Mehmet Tekin okura ilginç bir sürprizdir

Hocanın ilgisi romandan şiire ve sanata, tütün, afyon veya çay kültürüne kadar uzanır.. Ömer Yalçınova Mehmet Tekin'i yazdı.

Mehmet Tekin okura ilginç bir sürprizdir

 

Mehmet Tekin ilginç bir sürprizdir. İnsanı her daim kuşatan bir muhabbeti vardır. Kitaplarında ve dergilerde yayımlanan müstakil yazılarında belki de okuyucuyla arasına belli bir mesafe koyar. O mesafe önemlidir ve gereklidir. Fakat bu mesafe sohbetlerinde yoktur. İnsana yaklaşımında bu mesafeyle karşılaşılmaz. Kitaplarını ve yazılarını okuyan, bu yüzden çekinerek hocaya yaklaşan herkes, ondaki muhabbeti, iyi niyeti, sıcaklığı ve samimiyeti gördüğünde birden şaşırabilir. Neye uğradığını ilk anda anlamayabilir. Fakat göreceği gerçek; yıllar geçse bile Mehmet Tekin’in o dostluğu, arkadaşlığı ve muhabbeti devam ettirdiğidir.

Renkli bir üsluba sahipMehmet Tekin

Hocanın yazıları uzun bir ırmağı andırır. Irmak boyunca yürüyen okuyucu nelerle karşılaşmaz ki! Doğunun bilgeliği, mistisizmi, kültür birikimi, kurduğu medeniyetler; Batının sanatı, aklı, felsefesi, romanı, eleştirelliği; Türk tarihi, kültürü, şehirleri, şiiri, düşüncesi, tahlili… hocanın yazılarında yerli yerinde ve usulüncedir. O yalnızca sanatı, tarihi ve kültürel unsurları ele almaz; onlardan çıkarılacak fikirleri de ortaya döker, tartışır, nezaketle eleştirir, bazen savunur, en önemlisi görünür kılar.

Hocanın yazıları uzundur ama sıkıcı değildir. Üslup burada önemli. Hocanın üslubu eskilerden Ahmet Hamdi Tanpınar ve Peyami Safa’yı, yenilerden Orhan Okay, hatta bazı yerlerde İsmail Kara’yı, yani onların üslubunu andırır. Yine de kendine özeldir; kendine has tadı, kokusu, sesi, müziği, ahengi ve şarkısıyla dikkat çeker, cazibe odağıdır. Kısaca Mehmet Tekin, az sayıda akademisyene nasip olacak renkli bir üsluba sahiptir. Yazılarının tadına doyum olmaz.

Biraz abartarak söyleyeyim: Mehmet Tekin’in dili ve üslubu okuyucuya yorulduğunda dinlenme vakti tanır; susadığında, onu ırmaklara yaklaştırır; soru sorduğunda cevaba giden yolun işaretleriyle dolar taşar. Kimi yerde akademik bir makale havasına dönen nefis denemeleri, kimi yerlerinde sohbet, konuşma havasına bürünür. Adeta hocayı karşınızda bir rehber olarak görürsünüz. Ama sıkı durun, bir şartla: Eğer onun üslubuna aşinalık kazanmışsanız, biraz sabredip, yazıyı okumakta ısrar etmişseniz. Çünkü onun yazıları vermeye, göstermeye, beslemeye, dolaştırmaya ve öğretmeye fikir eserleriyle meşgul olmanın gerektirdiği çileyi göze almanızla başlar.

Tütün, afyon veya çay kültürüne kadar ilgili

Mehmet TekinMehmet Tekin’in kitaplarına baktığımız zaman onun sadece romanla ve romancılarla ilgilendiğini düşünebiliriz: Teorik çalışması Roman Sanatı 1 (Ötüken Y.), inceleme ve tahlil kitapları Romancı Yönüyle Peyami Safa (Ötüken Y.), Romancı Yönüyle Orhan Pamuk ve Yeni Hayat (Öz Eğitim y.) ve derlediği söyleşi kitapları Cemil Meriç ile Söyleşiler, Tarık Buğra ile Söyleşiler, Peyami Safa ile Söyleşiler (Çizgi Kitabevi). Fakat öyle değildir. Hocayla bir dönem kitap okumaları yaptık. Bana okumam için uzattığı kitaplar arasında Behçet Necatigil’in şiir yazıları da vardı, Sait Faik’in hikâyeleri de, Larry Shiner’in Sanatın İcadı da. Hocanın ilgi alanı öyle genişti ki bazen kafam karışırdı.

Hocanın geniş bir perspektifle olaylara yaklaşmasını ilgi alanının genişliğine bağlayabiliriz. Bir kere teorik planda da olsa sanatın her türüyle ilgilenir; resim, müzik, tezhip, minyatür, hat, hikâye, deneme… Sanat özelinde tarihle ve felsefeyle uğraşır. Kültürel yazılarla meşguliyeti ayrı bir sayfadır. Bu ilgi bir tütün, afyon veya çay kültürüne kadar uzanır. Bununla birlikte şiirle bağlantısını hiçbir dönemde kesmemiştir. Sohbetlerimizden hatırladığım kadarıyla Roman Sanatı 2’yi yazıp bitirmişti. Ama henüz yayımlanmadı. 2004 civarıydı sanırım, bana şiir teorileriyle ilgili bir çalışma yapmak istediğini söylemişti.

Meşgul olduğun şey merkezde olsun!

