Milli sinemanın öncü ismi Yücel Çakmaklı vefatının 12. yılında anılıyor

Milli sinema akımının öncü yönetmeni, senarist ve yapımcı Yücel Çakmaklı'nın vefatının ardından 12 yıl geçti.

Milli sinemanın öncü ismi Yücel Çakmaklı vefatının 12. yılında anılıyor

Gençlik yıllarından itibaren yazıları ve asistanlığıyla sinema üzerine çalışan, "Birleşen Yollar" filmi ile sinema dünyasının dikkatini çeken Çakmaklı'nın ses getiren eserleri arasında "Bir Adam Yaratmak", "Minyeli Abdullah", "Diriliş", "Oğlum Osman" ve "Kızım Ayşe" adlı filmlerinin yanı sıra "Kuruluş", "Küçük Ağa", "IV. Murat" adlı diziler yer alıyor.

Sanat hayatı boyunca Türk sinemasında "milli ve manevi değerleri sinemaya aktarma" çabasında olan Çakmaklı, Afyonkarahisar'ın Bolvadin ilçesinde 1937'de dünyaya geldi.

1968'e kadar 50'ye yakın filmde yönetmen yardımcısı oldu

Sinema sevgisiyle kesişen ilginç bir çocukluğa sahip olan usta sinemacı, 7 yaşındayken 4 kardeşiyle birlikte yetim kaldı. İlkokula Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı bir yurda yerleşerek başlayan Çakmaklı, 1955'te Afyon Lisesinden mezun oldu.

Usta yönetmen, dedesinin üzerindeki etkisini ise şöyle anlatmıştı:

‘‘Dedem o zaman 75-80 yaşlarındaydı. Ona yardım etmek için müezzinlik yapardım. Ramazanlarda, dedemin ikindi namazından sonra akşama kadar vaaz programı vardı. Orada dedem kıssalar anlatırdı. Ondan çok etkilendim. Mesnevi‘den dini kıssaları, halk hikayesi anlatma geleneğine benzer bir üslup kullanırdı. Kıssadan hisse verirdi. Dedemden aldığım etkiyi en iyi ‘Kuruluş‘ dizisinde yansıttım. Hikayenin anlatımını vesile ederek mesaj vermeyi ondan öğrendim. Eserlerimdeki milli muhtevayı da büyük ölçüde dedemden aldım.‘‘

Daha sonra İstanbul'a gelen Çakmaklı, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Yüksek Okulu'nu 1960'da tamamlarken, Şan Sineması'nda yer göstericilikten kazandığı parayla hayatını idame ettirdi.

Başarılı isim, 1959'da üniversiteden mezun oldu ve Artvin'de vatani görevini tamamladı. Askerlikten döndükten sonra Çakmaklı, Türk-İslam kültürüne ilişkin okumalara yoğunluk vererek, gazete ve dergilerde sinema yazıları yazmaya başladı.

Yeni İstanbul gazetesinde Tarık Buğra'nın yönettiği sayfada sinema yazılarına başlayan Çakmaklı, Buğra ile güçlü dostluğunu, eserlerini filme çekerek sinema tarihinde derin izler bırakarak sürdürdü.

Bu arada Osman F. Seden, Orhan Aksoy ve Mehmet Dinler gibi yönetmenlerin yardımcısı olan usta sinemacı, 1968'e kadar 50'ye yakın filmde görev yaptı.

"Kabe Yollarında" adlı belgesel filmde ilk kez yönetmen olarak görev alan Çakmaklı, 1969'da dönemin sinemaya egemen anlayışından rahatsızlık duyarak, Ali Osman Emirosmanoğlu ile Elif Film şirketini kurdu ve "milli sinema" olarak adlandırılan akıma uygun filmler çekmeye başladı.

Farklı konuları filmlerinde işledi

Çakmaklı, Elif Film prodüksiyonuyla, 1970'te Şule Yüksel Şenler'in "Huzur Sokağı" adlı romanından uyarlanan "Birleşen Yollar" filmine imza atarak, bu akımın sonraki çalışmaları için de bir örnek oluşturdu. Senaryosunu Bülent Oran ile Çakmaklı'nın kaleme aldığı filmin başrollerinde Türkan Şoray ve İzzet Günay rol aldı.

Ali Osman Emirosmanoğlu, o dönemi şöyle değerlendirmişti:

"Birleşen Yollar, milli sinemanın başlangıç filmi kabul ediliyor. Bizim özümüzden, benliğimizden ve dinimize saygılı filmler yapmak istiyorduk. Çünkü o zamana kadar yapılan filmler hep dinle alay ediliyor. Tabii baskı rejimi de var. 1960 ihtilali olmuş. Halk, kısmen dinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Böyle bir ortamda olduğumuz için biz bir başlangıç yapalım, o filmlere karşı, özümüzü, benliğimizi, kendimizi anlatan bir film olsun dedik."

