Mescid-i Nebi'de Gâyâtü'l-Hayrat okunmuş

Şeyhu’l-Hazin’in en büyük eseri, bizzat kaleme aldığı Gâyâtü’l-Hayrat, Efendiler Efendisi Hz. Muhammed’e (sas) hediye ettiği 13 kıtalık salâvat-ı şerifedir.

Mescid-i Nebi'de Gâyâtü'l-Hayrat okunmuş

Anadolu coğrafyasının vatan olmasında, İslam ile anılmasında velilerin katkısı madde âleminde belki pek kayda geçmemiştir, ancak mana âleminde böyle olduğu geçmiş dönemlerde yaşamış velilerin menkıbelerinden anlaşılmaktadır. Anadolu’nun hemen her vilayetinde bir türbe, bir yatır, bir çeşme, bir medrese bulmak mümkün. Emr-i bil-maruf, nehy-i anil-münker vazifesi, gönül erlerini sadece bayrağın dalgalandığı değil, insanın yaşadığı her yere götürmüş. Çünkü mümin bir kalp, mümin bir kalbin üzülmesiyle üzüldüğü kadar; bir kalbin imandan mahrum olarak atmasına üzülür, onun da iman pompalamasını ister yük olduğu vücuda. Bu yüzdendir ki, gönül erleri, Allah’ın veli kulları karış karış her yere gitmişler ve Allah’ı, İslam’ı ve imanı insanlara anlatmışlar. Çorak toprakların ve gönüllerin hidayet güneşiyle aydınlamasına vesile olmuşlar. Menkıbe kitapları bunların sayısız örnekleriyle doludur.

Türkiye’nin Siirt ili, özellikle de Tillo ilçesi gönül erleri bakımından anılmaya layık bir toprak. İlm-i kıyafet burcunun erişilmez sancağı Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin şeyhi İsmail Fakirullah Hazretleri başta olmak üzere Tillo’da ve Siirt’te yüzlerce velinin medfun olduğu söylenmekte ve kayıtlarda yer almaktadır. Türbe ziyaretleri için, Anadolu turuna çıkan birçok cemaat Tillo’ya hassaten uğramakta ve burada medfun gönül erlerini ziyaret etmektedir. Siirt’i nuruyla aydınlatmış büyüklerden biri de Şeyhu’l-Hazin namıyla meşhur Şeyh Muhammed el-Hazin el-Fersafî’dir. 1816 yılında Siirt’in Fersaf köyünde dünyaya geldi. Onun için Şeyh Muhammed el-Fersâfî unvanıyla da bilinmektedir. İlk tahsilini babasının talebe yetiştirdiği aile medresesinde yaptı. Daha sekiz yaşındayken Kur’ân-ı Kerim’i hıfzetti.

Vasiyeti üzerine Halid bin Velid’in (ra) Siirt’i fethettiğinde çadırını kurduğu yere defnedilmiş

Elimde, Şeyhu’l-Hazin Şeyh Muhammed el-Hazin el-Fersafî’yi anlatan bir kitap var. 2011 yılının Nisan ayında ilk baskısını yapan kitabın isteme adresi olarak ‘Erbin Köyü-Siirt’ adresi verilmiş. Kitabı Nasihaddin Aydın hazırlamış. Şeyh Nasihaddin Aydın, Şeyh Muhammed Hazin’in hem beşinci kuşak evladından hem de silsile-i sadattan, yani yolun sürdürücülerinden. Şeyh Muhammed Hazin’in silsilesi de Şeyh Osman Hüseynî Irakî Tavilî yoluyla güneşlerin güneşi Mevlâna Halid-i Bağdadî hazretlerine ulaşıyor. Bu anlamda bu kol, Halidiyye’nin Türkiye’deki bir başka kolu.

Bu tarz eserler maalesef bizde yok denecek kadar az. Ne dediğimiz kütüphane ve kitapçılarda biyografik çalışmaların yer aldığı raflara bakılarak anlaşılabilir. Kitapçı ve kütüphane rafları ile mezarlardaki sarıklı mezar taşlarını karşılaştırdığımızda sözümüzün ağırlığı daha bir hissedilir ve anlaşılır. Nasihaddin Aydın’ın kaleme aldığı bu nadide eser olmasa, bizim de dünyadan haberimiz olmayacaktı.

