Mimari Kirlenmenin Asıl Sebebi Kültürel Kirlenmedir

Her şeyi kültürel bir temelde anlamlandırma eğiliminde olan Turgut Cansever, Türk mimarisinin en büyük sorunu olarak kültürel kirlenmeyi görür. İnsanların inançlarından uzaklaşmalarıyla tahripkâr boyutlara ulaşan bu kirlenme şehre, toprağa ve dünyaya bakışı değiştirmiştir. Büşra Ünal yazdı.

Mimari Kirlenmenin Asıl Sebebi Kültürel Kirlenmedir

"Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz,

ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder."

Turgut Cansever, mimariyi insanın ve toplumun fiziksel yansıması olarak görür. Buna bağlı olarak insana dair olan değerler, tümüyle mimariye ve şehre de aktarılacaktır. Ele aldığı değerlerin başında da şüphesiz inanç gelir. Cansever'i çoğu kez Batı ve Doğu algısı ile buna dayanarak gelişen mimari hakkında çıkarımlar yaparken görürüz. Örneğin; "Sanatın Batı'da seyredilmek, Doğu kültürlerinde ise yaşanmak için üretilmesinden doğan asli farklılaşma, 20. asrın başından beri bilinmektedir. Sanat eserini, dünyanın bir noktasından bakılarak anlaşılabileceği inancının yansıması olarak gören Batı kültürünün son on asırlık Aristocu statik varlık görüşüne karşılık, Doğu ve esas itibariyle İslâm-Türk-Asya kültürlerine asli özelliklerinden birisini kazandıran temel varlık telakkisi; varlığın dinamik bir süreç olduğu ve bir noktada durarak değil, var olanın içinde yer aldığı sonsuz mekânda onu her cephesi ile görecek şekilde etrafında hareket ederek anlaşılabileceği inancıdır."

Ona göre mimarlık; "Varlığın bütün alanlarını kapsayan bir disiplindir. Bu sebeple başarılı bir mimarlık faaliyetinin gerçekleşmesi, kültürel oluşumun temel ögesidir." Estetik anlayışını "İnsanın dünyadaki esas vazifesi dünyayı güzelleştirmektir" anlayışına dayandıran Cansever, "Mimarinin sosyal, ruhi, inanca taalluk eden meselelerini doğru olarak ortaya koymak ve yanılgıları bertaraf etmek için çaba sarfetmek benim için görev olmuştur." diyerek mimarlığa bakışını ortaya koyar.

Her şeyi kültürel bir temelde anlamlandırma eğiliminde olan Cansever bugünün Türk mimarisinin en büyük sorunu olarak da kültürel kirlenmeyi görür: "... Şahsi ve sathi gösterişçiliğin hâkim olduğu 20. asırda ülkemizde ve dünyada mimariyi vücuda getirmek, insanlara gülünç olaylar seyrettirerek eğlendirmek, şaşırtmak vs. ile bir tutulmaktan bile gerilere itilmiş ve dünya böylece insanlık tarihinde daha önce benzeri olmayan bir kültürel kirlenmeye uğratılmış bulunmaktadır. Bu kirlenme kendi inanç temellerinden kopartılan, inançlarının özüyle bağları kesilerek yabancılaştırılan ve İslam'ın affedilmez günah saydığı şirkin açık ve gizli şekillerine kendisini kaptırmış, açık ve gizli sömürge durumuna düşmüş olan İslam ülkelerinde en vahim ve tahripkâr boyutlara ulaşmıştır. Kültürel kirlenme, özünde, teknolojiyi kendi başına yaratıcı güç addetmek gibi temel bir yanılgıyı taşımaktadır. Şehre, toprağa, dünyaya Allah'ın azametinin ve Cemal sıfatının tecelli ettiği yerler ve insanların idrak edeceği alanlar olarak bakmak yerine bugün, bu alanlara ait meselelere bürokrat ve teknokratların gözlükleriyle bakılmakta ve bürokrasinin işleyiş ve kurallarına asli güçler payesi verilmektedir. Toprağı, dünyayı ve şehri gayri meşru bir şekilde kazanç kapısı olarak görmek, bu temel yanılgıları sürdüren müesseseler vasıtasıyla halka zorla kabul ettirilip yaygınlaştırılmakta; yayın ve telkin araçlarıyla çok boyutlu bir kirlilik-yanılgılar-hastalıklar zinciri herkese zorla benimsetilmektedir."

Yapılar hayat düzenimizi de belirler

Cansever, çeşitli yaklaşımları ve Nietzsche'den alıntıladığı katkılarıyla bir modernite eleştirisi ortaya koyar. Bizim düşünce tarzımızdan, geleneksel varlığımızdan beslenen bir model oluşturarak orta yol bulma gayretindedir. Hatta bu doğrultuda divan şiiri de başvuru kaynaklarından biridir. Yaşamın dinamik yapısını görmezden gelmez. Değişimi, değişimin hızını, içeriğini öngörmek, sorunları tespit etmek ve böylece önleyici bir şehir yönetim düşüncesi oluşturmak temeline dayalı programlar yapar: "... Yapılar hayat düzenimizin çerçevesini oluştururken, hayat tarzımızı da şekillendirirler. Yapılar fiziki âleme ait kanunların icaplarına göre oluşurlar. Bu kanunların icaplarına göre düzenlenmemiş herhangi bir yapının varolma şansı yoktur. Ancak yapının var olması için daha öncelikli bir husus, yapının vücuda getirilmesini gerektiren biyo-sosyal faktördür. Yapı ya barınmak için yahut herhangi bir sosyal, kültürel ve iktisadi faaliyeti barındırmak için gerçekleşir. Bu alanlara ait meseleler bile mimariyi gerçekleştirilmesi zor bir sanat düzeyine yükseltmeye yeterli iken, insan hayatının biçimi ile insanın vücuda getirdiği mimari çerçevenin biçim özellikleri; insanın tabii-ruhi alemi ile terbiye edilip biçimlendirilmiş psişik alemine ait biçim özellikleri ayrılmaz şekilde birbirlerine bağlıdırlar. Ruhi alemi ise insanın inanç aleminin, varlık tasavvurunun, değerler hiyerarşisinin yapısına göre şekillendirilir."

Bu bilgilendirmelerin ardından çoğumuzun uğrak yeri olan Beyazıt Meydanı'nı trafiğe kapatarak yürüyüşe uygun hale getiren kişinin de Cansever olduğunu söyleyelim.

Son olarak bugünkü şehirleşmemizi oldukça iyi yansıttığını düşündüğümüz bir cümlesiyle yazımızı bitiriyoruz: Toplumu belli ahlaki ölçülere göre yönetip yönlendirmezseniz konut ve ev sorunu vahşi ve sınırsız arzuların hakim olduğu bir savaş alanına, zulmün ve merhametsizliğin yönettiği bir kaosa döner.

 

Büşra Ünal

 

...

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 01 Ağustos 2018, 07:31
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER