Mehmet Genç Hocanın dilinden Erol Güngör

Mehmet Genç Hoca, Erol Güngör için “Son derece sabırlı, mütevazı ve şefkatli bir insandı. Fakat onu saklıyordu, göstermiyordu. Çok okur, çok düşünür, çok çalışır; az konuşurdu. Bütün sosyal bilimlerde o alanın uzmanı kadar bilgisi vardı.” diyor.

Mehmet Genç Hocanın dilinden Erol Güngör

Erol Güngör, Cumhuriyet döneminin köşe taşı olma vasfını taşıyan sayılı entelektüellerimizden biri. Modern dönem Türk düşünce tarihine katkıları bir dönüm noktası mesabesinde. Kitapları, kendi dönemini aşan bir fikir adamının eserleri olarak, tekrar tekrar okunmayı hak edecek bir perspektife sahip. Erol Güngör’ün fikri mirasının kıymeti, kendi medeniyetimizi, kimliğimizi anlamaya dönük çalışmalar artıkça ve derinleştikçe daha iyi anlaşılacak.

9 Aralık 2018 tarihinde Ebubekir Kurban Twitter hesabından (@ebubekirkurban) Erol Güngör’e dair dikkat çekici bir paylaşım yaptı. Twit zincirinde Mehmet Genç Hocanın nazarından Erol Güngör’e dair önemli tespitler ve hatıralar yer alıyor. Önemine binaen sizinle paylaşıyoruz.

                                                               ***

“Erol Güngör ile yaşadığımıza benzer bir arkadaşlığı ben yaşamadım, sanıyorum Erol da yaşamamıştır. Ayrıca da çevremde de görmedim. Biz aşağı yukarı yirmi beş sene her gün görüştük. Öğlen buluşamadığımız zaman akşamları ben fakültedeki odamda çalışırdık.

Güngör nasıl bir adamdı? Öğrencilerinin ona taktıkları isim ‘Buz Baba’. Baba; ama uzak. Yaklaşılmaz. Dışarıdan bakanlara çok mağrur intibaı verirdi. Korkar, çekinirlerdi. Aslında asla kibirli değildi. Anadolu’ya Asya’dan gelen o ilk Horasan erenlerinin yüz çizgilerine sahip bir adamdı.

Son derece sabırlı, mütevazı ve şefkatli bir insandı. Fakat onu saklıyordu, göstermiyordu. Çok okur, çok düşünür, çok çalışır; az konuşurdu. Bütün sosyal bilimlerde o alanın uzmanı kadar bilgisi vardı.

Ben tarih ve iktisatla ilgileniyordum. Müşterek alanlarımız vardı. Literatüre ulaşacağımız kütüphane azdı. Literatürü bir şekilde bulduktan sonra onları okuyacak vakit bulmak da ayrı meseleydi. Bir kısım kitapları o, bir kısmını ben okuyordum. Birbirimize anlatarak aktarıyorduk.

Çok iyi tarih biliyordu. Eski yazıyı okuyup yazabiliyordu. Son derece hızlı ve okunaklı biçimde rik’a yazıyla not alabiliyordu. Hilmi Ziya Ülgen’in ders notlarını Erol’un o eski yazıyla aldığı notlardan oluşturduğu rivayetleri vardır.

Bugün bazı gençler 1960’larda yazılmış kitapların bugünkü Türkçeye çevrilmesini istiyor. Yani elli altmış sene evvel yazılmış kitapların dilini anlamakta güçlük çeken insanlar var. Erol’un Arapçası da Farsçası da vardı ama bilhassa Osmanlı Türkçesini çok iyi biliyordu.

Erol’un en önemli vasfı, geçmişimizin metinlerini okuyup anlayabilen bir formasyonu olmasıydı.

Bir insan kendi kültürünün, değerlerinin denizinde yüzmüyorsa -milliyetçi olup olmaması da çok önemli değil, her şeyini benimsemesi gerekmiyor, bazı şeylerle de boğuşabilir- bütün zihni onunla yıkanmıyorsa ne kadar parlak zekalı olursa olsun kreatif olması mümkün değil.

Erol Güngör çok zeki ve meraklıydı, çalışkandı, çok parlak eserler ortaya koydu. Bu eserler Türk dünyasının ana damarının klasiği haline geldi otuz beş sene evvel. Ve halen onu okumayı bekleyen gençler var. Erol bunu kültürünün değerleri ile haşır neşir olmakla sağladı."

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 11:26
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13