Modern Dünyada Bir Müslüman

Onunla ilgili piyasada hazır ve üzerinde düşünülmüş kavramlar dolaşır: Sıkı bir entelektüel..

Modern Dünyada Bir Müslüman

 

Modern Dünyada Bir Müslüman: ABDURRAHMAN ARSLAN

 

 

Onunla ilgili piyasada hazır ve üzerinde düşünülmüş kavramlar dolaşır: Sıkı bir entelektüel, iflah olmaz bir muhalif, çok iyi bir sosyolog, anti-modernist vb.

 

Ama Abdurrahman Arslan'ın bundan öte bir şey olduğunu düşündüğümden, tüm bu tanımlamaları bir kenara bırakıyorum. Bunları az ya da çok, eksik ya da fazla bulduğumdan değil; onu bu çerçevenin tamamen dışında gördüğüm için bunu yapıyorum. Her fırsatta eleştirdiği kavramlara hapsetmenin, Abdurrahman Arslan'ı tanımamıza yetmeyeceğini düşünüyorum yani.

 

Aslında Modern Dünyada Müslümanlar adındaki o muhteşem kitabından söz açarak, felsefe, tarih, gelenek, modernizm, devlet, millet, küreselleşme, sivil toplum, siyaset vb. konulardaki enteresan görüşlerine değinmek de mümkün. (Bu arada, İletişim yayınlarından çıkan bu kitabı bulup okumalı mutlaka, gruplar halinde müzakere etmeli, üzerine bolca yazılar yazmalı, tanımalı/tanıtmalı. Diğer kitabı Yeni Bir Anlam Arayışı Bilge Adam yayınlarınca basılmış. Her iki kitap da, yayıncılar tarafından makalelerinin bir araya getirilmesiyle hazırlanmış; kendisinin yayınlamak için hiçbir gayreti ve isteği olmamıştır.) Kitaplarından pasajlar aktararak yukarıdaki kavramları ona yakıştıranları haklı da çıkarabiliriz. Yazdıklarından yola çıkarak, eleştiriye konu edindiklerini ne kadar iyi tanıdığını, el attığı meselelere bakarak ilgi alanının ne kadar geniş olduğunu da burada konuşulabiliriz. Ama tüm bunların Arslan'ın bendeki karşılığını ifade etmede yetersiz kalacağını belirtmem lazım.

 

Çünkü bir portre var, ona ait, zihnimizde, bunların dışında. O portreyi oluşturmak için kullanacağımız kelimelerde aydın, entelektüel, modernizm, sosyolog gibi kelimeler geçmez. Daha çok ihlâs, dostluk, kardeşlik, zühd, istiğna, hasbilik, özgüven, belki, o resmin parçaları olabilir. Yani tamamıyla "biz"e ait olan bu adamı, ancak bize ait kavramlarla anlatabiliriz diye düşünüyorum. Gerçi bu kavramlar bizim dünyamızdan da çıkmış, hayatımızda onlardan eser kalmamış ama okuduğumuz kitap ve dinlediğimiz menkıbelerden nasılsa kulağımız aşina bunlara. Bundan dolayı Abdurrahman Arslan'ı, benim için önemli kılan şeyin, bu kavramların tecessüm ettiği, ete kemiğe büründüğü o insan tarafı olduğunun özellikle altını çizmem gerek.

 

 

Bunu şöyle test etmek mümkün: Mesela onu arayarak, buluşup konuşmak isteyebilirsiniz, eminim (çünkü bunu yıllar önce ben yapmıştım), hiç üşenmeden, küçümsemeden, yaşınıza, kim olduğunuza bakmadan sizinle, mesela Fatih ya da Molla Fenari İsa camiinde, bir ikindi ya da akşam namazı sonrası buluşabileceğini söyleyecektir (o civarlarda oturur üstad). Bir çay ocağında oturur, bir konferansın konusu olabilecek meselelerde sohbet eder, cehaletinizi hiç yüzünüze vurmadan tartışır, saçma sapan sorularınıza tebessümle ama ciddiyetle cevaplar verir. Bu arada çantasından hiç eksik etmediği akide şekerini de sizi ikram etmekten geri durmaz. Bu arada siz hiçbir apoleti olmayan, Müslüman dışında hiçbir kavramın anlatmakta yeterli olamayacağı bir insanla karşı karşıya olduğunuzu fark edeceksiniz.

 

Abdurrahman Arslan'ı iş/ihale kovalarken, yalakalık yaparken, birilerinin önünde eğilirken, şakşakçılık yaparken göremezsiniz. Çok köklü bir ilmî ve felsefî birikime sahip, iyi bir eğitimden geçmiş ve saygın / işgörür bir ismi olmasına rağmen, o bu vasıflarını dünyalığa tahvil etmenin derdine düşmez; hatta bundan köşe bucak kaçar. Pekâlâ, o da bir danışman, bir yönetim kurulu üyesi olabilir, katıldığı aylık toplantılarda herkesin ağzını açık bıraktıracak fikirler-öneriler sunarak yüklü miktarlarda paralar kaldırabilirdi. Ama onun fikirlerini sağda solda satanlar paraya para demezken, o, geçimini temin etmek için, birçok zorluğa katlanma pahasına, bu tür ucuz yollara tevessül etmez hiçbir zaman.  

 

Abdurrahman Arslan'ın portresinde namazın çok önemli bir yer tuttuğuna şahidim. Dolayısıyla onu anlatırken bu noktaların özellikle vurgulanması gerekir. Çünkü hayatında, hakikaten namaza önemli bir yer açmıştır. Vaktini namaza ayarlamıştır bir nevi. Herhangi bir camide ona rastlamak mümkün. Cemaat içinde sıradan, camiden çıkarken naziktir. O haliyle bir derviş olur, şeyhi olmayan. Ya da müridi olmayan bir mürşide benzer.

 

Çok yoğun olarak çeşitli tartışmaların içinde görürsünüz onu, bir yerleri korumak, bir pusuyu kaptırmamak için uğraş vermektedir. O anda, ona saygı duymak için, onunla aynı fikirde olmanız gerekmez. Hasbiliği, cesareti, dobralığı ve samimiyeti her şeyi anlatmaya yeter. Bundan dolayı sağdan-soldan-ortadan herkes ona saygı duyar ve ondan çekinir. Birikim yazılarını basar, İletişim kitaplarını basmak için peşinden koşar, camiamızdaki tüm prestijli(?) yayınevleri onun yazılarını kitaplaştırmaya hazırken, o taşradaki (Van) bir yayınevine kitabını basma izni verir.

 

Bundan dolayı Abdurrahman Arslan'ın yanında oturmak bana hep güven vermiştir. Çünkü orada işler lehimize dönecektir, bundan şüphem yok. Orada, bir haksızlık dillendirilemeyecek, buna yeltenen olsa karşılığını bimislin alacaktır. Orada, nezaket sınırlarını zorlamadan hak olan yüksek sesle söylenecektir.

 

Çok parası yoktur Abdurrahman Arslan'ın, evi yoktur, arabası yoktur. Ne zaman görsem dün görmüşüm gibi bir hisse kapılırım, çünkü üzerindeki elbiseler neredeyse hep aynı, hiç değişmez sanki. Ama sarsılmaz bir imanı, bükülmez bir bileği var. Ve -İsmail Kılıçaslan'dan destek alarak söyleyeyim- o “bir inattır, kocaman bir kalbi var.”

 

Son cümlelerim, ondan aldığım bir pasaj olsun. Bu alıntıda altını çizdiği “insan modeli” ve “hayat tarzı” ilişkisinin, Abdurrahman Arslan'ı da tanımamıza yarayacak bir anahtar işlevi göreceğine inanıyorum:

 

21. yüzyılın başında şunu söyleyebileceğime inanıyorum: modern zamanlarda 'insan' yanlış tanımlanmış, 'toplum' yanlış kurulmuş ve 'dünya' yanlış yorumlanmıştır.

Bir yanlıştan hareket ederek doğrunun bulunamayacağı gibi, yanlış bir insan tanımıyla doğru bir hayat yaşamak da mümkün olamayacaktır.

 

Bu yüzden insanı, toplumu ve dünyayı kendi asliyetlerine döndürmeden, Müslümanca bir düşünce ve hayat evreni inşa etmek imkânsızdır.

Diğer bir ifadeyle 21. yüzyılda İslamî düşüncenin entelektüel ufkunu ve başarısını, bunları kendi asliyetlerine döndürme çabasının belirleyeceğini söylemek istiyorum.

Eğer kanaatimiz doğruysa, işe tekrar insandan başlamamız kaçınılmaz görünmektedir.

 

Yanlış tanım sebebiyle 20. yüzyıl, insanı ve insanî olanı acımasız şekilde aşındırarak deforme etti; özne adına öznenin tutunabileceği bütün değerleri / imkânları anlamsızlaştırarak kullanışsız hale getirdi.

 

Ve tabii olarak Müslüman insan da, bundan kendi payına düşeni aldı.

Bu sebeple acaba İslam, nasıl bir 'insan modeli' ve 'hayat tarzı' ile kendini dünyada görünür kılmak istiyor? sorusunun mühim olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.

Zira günümüz Müslümanları 'insan modeli' ile 'hayat tarzı' arasındaki ilişkinin İslamî entelektüel faaliyet için ne kadar önemli olduğunu göz ardı etmekte ısrarlı görünüyorlar.”

 

 

Saadettin Acar, insandan başlamak için örnek bir insanı tanıttı.

 

 

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2011, 15:45
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Vedat Aydın
Vedat Aydın - 12 yıl Önce

Abdurrahman Arslan'ı yazdığı için Saadettin Acar'a çok teşekkür ederim. Modern Dünyada Müslümanlar adlı eseriyle Modern dünya Müslümanlarının sorunlarını ve çözüm önerilerini çok geniş perspektiften ele alan Abdurrahman Arslan'ın daha geniş kitleler tarafından okunması gerekiyor. O, bilgeliğiyle ufkumuzu aydınlattığı gibi, mütevazılığıyla da Müslüman bir tefekkür adamının nasıl olması gerektiğini bizlere gösteriyor. Allah ondan razı olsun.

banner19

banner26