banner17

Mescid-i Nebevi'de Pakistanlılar anlatıyor!

Ecdadımız kızdığında yüksek sesle “La ilahe illallah” diyerek uyarırmış. Karşılığında tamamlayıcı tabirleri “Muhammedur Rasulullah” olurmuş.

Mescid-i Nebevi'de Pakistanlılar anlatıyor!

 

Yaz yaz bitmez Ravza-i Mutahhara’daki haller; derunî hisler, bitemez! Muhammedî bir muhabbetten doğan nur, hiçbir zaman göz ardı edilemez. Hal böyle olunca, kalbini nakış nakış Rasulullah s.a.s.’in muhabbetiyle işleyenlerden bir nebze hissedar ve idrak olabilme ümidiyle yazıyoruz.Mescid-i Nebevi bahçesinde Pakistanlılar

Pakistanlıları az çok bilirsiniz; kendilerine has giyinme tarzıyla bulundukları ortamda hemen kendilerini belli ederler. Rengârenk yörelerinden rengârenk bir giyimle; su mataralarından tutun, o saymakta zorlandığımız bileziklerine kadar baştan aşağı uyumlu renklerle donanmışlardır. Peki ya onlarla hiç konuştunuz mu? Dertleştiniz mi?

Biz Pakistanlılarla, lisanımız yettiğince, Mescid-i Nebevi bahçesinde konuşmak istedik. Biraz İngilizce, biraz Urduca, biraz da hal dili ile anlaştık. Ama öyle güzel bir odak noktamız vardı ki; gönlümüz Rasulullah s.a.s. aşkı ile yanarken, Kubbet’ül Hadra’nın beyaz mermerler üzerine düşen gölgesinde hep beraber serinliyorduk. Ee hal bu ya, can-ı gönülden Firdevs-i Ala’yı da ümmet-i Muhammed için dilemeyi de unutmadık.

Mescid-i Nebevi bahçesinde PakistanlılarAhsen-ül edeple abdest erkânı

İlkin, “Rasulullah s.a.s.’i konuşacaksak zemzem ile abdestimizi tazeleyelim, yeniden dişlerimizi misvaklayalım ve başlayalım” diyorlar. Baştan aşağı bir edeple her bir azanın duasını, salâvat eşliğinde günahlarından arındıklarının tatbiği ile okuyorlar. Kimisi aldığı abdestin üzerine “nurun âlâ nur” ayetine mazhar olabilmek için yeniden abdest alıyor. Kimisi abdest sonrası “üç yudum su ile şifa bulun” sünnetini ihya edebilmek için hatırlatma yapıyor. Pakistanlılar böylesine ahsen-ül edep çerçevesinde abdest alınca, elleri, ayakları kara bir nura bürünüyor adeta ve hayran kalıyoruz; “abdest ibadetini böyle güzel ifa edenin namazdaki hali nicedir” diyerek.

Ebu Hureyre edasıyla Mescid-i Nebevi’de kalıyorlar

Pakistan’ın oldukça yoksul kesimlerinden davete icabet edenler var. Haliyle bu güzel insanların konaklama mahalleri de Mescid-i Nebevi’ye oldukça uzak oluyor. Ekonomik oteller, hac evleri, hatta eski Medine viranelerinde konaklamaları hasebiyle birçok günlük ihtiyaçlarını burada gideriyorlar. HattaMescid-i Nebevi bahçesinde Pakistanlılar yemek yeme ihtiyaçlarını dahi mütevazı bir sofra ile Mescid-i Nebevi bahçesinde hallediyorlar. Kimi zaman ise oruçlu olarak günlerini tamamlıyorlar.

Sıcak mermerler üzerinde dinleniyor, 5 vakitte zemzemle abdest alma şerefine nail oluyorlar. İlim rahlesinde, Kur’an-ı Kerim’i makamlı okuyanların dizinin dibinde, okuma yazması olmadan suffe ehline kayıt oluyorlar. Sayılı günlerini dopdolu, donanımlı olarak, bilinçli bir şekilde geçiriyorlar. Çünkü onlar bin bir meşakkatle bu beldelere geliyorlar. Aslında uzun sözün kısası, onlar Ebu Hureyra r.a. edasıyla her gün Mescid-i Nebevi’de yatıp kalkıyorlar. Kedileri dahi yerel halkından çok severek, bizlere Ebu Hureyre r.a. Efendimizin bu yönünü de hatırlatıyorlar.

