Murat Kapkıner şeyhini yazdı..

Müstesna edebiyat adamı Murat Kapkıner Üstad'ı Avnullah Özmansur Efendiyi yazdı. Uzun uzun ama kısacık...

Murat Kapkıner şeyhini yazdı..

Avni Baba Hazretleri hakkında bir kaç söz etme cüretimdir.

Asım (Gültekin) yazmalısın dedi ve ben de boş bulunup söz verdim.

Boş bulundum çünkü herhangi biri hakkında değil, Mübarek Şeyhim Avni (Avnullah Özmansur) Efendi’den söz edecektim. Telefonda neler konuşmuşsak artık ‘bunları yaz abi’ dedi.

Kâğıt, defter, daktilo derken bilgisayarda; yaklaşık otuz beş yıldır yazıyorum. Bu süreç içinde (anımsadığım kadarıyla) ölümünden sonra iki kişi hakkında yazmış, sağ olanlardan da iki kişiye açık mektup yayınlamışım.

Sanki 80 yaşında değil

Avni Baba Hamdolsun bugün sağ: sanırım seksen yaşında. Bazan kendime soruyorum Avni Baba gerçekten seksen yaşında mı. Sonra eh tabii ‘sen altmış bir olunca’yı anımsayıp ayılıyorum. Apak saçları sakallarına, yaşlılara has birçok hastalığa karşın, eğer teşehhüt miktarı oturursanız onunla sizden sağlıklı bir muhakeme ve talakata sahip olduğunu görür, kesinlikle seksen yaşında biriyle konuştuğunuzu anlayamazsınız. Onun yüzünde giyiminde de hiçbir yaşlılık, yaşlılığın ilahi, beşeri eserini, kusurunu göremezsiniz. İnanmayan gitsin baksın: ampul gibi yanıyor benzetmesinden haya ederim; yüzü daima nurdur, nur parlar.

En çok şükrettiğim Şeyh’imin mücahit, İslam Davasının salt irşad faaliyetleri ile değil, gençliğinden beri aksiyoneri  olarak yakıcı odağında bulunmuş olması. İkincisi: Çok meşayih gezdim, olmuyordu, bir şeyler eksikti. Doğrusu şeyhlerimin her şeyi bilmesini istemediğim gibi benim kadar bilmesini de beklemiyordum. Ama benim şeyhim yeteri kadar şeriatçi olmalıydı; şeriati bilmeliydi. Avni Baba, Mevlana Halid(K.S.) gibi Cüneyd i Bağdadî (K.S.) gibi zül cenaheyndi, tarafeyndi. O kadar ki belki on beş yıl kadar önce bana: ‘Ben artık tasavvuf sohbetleri yapmıyorum Murat can: şeriat kaybolmuş, şeriat bilinmiyor’ demişti.Avnullah Özmansur

Soru sorduran mürşid

Sürekli dervişana:  ‘Sorusu olan..? Soru soran yok mu..?’ diye handiyse yalvarıyor. E.. derviş, boynunu bükmüş önüne bakıyor. Daralınca bana: ‘Hadi Murat sen bir şey sor’ derdi. Bildiğimi, bilmediğimi sorar onu konuşturmaya çalışırdım. Benim bildiklerime aykırı şeyler de söylese edeben itiraz etmez dinlerdim. Bunu anlamış olacak ki bir gün: ‘Murat herhalde senin kafana yatmadı; sence nasıl’ diye sordu. Ben: ‘Efendimiz, söylediklerinize katılmıyorum ama edeben konuşmuyorum’ dedim. Israrla söylememi  istedi ve sonunda ikimizin farklı şeyler düşünmediğimiz sonucuna vardı.

Tartışmayı seviyor. Eğitim için. Bilmem böyle başka şeyh var mıdır?

