana sürekli perde önünde dünyevi işlerin ve pazarlıkların ne kadar geçici olduğunu kodlarını hala çözemediğim bir hal diliyle anlatır, sessiz ve uyanık bir halde beklerken, çok daha kalıcı olan bir yaşamın ve hatıranın kozasını ören bir ipek böceği gibi kendi kendine titizlenirdi.

Mürsel Sönmez, Tütün KüfesiHangimiz deli?

Bazı günler her ikisinin de deliliği tutar, tuhaf ve adeta çocukken sürekli sıkıştırılmaktan bir türlü mecrasını bulup açığa çıkaramadıkları ve sürekli içlerini ucu düğümlü bir ip gibi acıtan her ne varsa işte onları doya doya yaşamak istercesine kendilerini zikir halindeki meczup dervişler gibi tuhaf hareketlerle sağa sola atarak normal insanın yapmaya cesaret edemeyeceği davranışlarla ruhlarını rahatlatırlardı. Bu halleri bana çok garip gelirdi ve hangisi deli hangisi akıllı anlayamazdım. Sonra ikisi birden bana dönüp elleriyle beni göstererek “deli” diye bağırırlardı. İtiraf etmeliyim çoğu kez onlara inanırdım. Çünkü onlar iki kişiydi ve her ikisi de sıra dışıydı. Mürsel Ağabey’in Atilla ile çok iyi anlaşması ve bazı zamanlar delilikte onu bile sollaması (Atilla böyle durumlarda Mürsel Ağabey’i parmağıyla göstererek adeta içindeki deliliği ona verip de kurtulmuş gibi bir sevinçle deliye bak diye bağırırdı) belki de ruhundaki normal bir insanın anlayamayacağı hezeyanları ve tenakuzları ancak bir delinin aynasında açığa çıkararak onlarla hesaplaşmaktı.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın “Çamlıca'daki Eniştemiz” adlı kitabında da belirttiği gibi “deliler, bizim her zaman umduğumuz gibidirler ve bizi hiç şaşırtmazlar, kişilikleri aynıdır, her zaman delidirler, oysa normal insanlar her zaman sürprizlere açıktır”. Hayatın her evresinde bizi aldatan, hayal kırıklığına uğratan, kişilikleri mütemadiyen değişkenlik gösteren insanlar, normal insanlardır. Mürsel Ağabey sanıyorum bu noktada çoğu insanlarca “bir deliye katlanmak” olarak algılanan ve adeta çılgınlık olarak değerlendirilen Atilla ile arkadaşlığını, sürekli karakter değiştiren normal ve akıllı insanlardan kaçma ve değişmeyen bir karaktere sığınma, orada saflığı ve doğallığı bulma ve yaşama doğru bir noktadan çıkış yaparak her zaman içinde sağlam bir denge merkezi bulundurma gibi yüksek bir nedene dayandırıyordu.

Belki de hepimizin ara sıra yaşadığı ve en yakınımıza bile söylediğimizde alaya alınıp dışlanan birçok orijinal düşünce, sürekli bastırılmaktan kaybolup gitmek yerine, ancak bir delinin sonsuz hoşgörüsü ve sabrıyla içimizdeki zindandan kurtularak binlerce insanın yaşamını aydınlatan bir ışığa dönüşerek onların umudunda ve gerçekleşen hayallerinde titreştiğinde, Atilla ve Mürsel Ağabey’in arkadaşlığındaki sırrı daha iyi anlayacağız.

Beyaz eşyayı boşverin, birbirinizi sevin!

Bazı günler evliliğin arifesinde olan ve düğün hazırlıkları yapan genç çiftler ve onların aile büyükleri Mürsel Ağabeyden beyaz eşya alışverişine gelirdi. Dükkânda o eşyadan bu eşyaya koştururlar, her şeyin son modelini almak istercesine heyecanla fiyat sormak üzere Mürsel Ağabey’e geldiklerinde Mürsel Ağabey’in “bu eşyalar satılık değil, ne yapacaksınız televizyonu, buzdolabını kardeşim, gidin mutlu olun, birbirinizi sevin, ömrünüzü borçla karartmayın” sözüyle sendeleyip çarpılırlardı. Bu sıra dışı satıcı yaklaşımına ilk kez ben de çok şaşırmıştım. Bu söz üzerine damat adayı genç kıpkırmızı olur, utanır, ayağını nereye basacağını bilemezdi. Genelde bu kişiler Mürsel Ağabey’i tanıdığı için kız tarafı bir muvazaa hissine kapılır ve bizi yanlış anlar düşüncesi bu gençleri perişan ederdi. Bazen kızın anne babası “bu adam delirmiş olmalı, malından bezginliği var, haydi başka dükkâna gidelim” deyip hışımla kapıya yollanırlardı. Onlara olayı izah etmek isteyen damat adayının halini görmeliydiniz. Atilla bu gibi durumlarda elinde akordiyonu ile gördüğü manzaranın basitliğini ve insanların dünya işleri için üzülmesinin tuhaflığını mimikleriyle sadece bizim anlayacağımız biçimde göstererek akordiyonundan kesik ve anlamsız bir ses çıkarıp dükkânın dışına doğru yollanırdı. Mürsel Ağabey’in garip davranışlarından zaman zaman bende nasibimi alırdım. Hastane lojmanında yalnız kalıyordum ve bir ütü almam gerekiyordu. Mürsel Ağabey’e çekinerek ütü alacağımı söylediğimde “boş ver ütüyü” sözünü duyunca çok gülmüştüm. Uzun ısrarlarım sonucunda zorla bir ütü satın alabilmiştim.