Milli değerlere ağırlık veren, filmlerini İslam medeniyet kökünden gelen bir anlayış temeline oturtmayı amaçlayan Çakmaklı, bir alimden dua aldıktan sonra yönetmenlik yapmaya başladığını şu ifadelerle anlatmıştı:

"Oturuyordu elinde bir bıçak vardı ve meyve soyup arada bana da ikram ediyordu. Ben yaptığım çalışmaları ve yapmak istediklerimi anlattım. O da elindeki bıçağı göstererek, 'Şimdi elimdeki bu bıçak biri tarafından hasmına saplansa ve adam vefat etse adamı öldüren bıçak mıdır? Hayır. Onu kullanan kişinin niyetiyle cinayet işlenmiştir. Diğer taraftan aynı bıçak bir doktor tarafından kullanılsa ve bir hayat kurtarsa o maharet bıçakta mıdır? Hayır. Yine o bıçağı kullanan kişide ve niyetindedir. Demek ki sinema da böyle bir araçtır. Kullananın niyetine göre elinde şekillenir' demişti."

"Türk sineması ancak köylüsü ve şehirlisi ile manevi kıymetleri maddeden üstün tutan Müslüman Türk halkının inançları, milli karakteri gelenekler ile yoğrulmuş, Anadolu gerçeğini yansıtan filmler vererek, 'milli sinema' hüviyetine kavuşacağı aşikardır" diyen Çakmaklı'nın bu düşüncesi o dönem sol içerikli filmlere karşı bir tepki olarak değerlendirilse de, "Birleşen Yollar" filmiyle Türk sinema tarihinde yeni bir akımın öncüsü oldu.

"Küçük Ağa" ve "Kuruluş" romanlarını televizyona uyarladı

Yücel Çakmaklı, 1975 yılında genel müdür Nevzat Yalçıntaş'ın danışmanı ve yönetmen kadrosuyla TRT'ye girdi. Usta yönetmen, 1990'da istifasıyla sonuçlanacak olan 15 yıllık TRT günlerinde, Tarık Buğra'dan "Küçük Ağa" ve "Kuruluş", Necip Fazıl'dan "Bir Adam Yaratmak", Rasim Özdenören'den "Çok Sesli Bir Ölüm" ve "Çözülme", Tarık Dursun K.'dan "Denizin Kanı" ve "Bağrı Yanık Ömer"i, Turan Oflazoğlu'ndan "4.Murat"ın yanı sıra "Hacı Arif Bey" ve "Aliş ile Zeynep"i çekti.

Sinemaya 1989'da yeniden dönen Çakmaklı, "Minyeli Abdullah" (1-2), "Sahibini Arayan Madalya", "Bişr-i Hafi", "Mümin ile Kafir" ve "Kanayan Yara Bosna" filmlerinin ve o dönemde çektiği bazı dizilerin yönetmen koltuğuna oturdu.

Çok sayıda esere yapımcı, yönetmen ve senarist olarak imza attı

Yücel Çakmaklı, 1972'de "Zehra", "Çile", 1973'te "Ben Doğarken Ölmüşüm", "Oğlum Osman" 1974'te "Diriliş", "Garip Kuş", "Kızım Ayşe", "Memleketim", 1977'de "Çok Sesli Bir Ölüm", "Çözülme", "Bir Adam Yaratmak", "Oynaş", 1978'de "Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep", "Denizin Kanı", 1980'de "IV. Murat", 1982'de "Hacı Arif Bey", 1983'te "Küçük Ağa", 1984'te "Aliş ile Zeynep", 1987'de "Kuruluş/Osmancık", 1989'da "Sahibini Arayan Madalya", "Minyeli Abdullah", 1990'da "Minyeli Abdullah 2", 1991'de "Kurdoğlu-Osmanlı Bedel İster", 1992'de "Mümin ile Kafir", "Bişr-i Hafi - Bir Zamanlar Sarhoştu", 1993'te "Kanayan Bosna", 1994'te "Kanayan Yara - Bosna Mavi Karanlık", 1996'da "Son Türbedar", 1997'de "Emir Sultan", 2005'te "Cumbadan Rumbaya" adlı yapımları yönetti.