İfrat tefrit esasen nedir O’ndan öğrendim. Malatya müftülüğünde Şefti. Hiç tanımadığım halde gittim, Tarikatçıların o gün bana göre balla yenmez bir gayri şerri iddialarını sordum: ‘Genç’ dedi bana ‘Hz. İsa’ya haşa piç de dediler  Tanrı da dediler. İfrat tefritten kaçın, hayat düsturun olsun. Hz. İsa ne oydu ne öteki; Allah’ın kulu ve Rasülüydü.’

Bu konu hakkında fikir vermesi hakkında kitabından bir paragraf aktarmak istiyorum:

‘Değerli kardeşlerim. Herhangi bir zata olan aşırı sevginizden dolayı, o zat gavsdır, kutuptur veya mehdidir, zamanımızda en büyük veli odur demek suretiyle kimsenin bilemeyeceği manevi makamları taksime kalkışmayınız. Biz bilemeyiz gaybı ancak Allah bilir deyin…’’ (Kur’anî Hayat, İslamî Terbiye, Başsız Şehid. M. Avni Özmansur. S.40).

Medrese-i Yusufiye'den geçti yolu

Cumhuriyet tarihine Malatya Hadisesi olarak geçen Gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın vurulması olayında bîgünah iki sene işkenceyle yatmış, kendisinden üç yaş büyük Ağabey’ini aynı hapishanede şehit vermiştir ve hapse girdiğinde 21 yaşındadır.

Avni Efendi’nin kitaplar dolusu şiirinden o işkenceleri  anlattığı, o yıllar yazılmış dört dizeyi buraya almak istiyorum:

Zulüm içinde zulüm, aldırttılar sopayı

Dövdürtmek için güya, yatırılan Musa’yı

‘Vur ulan şu soysuzu! Yoksa yakarım seni’

O kafasını sallar: istersen öldür beni

Sözü geçen (Allah başımdan eksik etmesin) şu sıralar sekseni devirmiş bulunan Musa Çağıl. Namı diğer: Saatçi Musa. Kendilerinin kırıp parçaladıkları yetmiyormuş gibi. Tutukluları birbirine dövdürüyorlar. Spartaküs trajedisi gibi.

‘Yoruluyor, nöbetleşe dövüyorlardı’ demişti.

O yıllar Büyük Doğu’ya adamış kendini. Burada Malatya Hadisesini anlatacak değilim. Kendi kitaplarından fazlasıyla öğrenilebilir.  Şu Kadar var ki o davada ikişer, beşer, onar yıl yatmış hemen herkese yetiştim. Tuhaf  ama sadece Üstat Necip Fazıl ile tanışmadım. Oysa yaşıtlarım sabah akşam onun sohbetlerindeydi. Fevzi Usta (Terzi Fevzi), Hüseyin Yabacı (kitapçı), Şerif Dursun, Emin Hoca(Emin Çağıl), Hüseyin Üzmez (Teşehhüt miktarı) ve Avni Baba ve diğerleri…

Tarikatlarda Şeyhler hep Babadır. Bense ta başlarda bir yerde O’na: ‘Sen benim anamsın ha’ demiştim. Sanıyorum gene otuz beş yıldır tanışıyoruz ve bana hep anne şefkatiyle yaklaşmıştır.

Tarikatlarda şeyhe gidilir; O, benim O’na gittiğimden belki daha fazla bana gelmiştir. Tarikatlarda şeyhe götürülür. Ben O’ndan hep para aldım. (Demek yirmi birinci yüzyıl dervişiymişim).

Bunları aslında söylemesem Avnullah Özmansur ve Emin Saraç Hoca

Asım’a telefonda her yerde söylenmeyecek şeyler, dört duvar arası diye bir kaç anımı anlatmıştım: Söz verdik artık bütün yanlış anlaşılmaları göze alıp belki bir iki anı aktaracağım.

O’na yeni intisab ettiğimde, bir nevi pazarlık etmiştim: ‘Efendim size keramet için, seçkin bir adam olmak için, hele dünya için hiç gelmedim. Himmet edin düzgün bir şekilde beş vakit namazımı kılayım, sadece Ramazan orucunu tutabileyim’ Çok geçmeden bunlar gerçekleşti. Hayatımda hiç olmayan sabah namazını sekiz on arkadaşımı da uyandırıp camiye kavuşturarak beş vakit cemaatle namazlar kılıyordum.  Normalde sabah kalkıp işime gidemediğimden aylarca ücretsiz izin alan ben, iş başı yaptığım gibi nafile oruçlar da tutmaya başladım.

O evinin bahçesindeki Kızılcığın altında, flüoresant aydınlığında az mı irşad edildik. (Bir yukarda söylediğim manevi hal ben layık olmadığım için altı ay-bir sene içinde benden alındı. Son paragrafta da sözcüğü çoğul kullandım. Ben de İrşad oldum, çok şey öğrendim ama adam olamadım; bunun bilinmesini istiyorum.)

Nasıl olunmaz: İkramen beni hep yanına oturturdu. (Elbet ben bundan korkardım; çünkü şeyhin iltifatından korkmak da lazım geldiğini öğrenmiştim).

Büyüklerden ne istenir?

O gecelerden biri. Baba’nın solundaki kıdemli derviş, O’nun ayaklarını öpmeye çalışıp bu arada yalvararak bir şey istiyor: Mübarek ayağının birini kurtarınca mürit ötekini yakalıyor. Bir yandan da ‘’Allahtan isteyin! Allah’tan isteyin’’ diyor. Son derece rahatsız olmuştu ve müridin dileği o yıllar yeni piyasaya sürülmüş olan bir Murat oto. Ben de duymuştum elbet. Adama içimden öfkelenerek: ‘Ne ayıp, ne münasebetsizlik! Behey adam bu Zat’tan böyle şeyler istenir mi. Gönül huzuru iste, ibadet neşvesini iste, hayır amel talep et, Cennet’i  iste yahu!’ demiştim. Adamı sakinleştiren Şeyh’im, anında bana dönüp: ‘İşte böyle Murat can. Küçüğün isteği küçük, büyüğün isteği büyük’ diyerek beni sersemletmişti.

Rüyalarımızı söyler önemli şeyler belki muştular, beklerdik. Rüyamın birini ‘gözümün önünde Kâbe’den başka bir şey görmedim’ diye anlattım: ‘Caizdir’ dedi.

Müptedi müridi böylece şımartmadığı gibi kendi tevazuu da mahviyyet sınırında: Tanık olduğum iki olayı nakledeyim. Biri görüştüklerimden. Bana  ‘Rica ederim yardımcı ol. Maneviyatım söz konusu. Önemli bir rüya söz konusu:  Avni Baba namında birini tanıyan birini biliyor musun; benim sorunlarım onunla çözülecekmiş. Bana rüyamda O, Hz. Mevlâna’nın günümüzdeki temsilcisidir denildi.’ dedi. Aldım Avni Baba’ya götürdüm. Leylasına kavuşmuş, sorunu çözülmüştü.  Bir başka arkadaşım rüyasında bir pir-i fani gördüğünü çok etkilendiğini söylemişti. Onu da tanıştırınca, O’nun yanında ‘Aaa… Bu zat o zat’ diyerek dilini dudağını ısırdı. Fakat Efendimiz sadece çayını içiyor, sanki hiçbir şey duymuyor, gene ‘sorusu olan var mı’ diyordu.

Bu da benim hikayem

Yukarda riskli şeyler diye yazmıştım ama Asım benden bunları istiyordu. (Neyse ki sonuç itibariyle yaşam biçimimi bilen kimse benim için bir pay çıkarmaz):

Düşümde dünyada görülmemiş güzellik ve büyüklükte bir cami görüyorum. Kapalı kocaman kapıları altın. Avni Baba’yla önündeyiz. Bana cesim bir anahtar verip kapıyı açmamı istiyor. Ellerim önümde (bugün gibi anımsıyorum) tevazumdan anahtarı almıyorum. Mübarek haliyle ısrar ediyor ben gene utancımdan almıyorum. Ruh halim şu: Ben buna layık değilim.