Fethi GemuhluoğluÖrnek aldıkları

İstanbul’da özellikle doksanlı yıllarda Mürsel Ağabey, Orhan Baba (Gencebay) hastasıydı. Bir gün seyyar bir satıcıdan Orhan Baba’nın yeni kasetini, siyah paltosunun yakalarını kaldırıp, sigarayı iki kat derin çekerek dumanını bir vapur gibi satıcının yüzüne savurup, üstü kalsın kabilinden yine gizemli bir şekilde alarak oradan nasıl uzaklaştığını anlatmıştı. Edebiyat alanında ise Nuri Pakdil ve Fethi Gemuhluoğlu’nun çok yakın takipçisiydi. Nuri Pakdil ve Fethi Gemuhluoğlu’nun kitaplarını ilk kez bana Mürsel Ağabey vermişti. Özellikle Gemuhluoğlu’nun “Dostluk Üzerine” makalesini hiç unutamam.

Mürsel Ağabey, edebiyat alanındaki teorisyenliğini ve çileli yazma işçiliğini Nuri Pakdil’den, sosyal yaşamda birçok gençlerin önünü açmadaki azim ve gayreti ile aksiyon insanı olma özelliğini ise Fethi Gemuhluoğlu’ndan alarak, bir sanatçıda aynı anda olması çok zor olan her iki farklı ve gerekli yaklaşımı kendi hayatında ince bir terkiple birleştirmeyi başarmıştır.

Aşık mısın?

Yanına gelen gençlere “âşık mısın” diye sorar, onların “abi oda laf mı hem de nasıl” sözüne, “hadi oradan Allah’a âşık mısın” diye afallatırdı. Kendisini bir bayanla aldatana kızmaz ama bir erkekle aldatanı da (yani onu Mürsel Ağabey’den üstün tutanı) affetmezdi. Mürsel Ağabey’i tanıdığım diğer birçok insandan ayıran temel özellik, onun bir insanın ruhuna ve gönlüne yaklaşımındaki üslup farkı, aşk derecesine varan bir ilgi düzeyiydi. Ne zaman onu iki kelimeyle tanımlamaya kalksam, aklıma ilk gelen kelimeler her zaman “yürek” ve “aşk” olmuştur. Aslında tek kelimeyle “aşk” denilse daha uygun olur.

Her insanın belleğimizde yer tuttuğu bir özelliği vardır. Mürsel Ağabey benim zihnimde daha çok ince ve insanın ruhunu teskin eden sesiyle öne çıkmaktadır. Onu ne zaman arasam, her zaman içinde var olan ve ona hayatın en dar dönemeçlerinde izleyeceği yolu gösteren, geçen onca yıllara rağmen eskimeden kalan sesi, tanıştığımız ilk gündeki heyecanından ve pırıltısından hiçbir şey kaybetmeden karşımda çınlardı. Onun, mizacından mı yoksa esnaflığından mı kaynaklandığını çözemediğim girişken ve neşeli görüntüsüne rağmen günümüzün sanal yaşamından sıkıldığında, yüreğinde, her zaman kaçıp saklanabileceği, derin bir uzletle ruhunu havalandıracağı ve sığınacağı bir yer olması ve bunu asla belli etmemesi beni hep şaşırtırdı.

Genellikle bir insanda kolay kolay bir araya gelmeyen nakil kültürü (hayat okulundaki bilgiler) ve akıl kültürü (kitap ve eğitimle elde edilen bilgi) Mürsel Ağabey’de çok ince ve hassas ölçülerle bulunmakta ve onun yaşamı anlaması ve anlamlandırmasında bir adım öne çıkmasını sağlamaktadır.

