Mısır'da önemli zatlarla birlikteydi

Merhum Ali Ulvi Kurucu’nun hatıraları, kendisini tanımamız için çok önemli bir kaynak.. Kitaplarda ayrıca yaşadığı döneme şahitliğini de okuyoruz Kurucu’nun..

Mısır'da önemli zatlarla birlikteydi

 

Hayatını ve eşsiz mücadelesini tanıyacağımız Ali Ulvi Kurucu’nun hicretinden önce yaşadığı ev, “ilim evi” denecek bir evdi Konya'da. Zor zamanların yılmaz yiğitleri olarak nam kazanmış Hacı Veys Efendi dedesi, Hacı Veyiszade Mustafa Efendi ise amcası olurdu Ali Ulvi Kurucu’nun. Amcası, âlim deseniz âlim, âbid deseniz abid, mutasavvıf deseniz nakşî bir zattı.

“Kavak gibi, tüm doğruluğuna rağmen rüzgârda hafifçe eğim göstermeden, minare gibi hiç eğilmeden dosdoğru duran, konumundan geri adım atmamış, doğruluğun timsali Veyis” efendinin torunu idi Ali Ulvi Kurucu. En zor anlarda omuzlarındaki yükün farkında olan, gerekirse minarenin şerefesini bile medreseye çeviren bir dedenin himayesinde ve terbiyesinde yetişmek nasip oldu.  Daha ilkokul çağlarında okul bahçesindeki havayı görüp rahatsız olan bir ailede yetişti. Bunun sonunu iyi görmeyen dede ve babası onu alıp önce hıfzını tamamlattılar.

Ailede ilim en önemli payedir

Aile her haliyle örnek ve özeldir. Amcaoğlu Mehmet Hafız olur. Ama sonra zengin bir alenin kızıyla evlenince, ticarete başlar. Uzun zaman geçer, lakin babası Mustafa Efendi tebrike gelmez. Annesine bu derdini açar ve sonunda babadan çok özel bir cevap gelir. O Mehmet'in icazetnamesini tebrike gelmek istediğinin özlemini ifade eder. Zira O’na dünyanın tapusunu verseler, bir saatlik bir ilim mütalaasına değişmeyecek kadar bunun âşığıdır. Yani onların gözünde; dünyanın ve dünyalığın değil, Allah için elde edilecek, öğrenilip- öğretilecek ilmin bir kıymet-i harbiyesi vardır.Ali Ulvi Kurucu

Doğumu 1922 yılını gösterir. Hıfzını pederi İbrahim Efendi’den ikmal etmiş, sonra da Kadirî şeyhi Hafız Ali Efendi'den kıraat okumuştur. Ondan sonra pederinden ve amcasından sarf, nahiv okur. Birkaç kere yakalanır ve hapsedilirler. Dönem kara ve felaketli günlerdir. Meyhaneci, kumarhanecinin serbest olduğu, ama oğluna Allah'ın kelamını okutan hocaların hapse atıldığı dönemlerdir. Bir gün polisin gelip, çocukları ve babasını götürmesi bardağı taşıran son damla olur ve hicret için karar verilir.

Dönemin şartları hicretin gizli tutulmasını gerektirmektedir. Bir yakınlarının evinde tefsir sahibi Mehmet Vehbi Efendiye de duyurulur. Vehbi Efendinin hicret konusunda farklı düşündüklerini bilen yakınları biraz da ondan ikna etmesini beklemektedirler. Ama babası İbrahim Efendinin kararlı cümleleri, Vehbi Efendiyi bile ikna eder ve alınan kararın dönülemeyecek aşk boyutunda olduğunu ifade eder, kendi evlatlarını yetiştiremediğinden, dünyadan göçmesi durumunda kitaplarının mezat edileceğinden dert yanar. Aslında gizli bir gıptayı da sezmek mümkündür bu cümlelerde.

Mısır’da önemli zatlarla birlikteydi

İlk ve orta öğrenimi Konya'da bitirdikten sonra, Medine'ye, oradan da Mustafa Runyun Bey’in gayretiyle Ezher'e gider Ali Ulvi Kurucu. Asıl tahsili Kahire'de başlar, Kahire'de yalnız Arapça okumakla kalmaz, orada onlarla candan alakadar olacak hocalar bulur. İhsan Efendi, Zahid el-Kevseri, şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ve onun oğlu İbrahim Bey... Bunlar Osmanlı'nın yetiştirdiği, lakin ülke dışına çıkmak zorunda kalmış, mümtaz, güzîde kimselerdir. Bunun yanında bir de ahlakları, davaları olan kimseler...  Henüz genç yaşlarda olan Ali Ulvi Kurucu’yu, özel bir eğitim beklemektedir burada. Ali Yakup Bey’le Şeriat Fakültesi'ni bitirirler.

Mısır onuN için mümbit bir ortam olmuştur. Zira orada Arapça vb. dinî ilimlerin yanında, şiir yönü de gelişir. Odada oturduğu arkadaşlar, Ali Yakup Bey, Mustafa Runyun Bey ve diğerleri, hafta sonunun gelmesini ve tatil münasebetiyle hoca efendilere gitmeyi özlemle beklerler. Arkadaşlarından Ali Yakup Bey'in medresesi uzaktadır. Giderken tramvaya binmez, yaya gider, tramvaya vereceği parayla kitap alabilmek ve yolda ders çalışmak  için. Ama ne azimli bir çalışma ki gidip gelirken yolda ezberledikleriyle Fransızca, İngilizce ve Farsça öğrenir.

İmam-Hatip'in açıldığı günler zorlu günlerdi

Ali ulvi Kurucu’dan bahsederken amcası Mustafa Efendi’den bahsetmemek olmaz.    Bugün davaya hizmet etmek isteyenlere örnek olacak bir şahsiyettir O. Yani “zor zamanların yiğidi.” O, zor şartlar altında imam hatip mekteplerinin kuruluşunda daima en öndedir. Okul açılır ve kendisinden orada sadece 5 saat ders vermesi istenir. Onun için büyük bir mutluluktur orada ders vermek. “Islah-ı Medaris dekanlığından” bu günlere gelinmiştir. Derslere devam ederken mektep müdürü, Hoca efendi’yi "İnkılâplardan bahsetmiyor" diye Talim Terbiye’ye rapor etmiştir. Hoca Efendinin bu durumdan haberi olur. Bu müdür bir gün camiye hoca efendiyi ziyarete gelir. Ziyaretine gelen halkın arasında ona şaşılacak derecede iltifat eder. Bunu sebebini merak edip yadırgayan gözlerle bakanlara, “Bilirim ki bunlar beni bu hizmetten men etmek isterler. Bugün mektep çıktı önüme. Ben adam yetiştirme bahçıvanıyım. Allah Teâlâ benden bunu soracak. Bir talebenin yetişmesi uğrunda 1000 münafığın kahrını çekerim...” diye çevresinde farklı bir ufuk açacaktır. Yani Anadolu deyimiyle, pireye kızıp yorgan yakmak yoktur.

Ali Ulvi KurucuSonra bir ziyaretinde yeğeni Ali Ulvi Bey de imam hatipleri ziyaret eder. Kendi deyimiyle umutsuzdur. Kimsenin buralara öğrenci göndermeyeceğini düşünmektedir. Ama okul müdüründen 2600 kayıtlı talebenin olduğunu, 800 talebenin de ağlayarak gittiğini öğrenecektir. Bu bilgileri duyunca amcasına bir kat daha hayran ve müteşekkir olacaktır.

Efendimize komşu idi

1944 yılında muhterem pederleri İbrahim Efendi vefat eder. Kurucu, 1945 yılında da Medine’ye döner. Mısır hayatı 6 sene sürer. Bu sürede İhvan-ı Müslimin’in kurucusu Hasan el- Benna ile tanışır. Onun gayret ve mücadelesini aktarır bizlere hatıratında. Mısır’daki öğrenim hayatı onun için her açıdan verimli geçen bir dönemdir.

1945’te Medine hayatı başlar. Medine’de uzun süre, Evkaf Dairesi’nin İnşaat ve Sicillât Emiri olarak çalışır. 1953’ten 1975’e kadar Mahmudiye Kütüphanesi’nde, emekli olana kadar da Şeyhülislam Arif Hikmet Kütüphanesi’nde görev yapar. Ecdat yadigârı on binlerce eser elinden geçer. Buraya yolu düşmüş birçok âlim ve mütefekkir ile tanışır, onlarla sohbete fırsat bulur, dost olur. Sık sık ülkesine gelir, orada yeni yetişen nesle konferanslar verir. Konferanslarında karşısında tertemiz imanlı gençliği görünce “Sizler benim kabul olmuş dualarımsınız!.. Sizler bahar çiçeklerimsiniz!..” der.

Allah O’nu 81 yıl sonra 3 Şubat 2002 tarihinde hizmetiyle müşerref olduğu Resulün beldesinde ve Cennetü’l- Baki’ye alarak dünya hayatını noktaladı.

Kaynak Kitaplığı’ndan çıkan ve Ertuğrul Düzdağ’ın hazırlamış olduğu nefis hatıratı sadece onun hayatını değil, o dönemin birçok önemli simasını da tanımaya fırsat verir.

 

Haşim Akın yazdı

Yayın Tarihi: 04 Şubat 2013 Pazartesi 11:20 Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2013, 11:25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mansur cebeci
mansur cebeci - 9 yıl Önce

dücane cündioğlu'nun pederlerinden aktardığı bir söz var ." her müslüman birey in evinde kur'anı kerimden sonra bulunması gereken en önemli ikinci eser safahat... ali ulvi bey merhumun hatıraları kaçıncı sırada yer almalıdır tartışılır ama mutlaka bir müslümanın kütüphanesinde bulunmalı ve tekrar tekrar okunmalıdır. genç nesillere okutturulmalıdır.

abdullah birisi
abdullah birisi - 9 yıl Önce

kurandan sonra bulunması gereken kitap hadis kitabı olmalı

banner19

banner26