İşte bu rüyamı anlattığımda bana ‘Hakkı görmüşsün. Ben de Murat Can yük götürür diye senin hakkında kimi şeyler düşünüyordum.  Demek nasip değilmiş’ gibi bir şeyler söylemişti. Yeni mürit olduğumda kötü alkol kullanımım vardı bırakmıştım ama felaket canım çekiyordu. O ara Konya’ya gitmiştim birkaç günlüğüne. Kimse beni tanımaz. Şurda perhizi bozayım dedim. Hangi meyhanenin kapısına yaklaştıysam. Biri karşıma geçip ağdalı bir selam veriyordu. Bu birkaç kez tekrarlanınca vaz geçtim. Şeyhim beni korumuştu. Çünkü selam verenlerde O’na verdiğim sözü görüyordum.

Fadıl Baba: Bir meczub

Fadıl Baba(K.S.A) hakkında aslında kitaplar yazmak lazım ki zamanın Hızırı’ydı. Avni Baba bütün müritlerini O’nu ihmal etmemeleri konusunda teşvik ederdi. Fadıl Baba aslında bir meczup. Onun kim olduğunu biz bilirdik; aklı başında fazla kalanlar bilemezdi. Avni Baba’nın da şeyhiydi.

Şehrin dışında ağaçlıklar içinde metruk dabakhanede yaşıyordu. Üst katta belki üçe üç bir tahta kulübede. Güneş ışığı bile almıyor. Orada bazan üç ay beş ay kalırdı. Kapalı tahta perdelere kulağımızı verip duasını isterdik o da bize kimi  zaman modern şiir gibi, kimi zaman daha da  karışık şeyler söylerdi. Ama öyle söylerdi ki bu karışık sözcük veya cümlelerden orada bulunan herkes öğrenmek istediğini öğrenmiş olarak ayrılırdı.

Oraya herkes abdestli giderdi ben hariç:  ‘’Ne farkeder aşağıda gürül gürül akan artezyen var orda abdestimi alır yukarı çıkarım’’.

Bu minval üzereyken Gene bir akşam Avni Baba’nın çardağındayız: ‘’Bu gün Fadıl Baba’ya giden oldu mu’’ diye sordu. Orda biri ıkına sıkına ‘’ben gittim Efendi’m’’ deyince:: 
‘’ne söyledi’’

‘’Efendim. Biliyorsunuz anlaşılmaz konuşuyor’’

‘’Mot a mot aklında bir şey kaldı mı’’

Adam biraz düşündükten sonra:

‘’Ağa! Abdesti de gelip burda alıyısın ha’ dedi ama Efendim ben oraya hiç abdestsiz gitmedim’’ dedi.

İşte o an Şeyhim bana döndü ve anlamlı anlamlı bakarak: ‘’evet oraya abdestli gitmek lazım’’ dedi. Kaç kanaldan geçip gelerek bana ulaşan bu bana  ait mesajı aldığım gibi hiç utandırılmamış da oldum.

Bir ömür yaşayıp geçtik.

Sayısız hatırayla.  Edebi  tecavüz ederek size bir Ulu Zat’tan bahsetmeye çalışıp bu satırlarla O’nu zorunlu olarak küçülttüğümü biliyorum. Çünkü ‘Bu terazi bu sıkleti çekmez. Allah ve temiz şahsının affına sığınıyorum. Allah başımdan eksik etmesin. Beni de bu gibi salihlerle haşretsin. Amin. Çünkü ahiretinden son derece me’yus olan günahkâr benim bir umudum var ki o da Avni Baba gibi birkaç Allah Adamı’nın beni seviyor olduğunu bilmemdir.