Bohemliği tercih etmez

O, her topluluk ve ekipte sürüden ilk ayrılan kişi pozisyonunun birçok insan tarafından kolay kolay kaldırılamayan sonuçlarını hiçe sayarak, peşinden mutlaka birilerini zorlamadan götürür, adeta birçok insanın hayatında mutlaka birkaç kez yaşadığı hayatını şekillendiren olaylar karşısında çok kısa zaman dilimlerine sıkışan önemli karar anlarında ipi göğüsleyememenin derin pişmanlığını yeniden hatırlatarak, onlara bir kez daha başarma umudu ve cesareti verirdi.

Edebiyat çevresinde genelde yazar-çizer insanlar kendi içine kapanma, insanlardan ve ekip çalışmasından uzak yaşama, bohem bir hayata özenme şeklinde özetlenebilecek bir yaşam tarzını tercih ederken, Mürsel Ağabey tam tersine paylaşımcı, iletişimi yüksek, ekip çalışmasını önemseyen, mutlaka birilerine kol kanat gererek onların yaşamına renk ve hız veren bir anlayışla tıpkı zor bir işin kıyısında gönülsüz duran insanlara inat, eliyle, yüreğiyle ve her şeyiyle işe saldıran öncü kişiler gibi önlerindeki engel kaldırıldığında gürül gürül akacak ırmaklar misali genç nesle bir pusula olmak için örnek çabasını sürdürmektedir.

Üzerimizde emeği vardır

Birçok genç arkadaşın yazı hayatına girmesinde ciddi katkıları olan Mürsel Ağabey, İstanbul yıllarında Kardelen Dergisi’ni bir ekip olarak çıkarırken ve diğer zamanlarda bana ve birçok arkadaşa da bu anlamda emek vermişti. İstanbul’dan ayrıldıktan uzun yıllar sonra yazmaya ara vermiştim ve hiçbir dergi ile irtibatım yoktu. Mürsel Ağabey Birnokta Dergisi ile çıkageldi ve uzun bir aradan sonra beni yazmaya yeniden ısındırdı.

Hayatı ve dünyanın herkes tarafından aşırı derecede ciddiye alınan oyunlarını bazen bir çocuk bazen bir meczup kayıtsızlığıyla alaya alarak, günlük yaşamın içinde tıpkı bir sahnede rol yapar gibi davranması birçok insanda ilk zamanlar yanlış izlenimler uyandırsa da, onu tanıyanlar ve zamanla hayat çizgisinin bir sarhoş gibi ne kadar sallansa da asla rotasından sapmadığını görenler bu önyargılarından dolayı pişmanlık duyarlardı. Çoğu kez içimde kıpırdayan bir umut kendi kendime bile sormaya korktuğum bazı sorulara çarparak, onun bu dünya ve öteler hakkında mutlaka bir bildiğinin olduğunu, dünyevi hiçbir fenomeni dikkate almayan inşirahına bakarak, bizi her zaman sarsan sıkıntıların formülünü sanki onun bulmuş olacağı şüphesinin yakıcı alevinde eriyerek kaybolurdu.

Kendini arayan adam!

Mürsel Ağabey, hayatın her karesinde ve bir sonrasını bilmediği labirentinde kendisini asla zorlamadan ve ince hesaplar yapmadan hep bir istiğrak halinde, melankolik, en küçük davranış ve duygu patlaması ile birkaç âleme dalıp çıkabilen, çok kısa zaman dilimlerinde hayatın en dibine ve yükseğine gidip gelen bir yürekle adeta yaşamın en ince seslerini duyan, yaşayan ve bunu kendine has dışa vuruşlarla, sanatın bütün dallarıyla bize hissettiren, hayallerimize çarpa çarpa onları genişleten bir havayla, bir orkestra şefi gibi bir gün gönüllerimizi esrarlı bir terkiple insanlığın özlediği o büyük resimde birleştirecektir.

Günümüzde birçok insanda günlük koşuşturmalarla ihmal edilen ve sürekli arkada kalan ruh, Mürsel Ağabey’de tam tersine yatağına sığmayan bir ırmak, kınını kesen bir kılıç gibi onun bedenini aşırı yormaktan ve sorgulamaktan bitkin düşürmekte ve günlük işlerde o, çoğu zaman sizin yanı başınızda bir rüya âleminde yaşar gibi öteki âlemin esrarlı denizlerinde yüzmektedir.

Belki de Mürsel Ağabey, tıpkı bir maden işçisi gibi binbir emek ve çileyle, karanlığı dele dele yıllarca hapsedilmiş, sıkıştırılmış bir aydınlığı büyüte büyüte, hepimizin buruk ve umutla bekleyen yüreğine doğru genişletecek, geçmişi ve geleceği birleştirerek, aradaki bütün kopuklukları gidererek, insanın ezeli ve ebedi yolculuğunu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır.