1892 yılında vefat eden Şeyhu’l-Hazin, vasiyeti üzerine, İslam kumandanı “Seyfullah” lakaplı Halid bin Velid’in (ra) Siirt’i fethettiğinde çadırını kurduğu yere defnedilmiş. Hazretin vefatından bir yıl sonra, üzerine yapılan türbenin inşaatı sırasında temel hafriyatında kıvırcık saçlı bir şehit ile ona ait yay ve oklar bulunmuş.

Mescid-i Nebi minarelerinden Gâyâtü’l-Hayrat adlı salâvat-ı şerifenin okunduğunu duyar

Şeyhu’l-Hazin’in en büyük eseri, bizzat kaleme aldığı Gâyâtü’l-Hayrat, Efendiler Efendisi Hz. Muhammed’e (sas) hediye ettiği 13 kıtalık salâvat-ı şerifedir. Nasihaddin Aydın’ın hazırladığı ve hazretin hayatını, menkıbelerini ve mezkûr salâvat-ı şerifeyi anlatan eserden öğrendiğimize göre, hazret, salâvatı Resul-i Ekrem Efendimize (sav) bizzat takdim etmiş ve Peygamberimizin (sav) övgüsüne nail olmuş.

Bu salâvatla ilgi anlatılan bir başka menkıbe daha var ki kitapta, okuyanlar hemen Karacaahmet Mezarlığı’nda metfun bulunan Nabi’nin “Sakın terk-i edepten…” ifadesiyle başlayan naatını hatırlayacaklardır.

Malum olduğu üzere Nabi, bir defasında devlet ricaliyle birlikte bir Hicaz yolculuğunda kervandakilerden birinin ayaklarını Ravza-ı Mutahhara’nın bulunduğu yöne doğru uzattığını görünce, irticalen bir şiir söyler. O zat, yaptığı yanlışı anlayarak mahcubiyetle bu durumu kimseye anlatmamasını ister Nabi’den. Nabi de kusur örtmenin ‘settaru’l-uyûb’ olan Rabbü’l Âlemîn’in ahlâkıyla ahlâklanmak olduğundan hareketle olsa gerek meseleyi kapatır. Medine’ye varıldığında, Mescid-i Nebi’nin minarelerinden Nabi’nin yolculukta söylediği şiirinin okunduğunu işitir kafiledekiler. Şiir bitince, müezzini bulur ve durumu kendisinden sorarlar. Müezzin de o gece rüyasında Peygamber Efendimizi (sav) gördüğünü ve şiiri kendisine bizzat öğrettiğini belirtir.

Şeyhu’l-Hazin de, Efendimize (sav) yazdığı salâvatı takdim ettiği gün içinde, Medine’den ayrılmadan Mescid-i Nebi minarelerinden Gâyâtü’l-Hayrat adlı salâvat-ı şerifenin okunduğunu duyar. Bunun üzerine müezzini bulur ve salâvatı nasıl elde ettiğini sorar. Müezzin de Efendimizin Ravzasını ziyaret ettiğinde salâvatın yazılı olduğu kâğıdın sandukanın üzerinde olduğunu, salâvatı okuduğunu, çok hoşuna gittiğini, bunu duymaktan Efendimizin de memnun kalacağını düşündüğünden okuduğunu söyler.

Görüleceği üzere, birbirine benzer iki menkıbe. Benzer menkıbelerin menakıp kitaplarında sıkça yer aldığını söyleyelim. Bunda elbette, gönül erlerinin yolunun tek olmasının etkisi vardır.

Kitap her ne kadar Şeyhu’l-Hazin adını taşıyorsa da hazretten sonra yolun sürdürücüsü olan zatların da, sadat-ı kiramın da hayatı ve menkıbelerine kısa da olsa değinilmiş ve böylece silsile bugüne kadar yani eserin müellifi Nasihaddin Aydın’a kadar getirilmiş. Kitapta Nasihaddin Aydın’ın da ahlâk-ı Muhammediye ve hakikat-ı Muhammediyye ve sohbete dair yazdığı yazılar bulunuyor.

Şeyhu’l-hazin kitabı okurlara nurlu hayatların anlatıldığı yeni dünyalar vaat ediyor.

İsmail Demirel yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Nisan 2019, 21:42
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13