Metrobüste tanıştım Sıddık Efendi ile!

Merhum Ahmet El Haznevi’nin torunlarından Muhammed Sıddık Efendi ile tanıştık. Kendisi Kürtçe mevlit okuyan ünlü bir mevlithanmış…

Metrobüste tanıştım Sıddık Efendi ile!

 

İnsanın her günü birbirini tutmuyor. Kimi zaman konuşmak, anlatmak, paylaşmak istiyoruz, kimi zaman da üzerimize bir suskunluk çöküyor. Bazı zamanlar aynı otobüse bindiğimiz tanımadığımız birisiyle dakikalarca konuşurken, bazı zamanlar en yakın dostlarımızla telefonda birkaç dakika konuşmak istemiyoruz. Hal hatır sormaktan bile yorulduğumuz dönemler oluyor. Sanki son dönemlerde daha sık bu hali alıyor gibiyiz. Aslında bu hali almamızda modern dönemlerde yaşıyor olmamızın da büyük bir katkısı var… Yeni hayat algısının hayatımızı mahvettiğinin acaba ne zaman farkına varacağız?

Eskiyi düşünmek bir çare mi acaba?

Eskiyi düşünmek üzerimize üşüşen bu gaflete bir çare olur ümidiyle, çocukluğumun geçtiği bodrum kattaki evimizi hatırlıyorum. Evdeki erzakları mahallenin tavuklarına yedirdiğim günleri yad ediyorum. O günlerden bir detay kaldı aklımda… O da insanların birbirlerine samimi bir şekilde hal hatır sormalarıydı. Herkes birbirinin amcası, teyzesi, abisi ve ablasıydı.Muhammed Sıddık Efendi

Onlar bu iyi duyguları, bu enerjiyi, bu güzelliği acaba nereden buluyorlardı? Ya da biz niye bu kadar bezgin olmuştuk? O günlerde sobanın üzerinde ısıttığımız ekmekleri özlediğimiz gibi, o günlerdeki sevgi ve saygıyı da özledik. Şimdilerde gözlerdeki ışıltılara, tatlı tebessümlere hasret kaldık. Bir yudum muhabbetin özlemini duyuyoruz.

Metrobüste seyyid olduğunu anladım

İşte böyle geçmişe özlem duyduğumuz günlerde, kaderi zorlamadan tanıştık Muhammed Sıddık Efendi ile… Metrobüsle her zamanki gibi tıklım tıkış bir yolculuk yaparken, aynı demirden tutuyorduk onunla… Aynı saatte, aynı dakikada aynı arabada, aynı demirden tutmanın bir tevafuk değeri olduğunu düşünerek onunla konuşmaya karar verdim.

O, yanındaki bir abimizle Kürtçe sohbet ediyordu. Üzerinde Allah’a teslim olmuş tevekkül ehli insanların rahatlığı vardı. Kulağına doğru yaklaştım ve başka hiçbir şey söylemeden; “seyyid misiniz” diye sordum? Yüzüme bakabilmek için biraz geriye doğru esnedi ve bir müddet sonra şaşırmış bir şekilde soru anlamından ziyade “evet” anlamına gelecek şekilde “nereden anladın?” dedi. Sonra yanındaki abimizi göstererek; “bak bakalım bu da seyyid mi” dedi. Onun seyyid olduğunu da doğru tahmin edince, Muhammed Sıddık Efendi neşelendiğini belli eden bir şekilde gülümsedi. Böylece onunla olan tatlı sohbetimiz başlamış oldu. Nefsimize pay ayırmış olmamak için ifade edelim ki bu zatın seyyid olduğunu temiz ve beyaz kıyafetlerine bakarak tahmin etmiştim. Daha önceden Kürtler içerisinde çok seyyidler olduğunu bir profesör hocamdan duymuştum. Bunları birleştirince o zatın seyyid olduğunu anlamış oldum.