Mürsel Ağabey, Henrik İbsen’in Per Günt’ü gibi sürekli kendini arayan ve tam bulmak üzereyken tekrar elinden kaçırarak bir ömür boyu arayışını sürdüren, diğer insanlarca çok önemli görülen olay ve fırsatlara bir tekme atarak hep bir hayalin peşinden giden, ama bunu anlamlı sonuçlara çevirerek Per Günt’ten bu noktada ayrılan bir yaşam tarzına sahiptir. Onun, bir insanın çabasını aşan koşturmalarının çıktılarına baktığınızda orada dünyevi hiçbir sonuç bulamazsınız ve işte bu noktada sayısız insanların gönüllerine attığı görünmez ağlarla bir “iç âlem medeniyeti” inşa ederek bunu bir musikiyi aşan akislerle onların ufkunu perde perde aydınlatıp büyüterek adeta sessiz ve dingin bir iç huzura dönüştürdüğünü görürsünüz.

8947

14 yılın ardından

Mürsel Ağabey’le yaklaşık 14 yıl aradan sonra bir şiir şöleninde görüşme imkânı bulduk. Aradan geçen onca zamana rağmen dış görünüşü, sesi, neşesi, şakacılığı ve yüreğinin sıcaklığında en küçük bir değişme olmamıştı. Atilla’yı sordum, hüzünlü bir şekilde “öldü” dedi. Bir trafik kazasında ölmüştü Atilla ve bana “morgcu” diyerek sürekli takıldığı hastanenin morguna kaldırılmıştı. Sık sık mezarını ziyaret ettiğini söyledi Mürsel Ağabey. İçinde, derinlerde kımıldanan ama kimseye belli etmediği ve insana dilsiz bir şekilde nice sırlar fısıldayan hüzün külçesinde, adeta kaderin hükmüyle ikiye bölünen bir insanın öbür yarısını umutsuzca arayışına çok benzeyen ve önemli eserleri ortaya çıkaracak büyük bir yalnızlığın sabırlı uğultusunu duydum.

Mürsel Ağabey, belki de uzun yıllar bir çocuk kadar hassas hislenişlerle “aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır” muammasının gelgitlerinde, sanatta ve aradığı bütün şeylerde bir Per Günt gibi koşuşturmasını sürdürecek, içinde yanan insanlık sevgisini ve bütün değerleri söndürmemek adına bir yaraya tuz basar gibi yüreğine şiiri, edebiyatı, tütünü ve sayısız insanların hüznünü basarak, bunları bir arı gibi acıyla yutacak, içinin cehennemlerinde aydınlık ve umutla kaplayıp şekillendirerek, evreni ve insanlığın ortak ve büyük acılarını duyma ve dışa vurma biçimini sürekli geliştirerek sıra dışı bir ritimle her zaman kalabalıklardan ayrılarak onları gönlümüzde özgün bir estetiğe dönüştürecek.

Mesut Doğan büyük bir içtenlikle yazdı.

Güncelleme Tarihi: 16 Kasım 2009, 08:26
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
mustafa
mustafa - 9 yıl Önce

Güzel, içtenlikli bir yazı...Mesut Doğan nasıl bir içtenlikleyazdıysa ben de aynı içtenlikte okudum. Tebrikler Mesut Doğan..Nesrin şiirle harmanlandığı bu yazınla bugün bana edebiyat lezzeti tattırdın.

aborjin
aborjin - 9 yıl Önce

eyvallah mesut.. yüreğine,kalemine sağlık..çok hoştu..keyif alarak okuduk..

Leyla Marankoz
Leyla Marankoz - 9 yıl Önce

mürsel ağabey iyi adamdır. güzel adamdır. yanına vardığımızda çayımızı çorbamızı fırçamızı eksik etmez adamdır. vesselam..

Müştehir Karakaya
Müştehir Karakaya - 9 yıl Önce

Yazını ilgiyle ve geçmişe yolculuk yaparak okudum Mesut Doğan. Kanadım. Oturup ağladım. Varolasın kadim dost. Güzellikle ve aşkla kalın e mi?

bünyamin durali
bünyamin durali - 3 yıl Önce

Uzun etmeyeceğim: Ayak tırnaklarının ucundan, saçının son teline değin "gönül insanı." Öyle olmak, öyle görünmek için çırpınmaz, kendiliğinden öyledir: Yaradılış meselesi yâni. İnsan'dan kalkar şiirlerinde, canlı-cansız tüm varlık'la buluşmak, sarmaşıklar kıvamında sarmaşmak için. Var-Oluş'un(un) dinamiklerini böyle bir seyrüseferde kavileştirir. Dünyaperestlikle sürgit dövüşmenin tutanakçısı. Kaç milyon mevsimle aynı zamanda buluşur, bilin(e)mez. İçinde: habire yanardağlar püskürmesi...

banner19

banner13

banner20