Revaklar açılırken dertleşeceğiz

Pakistanlılar inanılmaz dikkatli gözlemciler de; sahipleniyorlar Mescid-i Nebevi’yi Asr-ı Saadet günlerden kalma bir esintiyle. Şimdi biz de Mescid-i Nebevi bahçesinde, revaklar açılırken ne güzel şikâyetleşeceğiz ne de güzel halimizi Rabbimize münacat, Habib’ine arz edeceğiz. Hasbihal derin ve diri bir halde, uzun uzun konuşacağız. Şartları zorlayıp işaret diliyle yol bulacağız. Öyle ya bizler din kardeşiyiz, nazımız ancak birbirimize geçer.

Mescid-i Nebevi bahçesinde PakistanlılarHüzün Peygamberinin sükûnetini anlamak ve yaşamak!

İlkin Hızır a.s.’ın duası ile dertlendikleri konu hususunda giriş yapıyorlar. “Allah’ım! Sana kulluk yapmam hususunda bana güzel edep ihsan eyle.” Anladık ki konu Peygamber yurdunda edep çerçevesi idi. Devam ettiler Enes bin Malik Hazretlerinden rivayet olunan bir hadis-i şerif ile: “Amelde edep, onun kabulüne işarettir.” Allah-u Ekber! Ve devam ediyorlar:

“Haykırasımız geliyor: Ey İnsanlar! Peygamber huzurunda hallerinize dikkat edin! Evlatlarınızı bağırarak terbiye etmeyin, vaktiniz, günleriniz sınırlı değil mi? Neden Rasulullah s.a.s.’in nurundan, bereketinden, feyzinden, o mübarek sahabe-i kiramın teslimiyetinden hissedar olmak için çaba sarf etmiyorsunuz da, aklınız fikriniz durmuş gibi, nerede olduğunuzu unutmuş gibi davranıyorsunuz. İkazda bulunuyoruz. İkazımızı, lisanımızı anlamayana, Hucurat suresinin ilk 5 ayeti celilesini okuyuveriyoruz” diyorlar. Ve susuyorlar… Ola ki anlayana!

Bizler de bu uyarı karşısınca ah ediyoruz. Nerede o sahabe-i kiramın edep ve huşu içerisinde başlarından uçacak zannettikleri o kuşlar? Nerede Bağdat’tan, Şam’dan gelmeleri günleri alan Peygamber âşıkları, evliyalar; nerede edep abidesi ecdadımız… Onlar kutlu beldelerde bir tek dünya kelamı etmez, edepsizliğe de asla tahammül etmezlermiş. Taviz de vermezlermiş. Onların kızgınlık sözleri dahi yüksek sesle “La ilahe illallah” imiş. Karşılık olarak özür beyanı ise “Muhammedur Mescid-i Nebevi bahçesinde PakistanlılarRasulullah” olurmuş. Bizler şimdi onların yaptıklarını yapamıyoruz. Uyarılarımız dahi neredeyse karşı tarafla, din kardeşliğimizi ve nerede olduğumuzu unutturan, nefis ve şeytandan ileri gelen tartışmalara sebebiyet verebiliyor.

Kalbi göstererek Zikrullah

Pakistanlılar sitemlerinde, kırılmalarında hatta kızmalarında; her sözlerinde haklılar, çünkü onlar Mescid-i Nebevi’nin müdavimleri olmuşlar. Her tür milletin insanını kısıtlı günlerde tanıyabiliyorlar. Zaten onlarınki Pakistanî bir aşk! Rasullulah s.a.s.’den başka muhabbeti hiçe sayanlar. Bambaşka bir sükût halini kuşanarak kalpte salâvat, ruhta Rasulullah s.a.s. ile buluşma anları. Onlar abdestlerini zemzem ile alanlar, Zikrullah ile gönül yıkayanlar. İşte onlar pek çabuk Huzur-ı Rasulullah’a ulaşanlar. Bence siz siz olun, Mescid-i Nebevi’nin nuruna gark olursanız, ayakları kınalı Pakistanlıya kulak verin.

 

Hatice Tüfekci, “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?” diyerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2012, 13:17
YORUM EKLE
YORUMLAR
hüseyin
hüseyin - 7 yıl Önce

abdest alışlarına bizde hayran kaldık.onlar kadar sizde iyi bir gözlemcisiniz kardeşim anlaşılan.kaleminize kuvvet.Rabbim herkese gitmeyi nasip etsin.

Leyfunnur
Leyfunnur - 7 yıl Önce

Göz zahiri görebilir, fakat kalbin batini yönü görmesi daha makbul'dür...ÜMMMet-i MUHAMMED-i manaya yönlendir RABBIM...

yunus
yunus - 6 yıl Önce

Allah razı olsun çok güzel bir şekilde anlatmışsınız Pakistanlı kardeşlerimizi

banner8

banner19

banner20