Menzil cemaatinin davetlisiymiş

Seyyid Muhammed Sıddık Efendi Suriye’de yaşıyormuş. Türkiye’ye Menzil cemaatinin davetlisi olarak gelmiş. Ramazan’da bazı iftar programlarında mevlit okumuş. Yanındaki abimizden öğrendiğime göre dünyada Kürtçe mevlit okuyan sayılı isimlerdenmiş. Yani çok ünlü bir mevlithanmış. Nitekim daha sonra Kürt mutasavvıflar konusunda bilgili olan Sadık Yalsızuçanlar Bey’e bu zattan bahsettiğimde, onun da kendisini tanıdığını öğrendim.

Böylece Şeyh Abdulhamid Haznevi Efendi’den sonra, meşhur Haznevi ailesinden ikinci bir zatı tanımış oldum. Böyle tanışmaların benim için bir de şöyle bir anlamı var ki bu tanıştığım zatlar sayesinde bir dinî cemaat ile tanışmış oluyorum. Nasıl Bangladeşli Müştak sayesinde Mahmut Efendi cemaatine karşı sevgi duymaya başlamışsam, bu zatlar sayesinde de Haznevilere karşı bir muhabbet duymaya başladım.

Gönlüm bütün Müslümanları yavaş yavaş içine alıyor. Bu tanışmalar beni cemaat, hizip, parti ve tarikat taassubu gibi zehirlerden uzak tuttuğu gibi bana ümmet olmanın ve Müslüman kardeşliğinin lezzetini yaşatıyor. Tarikatlar hakkındaki hüsn-ü zannımı artırıyor. Her bir dinî grubun belli bir boşluğu doldurduğunu daha iyi kavrıyorum.

Muhammed Sıddık EfendiEyüp Sultan’da tekrar buluştuk

İlk karşılaşmamızdan sonra Muhammed Sıddık Efendi’yi Eyüp Sultan’a da davet ettim. Sağ olsun dar bir vakitte de olsa davetimize icap etti. Yanında yine o muhabbetli seyyid abimiz vardı. Sibyan Mektebi’ne gelen misafirlerimizi Dr. Mehmet Emin Hocamla da tanıştırdım. Aramızda; “gül alırlar, gül satarlar” dizesindeki gibi güzel bir saygı sevgi alışverişi oldu.

Bu arada yanındaki seyyid abimizin, Menzil şeyhi Abdulbaki Efendi’nin akrabası olduğunu öğrendik. Menzil cemaati misafirini gezdirmesi için bu abimizi görevlendirmiş. Allah razı olsun, onda da çok güzel bir muhabbet vardı. Neticede Allah için birbirini seven insanlardık. Aramızda dünyaya ve dünyalıklara dair bir konuşma geçmemişti. Din-i İslam’ın güzelliğiydi bizi kaynaştıran…

Ümmetin bir rengi Menzil sofileri

Birkaç gün sonra Muhammed Sıddık Efendi beni aradı ve Menzil cemaatinin büyük bir iftarı olacağını söyleyerek davet etti. O iftara gitmeyi ve ümmetin bir rengi olan Menzil sofilerinin arasına katılmayı çok isterdim ancak başka bir yere söz vermiştik. Dolayısıyla nasip olmadı.

Muhammed Sıddık Efendi, memleketi Suriye’ye gittikten sonra da beni birkaç sefer aradı. Türkçesi az olduğu için çok fazla konuşamadık. Karşılıklı sevgi ve muhabbetlerimizi ilettik. İnşallah bir daha görüşebilirsek okuduğu mevlitleri kaydetmek istiyorum.

 

Aydın Başar yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Ağustos 2012, 01:10
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Edip Çınar
Edip Çınar - 7 yıl Önce

Muhterem ilgidaşım! Haznevileri okumaya başlamanız, sevindirdi. Sevindirdi, çünkü telaşımız ve heyecanımız aynı. Zira bendeniz de Haznevileri araştırıyorum. Hayranlık başladı mı? Mesela şu katiyyen maddiyat kabul etmemelerine karşı! Bizim, Üstad Bediüzzaman’dan bildiğimiz müstağniliği ailece yaşıyorlar/yaşatıyorlar. Aile demişken kardeşçe belirteyim, gördüm ki, Haznevi ailesi ile Haznevi mürşitleri iki ayrı dünya. Ona göre yaklaşmalı, gözgöze ve dizdize gelmeli diye düşünüyorum…

banner19

banner13