Bu hatimeden sonra son bir şiirinden birkaç beyitle veda ediyorum:

 

Arzuladığım Millet

Hepimiz topraktanız; atamızsa Adem’dir

Annemiz Havva iken; bu tefrika nedendir

 

Kürt, Türk, Çerkez, Arap, Laz; diyerek bölmek olmaz

Kavmini seven kimse ki asla kınanamaz

 

Tüm insanlar eşittir adaletin önünde

Kavmiyete yer yoktur Yüce İslam Dini’nde

 

Murat Kapkıner ne güzel yazdı

Yayın Tarihi: 03 Aralık 2011 Cumartesi 09:39 Güncelleme Tarihi: 15 Aralık 2011, 00:13
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
dabağçı
dabağçı - 10 yıl Önce

fadıl baba ve avni baba hazretlerini tanıyan bir harputluyum murat beye ne mutlu yıldıza el atmış tokalaşmış sarhoş olmuş allah aşkını şarhoşluğunu yıldızla olan muhabbetini daim etsin

Aydın Başar
Aydın Başar - 10 yıl Önce

Bu nefis yazı için çok teşekkürler. Allah himmetlerinden ayırmasın...

ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 10 yıl Önce

şiirine ve şahsına hayran olduğum üstat murat kapkıner gene döktürmüş.onun şair olduğunu biliyorduk, amma şiirinin ruhu nereden nemalanıyordu bilmiyorduk. şimdi onu da öğrenmiş olduk.aziz şairimin ve onun mürşidinin huzurunda saygıyla eğiliyorum.onun edebi sadece kendi günahına (varsa eğer)değil,isterdim ki benim ve tüm okurlarının günahına da kefaret ola.

salih
salih - 10 yıl Önce

fazıl babanın önemli hadimlerinden biri malatya imam-hatip lisesinden İhsan Gür hocadır. ihsan hocayı malatya imam-hatip mezunları iyi tanır. bana fazıl babanın iyi bir abid olduğunu ancak tasavvuf silsilesinden icazeti olmadığını söylemişti. tasavvuf erbabı icazetin önemine vakıftırlar

Garip
Garip - 10 yıl Önce

Murat abimizin Şeyhinden istedikleri "İstikamet üzere olmak..." Ne güzel,ve de masum..Peki Murat abimizin Şeyhine intisaptan önce kendi tabiri ile "Beş vakit namazında bile eksik bir abimiz iken" biz Murat abimizin bazı şeyhleri ateşli ateşli eleştirilerini okurduk... Umarım o yazdıklarına da tövbe almıştır.Hem yaşayan bir şeyhin müridi tarafından, özellikle de kerametlerinin kaleme alınışıı nasıl anlamalıyız.Şeyh efendilerin tanıtımı bu minval üzere mi olmalı.Avni Hocamıza saygı ve dua ile..

Murat Kapkıner
Murat Kapkıner - 10 yıl Önce

İhsan hoca'dan rivayet tasğıri. Uyarıyorum: Fadıl Baba Tarikatler üstü, Hızır meşrep, üveysiydi. Lakin Ölümünden önce bir zaman Ladikli Ahmed Ağa'nın yanında bulunmuştur. Ladikli Ahmet Ağa'nın Ölümünden hemen sonra Malatya'da Fadıl Baba fenomeni ortaya çıkmıştır; İkisi de mürşidsiz idi. Fadıl Baba'nın, Ahmet Ağa'nın mirasını almadığını kimse iddia edemez.

murat kapkıner
murat kapkıner - 10 yıl Önce

Ökkeş Kul'un kim olduğunu bildiğim için O'na karşı, ettiği sözlere harşı haya, utanma, hamd ve şükür içindeyim.

MEHMET CAN
MEHMET CAN - 10 yıl Önce

SELAMÜN ALEYKÜM BEN ELAZIĞLIYIM AVNULLAH HOCAMIN 1980 YILINDAN BERİ TALEBESİYİM.ALLAH SİZLERDEN RAZI OLSUN BU YAZILARI YAZDIĞINIZDAN DOLAYI.RABBIMHER İKİ ÇİHANDADA YARDIMCINIZ OLSUN SELAMUN ALEYKÜM.O 532 6956061-ELAZIĞ


banner26