Çakmaklı ayrıca "Mümin ile Kafir", "Gençlik Köprüsü", "Sınıfta Şenlik Var", "Diriliş", "Garip Kuş", "Kızım Ayşe", "Memleketim" ve "Birleşen Yollar" filmlerinin yapımcılığını da üstlendi. 2008'de senaryosunu Ayşe Şasa'nın yazdığı, 1798 Osmanlı-Fransız savaşının yaklaştığı günlerde genç bir Mevlevi dervişinin mistik dünyasını anlatan "Dinle Neyden" filminin süpervizörlüğünü ise yine Çakmaklı yaptı.

Sineması kadar yazıları ve kendi ince ruhlu yapısı ile Türk sinemasına kişiliği ile de oldukça katkıda bulunan usta yönetmen, 10 Temmuz 2008'de TBMM tarafından verilen Devlet Üstün Hizmet Madalyasına layık görülürken, aynı yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı, sinemada 50 yıllık hizmeti dolayısıyla Çakmaklı'ya Emek Ödülü verdi.

Kalp kapakçığı ve by pass ameliyat dolayısıyla temmuz 2009'da yoğun bakıma alınan Yücel Çakmaklı, 23 Ağustos 2009'da hayata veda etti.

Türk sinema kuramcısı ve yazar Alim Şerif Onaran, Çakmaklı ve filmleri için şu değerlendirmelerde bulunmuştu:

"Çakmaklı, Milli Sinema akımının en yeterli temsilcisi olarak milli değerlere dönmesinin başarılı bir öyküsünü anlatır. Onun filmlerinde konuların idealize edilmesi dolayısıyla tabii bir seyir izlemediği söylenebilirse de sinema diline hakim, sinema gustosu yerinde bir sanatçı olan Çakmaklı, bu filmlerle, geniş kitlelerin beğenisini kazanarak Yeşilçam'daki serüvenini tamamlamış ve yine çoğunlukla aynı temaları işlediği televizyon filmleri çevirmiştir."

"Niye Milli sinema? Çünkü 1970'lerin Türkiye'sinde 'dini sinema' diye bir terimi ortaya koyamazdınız. Bu ticari açıdan iticiydi ve hiçbir yapımcı da para yatırmazdı. Onun için milli sinema, dini sinemanın bir kamuflesi oldu." açıklamasını yapan sinema yazarı Burçak Evren, Çakmaklı'nın son yıllarını ise şu tespitlerle vurgulamıştı:

"O, film yapamamanın verdiği düş kırıklığını, hırçınlığını ve belki de ezikliğini yaşadı. Onun için 'milli sinema'ya misyon sineması diyorum. Milli sinema bir sanat akımı olarak Türk sinemasından çıkmadı. Bir boşluktan yararlanarak, inanç sınırları içerisindeydi, inancın sinemaya yansıması olarak çıktı."

Yönetmen Mesut Uçakan, Çakmaklı’nın Türk sineması için bir dönüm noktası olduğunu dile getirerek şu bilgileri paylaşmıştı:

"Yücel Çakmaklı 1970’lerde çektiği “Birleşen Yollar” filmiyle sinemada öze dönüş hareketini başlattı. Daha sonra Oğlum Osman, Kızım Ayşe, Küçük Ağa, 4. Murat, Bir Adam Yaratmak, Osmancık ve Minyeli Abdullah gibi verdiği çok cesur eserlerle, Anadolu insanının özünü beyazperdeye taşıdı. Yücel Çakmaklı, öz kültür ve inancına dayalı yeni bir medeniyeti kurmaya talip bir sinemacı kuşağının gelişine kapı araladı.”

“Bugün kökü iman ve irfanda olan Anadolu sinemasından bahsediyorsak, bunu Yücel Çakmaklı’ya borçluyuz." diyen yönetmen Nazif Tunç ise, Çakmaklı'nın bugünlere etkisini şu sözlerle dile getirmişti:

"15 Temmuz’da İstiklal Marşı ruhuyla darbecilere, işgalcilere göğsünü siper eden, boyun eğmeyen serdengeçtilerin, Anadolu Müslümanlarının nereden beslendiklerine, aydınlandıklarına hayret edenlere şaşarım. Onlar, milletin yönetmeni Yücel Çakmaklı’nın çocuklarıdır. 15 Temmuz’un şehit ve gazileri Çakmaklı’nın maneviyat ve iman yayan filmlerini seyrederek çocukluk ve gençlik geçirmişlerdir. Bütün bunlar için teşekkürler sana Yücel Çakmaklı."

Yayın Tarihi: 22 Ağustos 2021 Pazar 15:30
banner25
YORUM EKLE

banner26