banner17

Mimarimizi meçhul olmaktan kurtaran adam

Ekrem Hakkı Ayverdi, yaptığı onca restore çalışmasının yanında yazı sahasında da tüm insanlığa bıraktığı sekiz ciltlik mimarlık şaheseriyle amel defterini daima diri tutacaktır. Metin Erol yazdı..

Mimarimizi meçhul olmaktan kurtaran adam

Türk – İslam geleneği, bu toprakların mayası olarak, tarihten bugünümüze kalan hangi eser varsa, o eserler içinde muhakkak aşikar eder kendisini. Geri dönüp baktığımızda, bizlerden evvel yaşamış olanların yaptıkları arasında bugünlere kalanlar, evvela kıymetli olmakla birlikte, İslam dairesi içinde hayr olarak meydana konan nice değerlerdendir de. Bu yolla, bu hayrı işlerini işleyen zevat-ı kiramın amel defteri öyle sanıyorum ki kıyamete kadar diri kalacaktır. Teknik tabirle sadaka-ı cariye sahibi zevatın amel defteridir bu diri kalacak defterler.

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) buyurdular ki: Ölüyü, (mezara kadar) üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri baki kalır: Ailesi ve malı geri döner, ameli kendisiyle baki kalır.” Bu ameli, kişinin hayatı boyunca yapıp ettikleridir. Ancak mezarda göçen kişiyle kalan ameli iki taraflıdır. Bir tarafı amelinin günah olan kötü yanları, diğeri ise sevap olan güzel yanlarıdır. Sevap olan taraf içinde yer alan sadaka-ı cariye; kişi, yeryüzünde kıyamate kadar insanlara fayda sağlayacak güzel işler bıraktıysa diri kalacak olan taraftır.

İşte bu minvalde değerlendirecek olursak, Müslümanlar içinde ömrünü hayra yormuş nice kişiler vardır. Aslında cümlemiz yanlış oldu çünkü Müslüman zaten ömrünü hayra yoran, hayr yolunda ömrünü harcayan demektir. Şöyle diyelim, geride yaşayacak ve insanların yaşamlarında fayda sağlayacak yahut onların ihtiyaçlarını karşılayacak işler bırakan diri amelli nice Müslüman şahsiyet içinde Ekrem Hakkı Ayverdi merhum bir başkacadır.

Türk kültürüne nice dev eserler hediye etti

Kardeşi Sâmiha Ayverdi Hanımefendi’nin onun için söyledikleri, bu başkaca oluşu vurgulamak için bize söz bırakmaz: “Hadis-i Kudsi'de beyan olunduğu üzere Cenâb-ı Hak: 'Ben sevdiğimi öldürürüm; öldürdüğümün diyeti de benim!..' buyuruyor, işte Ekrem Hakkı Ayverdi, Cenâb-ı Hakk'ın, kendisini şeytanî ve nefsani hırs, çirkinlik ve ayıplardan öldürtüp temizleyerek ilahi vasıflarıyla kendine mâl ettiği müstesnalardandır. Bu manevi müdahale ile kuvvetlenmiş bulunan kardeşim de, cemiyete, çeşitli faziletlerinin bereketi ile ihlâsını, san'atını, imanını, dürüstlüğünü, diğergamlığını, sonuna kadar cömertçe bezletti. Böylece de, bir ihtişamlı abide olan o derûni ihlâs ve heyecan, aksiyon plânına tercüme ve nakil oldu. Öyle ki madde ile mânâyı yani Türk-İslam terkibini, Hakk'ın şahitliği huzurunda nikâhlayarak, bu birleşmeden doğan meşrû zürriyeti dev eserler hâlindeki kitapları Türk kültürüne hediye eyledi. Birer veled-i sahih olan bütün eserleri Ekrem Hakkı Ayverdi’nin manevi zürriyetidir.”

Nice tarihi esere can verdi

Bir şehri yaşatan o şehrin mimarisidir. Mimari bir şehrin baştan başa siluetidir. Turgut Cansever, ‘kubbeyi yere koymamak’ derken neyi kast ediyorsa bizim de burada işaret edeceğimiz, aynı duyarlılığı tüm hayatı boyunca duyumsamış ve bunun için terlemiş birini, sene-i devriyesi hasebiyle hatırlatmamız olacaktır. Edirne’den Bursa’ya, Bursa’dan İstanbul’a kadar nice mimari eseri yok olmaktan kurtararak, bunca yıldır unutturulmaya çalışılan tarihimizin mimari anlamında bugünlere kalmasına büyük katkı sağlayan Ekrem Hakkı Ayverdi Beyefendi'yi vefatının otuzuncu yılında minnetle hatırlamak görevini en azından yerine getirmeye çalışalım.

Ünlü sanat tarihçisi Profesör Semavi Eyice, Ekrem Hakkı Ayverdi (1899-1984) için "Osmanlı devri Türk mimarisini meçhul olmaktan kurtaran adam" diyor. Ekrem Hakkı Beyefendi, onca yaptığı restore çalışmasının yanında yazı sahasında da başta Türk – İslam dairesi içinde olan Müslümanlar olmak üzeri tüm insanlığa bıraktığı sekiz ciltlik mimarlık şaheseriyle amel defterini daima diri tutacaktır. Ertuğrul Gazi’den Fatih Sultan Mehmed’e, Osmanlı mimarisinden Avrupadaki Osmanlı eserlerine kadar nice anlatının olduğu külliyatı, Avrupa ve Anadolu’daki Türk mirasının tapu senetleri olarak kabul ediliyor.



Metin Erol, hasretle yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2014, 13:42
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20