Mehmet Tekin, ne ile meşgulsen ona inanman gerektiğini öğretir. Bunu hissettirir. Hatta meşgul olduğun şeye dair inancını kuvvetlendirir, sağlamlaştırır. Şiirle mi uğraşıyorsun, şairliğine, şiire ve şiir çalışmalarına inan. Roman okumayı seviyor musun, sakın bu sevgiyi küçümseme ve bir kenara fırlatıp atma. Yani ki meşgul olduğun şey merkezde olsun ve ona güçlü bir inançla bağlan. Öyle olunca diğer şeylerin onu kendiliğinden beslediğini göreceksin.Mehmet Tekin

Hocanın geniş ilgi alanına ve okumalarına rağmen, meşgul olduğu şeyde uzmanlaşması, geniş bir perspektif kazanması, hiç dağılmaması ve dağıtmaması; uzun yazılarındaki o derli topluluk, bütünlük ve kuvvet de sanırım bu özelliğinden ileri geliyor. Çünkü onun yazıları genişleyerek, büyüyerek, bazen coşup bazen durularak akan bir ırmak gibidir. Felsefe, sosyoloji, sanat, tarih ve tecrübeden beslenir, büyür ve bir deniz veya okyanus bulana dek akar.

Üç yıl aradan sonra der ki

Mehmet Tekin’le uzun yıllar görüşmeyebilirsiniz. Hiç önemli değil. O yıllar sonra sizinle karşılaştığında, yıllar öncesinin muhabbetiyle size sarılır. Hal hatır sorar. Ve güçlü hafızasıyla sizi şaşırtmayı başarır. Yıllar öncesinin en küçük ayrıntılarına kadar iner, ilgilenir. Sizinle üzülür, sizinle sevinir. Ve elinden geliyorsa kesinlikle yardımını esirgemez.

Ben Mehmet Tekin’i böyle tanıdım, sevdim. Ona olan saygım her zaman büyüdü, eksilmedi. Üç yıl aradan sonra, Eğitim Fakültesinin kapısında karşılaştığımızda, yani “beni unutmuştur, anımsamaz artık” dediğim bir anda, “Yahu Ömer, sen yaşıyor muydun?” diyerek bana gülümsemesini ve elini uzatışını ya da yıllar sonra -en az altı yıl sonra- Mustafa Kök Hocamla bana selam gönderişini unutamam. Oysa Mustafa Kök’le bir seminerde karşılaşmışlardır ve Maraş denilince ismimi sormuştur. Buna benim kadar Mustafa Amcanın da şaşırdığını ve sevindiğini biliyorum.

Ben üniversite öğrencisiyken, Mehmet Tekin Selçuk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölüm başkanıydı. Odasında sohbet ederdik. İstanbul’a duyduğu hasret, neredeyse her konuşmamızda geçerdi. Bana da sık sık İstanbul’a taşınmam gerektiğini söylerdi. Mezun olduktan sonra ben İstanbul’a taşındım, orada görüşemedik. Sonra da İstanbul’dan Maraş’a taşındım, o sıralar hocam Konya’dan İstanbul’a geçmiş. Şimdi Fatih Üniversitesi’nde öğretim üyesiymiş. Ama sordum, hasret bitmemiş. İstanbul, İstanbul’da bile hasret duyulan bir şehirmiş.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Orhan Okay ve Mehmet Tekin

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2012, 19:17
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Tekin
Mehmet Tekin - 7 yıl Önce

Sevgili Ömer, yazdıklarını ne kadar hak ettim bilemem… Bildiğim şu ki, sizleri sevdim, sizlerin gönüllerine nüfuz edebilmek için Türkçeyi sevdim, arı sütü kıvam ve kıymetindeki bu güzel dille ayırmaksızın içinden geldiğim halkımı sevdim Kimsenin başına kakmadan ve hep yurt özlemi çekenlerin hakkına da saygı duyarak bu toprağı sevdim. Kısacası ve Yunusça söyleyeyim: yaratılmışı (bitkiden beşere kadar yaratılmışı) Yaradan adına sevdim... Felsefemin özü, var oluşumun anlamı budur. Hayat vadisinde pergelimin iğnesi buraya, bu felsefeye sabitlenmiştir; pergelin öbür ayağı ile de gönüllerde dolaşır, gönüllere serinlik serpmeye çalışırım. Yaptığım ve yapacağım budur ilk ve son demde: sizler benim sesime vesile olduğunuz için değerlisiniz, önemlisiniz; çünkü siz olunca konuşmak güzel, anlatmak güzel... Bu güzelliği bana yaşatan sencileyin dostlarıma eksilmeyen dilek ve dualarla... Bu kısa denemeye vesile olduğun için de ayrıca teşekkür eder, gözlerinden öperim sevgili Maraşlı Ömer.

İsmimi yazmayacağım; fakat şu an facebookta takipçinizim :)
İsmimi yazmayacağım; fakat şu an facebookta takipçinizim :) - 6 yıl Önce

Çok güzel ifade etmiş Mehmet hocamızı.Onun sadece 1 sene öğrencisi olabilme şansına nail oldum.Bu da benim İçin çok önemli.Öğrencilik hayatım boyunca her cümlesini büyük bir dikkatle dinlediğim tek hocam. Çünkü ufku o kadar geniş,bilgi hazinesi o kadar derin ve hoşgörüsü o kadar boldur ki onu dinlerken doludizgin atlarla diyardan diyara gezersiniz.Çünkü birçok insanın asla sahip olamayacağı bir genel kültüre sahiptir.Yunus misali sevgi ve hoşgörüsü zaten ortada.Onu tanıdığım için çok şanslıyım..

banner19

banner13