Mehmet Akif’in ilk hocası: Mehmet Tahir Efendi

"Mehmet Tahir Efendi, ders anlamında da oğlunun ilk hocası olarak karşımıza çıkar. Akif, Kur’an okumayı babasından öğrenmiştir. Ama babası bununla yetinmeyerek ve Kur’an’ anlamada Arapçanın önemini bilen biri olarak oğluna Arapça dersleri de vermiş, Farsça ve Fransızca öğrenimi için de yakın dostlarının derslerine devamını sağlamıştır." Mustafa Özçelik yazdı.

Mehmet Akif’in ilk hocası: Mehmet Tahir Efendi

“O (Mehmet Tahir Efendi) benim hem babam hem de hocamdır. Ben hayatta ne öğrendi isem ondan öğrendim.”  Mehmet Akif ERSOY 

Mehmet Akif’in her anlamda olduğu gibi eğitim anlamında da örnek bir şahsiyet olduğunu biliyoruz. O, bir şair, edip, mütefekkir ve aksiyoner olduğu kadar aynı şekilde başarılı bir muallimdir. İşte bu başarılı muallim portresinin oluşmasında çok özel bir isim vardır. O da babası Mehmet Tahir Efendidir. Çünkü o da bir muallimdir ve oğlunun ilk hocasıdır. Bu özelliğiyle onun her anlamda olduğu gibi eğitimci bir şahsiyet olarak yetişmesinde de etkili olmuştur. Şimdi bu örnek şahsiyeti yakından tanımaya çalışalım:  

Mehmet Tahir Efendi, bugünkü Kosova’dan eğitim için İstanbul’a gelmiş ve buradaki öğreniminden sonra Fatih medresesinde müderrislik yapmıştır. İşte onun örnek bir şahsiyet olması burada başlar. Zira çok genç yaşlarda geldiği İstanbul’da çok başarılı bir öğrencilik ardından yine çok başarılı bir müderrislik dönemi yaşamıştır. Bunu ise tamamen gayretine, çalışkanlığına ve ilim aşkına borçludur.  

Bir başka önemli özelliği ise müderrisliği sadece medresede ders vermekle sınırlandırmaması, etrafında çok geniş bir ilim ve sohbet halkası oluşturmasıdır. Böylece her anını ilimle geçiren ve ilmin ışığıyla çevresindekileri de aydınlatan bir isim olmuştur. Yine bu minvalde hitap ettiği öğrenci kesimini de medrese ile sınırlamamış ve mesela Mühürdar Emin Paşa ailesinin oğulları “İbn’ülemin” Mahmud Kemal ile Ahmed Tevfik’e ve aileye mensup öteki çocuklara hususi dersler vermiştir. Yani onunki tam zamanlı bir eğitimcilik olmuştur. Bu durum Akif’e de sirayet etmiş o da hm okullarda görev yapmış hem de hususi olarak öğrencilere ve arkadaşlarına dersler vermiştir.  

Mehmet Tahir Efendi, oğluna her şeyden önce ilim aşkı, ahlak, fazilet konusunda model olmuştur. İnandığı değerleri ve yaşama tarzını oğluna da her vesile ile aşılamıştır. Bu anlamda onun Akif’i kardeşiyle birlikte camiye götürmesi ve oradaki yaramazlıklarını hoşlukla karşılaması son derece önemli bir tutumdur. Akif bu güzel hatırayı Safahat’ında anlatmış, babanın bu tutumuyla camiyi sevmiş ve günü geldiğinde bir “cami şairi”, Mehmet Doğan’ın ifadesiyle “camideki şair” olmuştur. 

Mehmet Tahir Efendi, ders anlamında da oğlunun ilk hocası olarak karşımıza çıkar. Akif, Kur’an okumayı babasından öğrenmiştir. Ama babası bununla yetinmeyerek ve Kur’an’ anlamada Arapçanın önemini bilen biri olarak oğluna Arapça dersleri de vermiş, Farsça ve Fransızca öğrenimi için de yakın dostlarının derslerine devamını sağlamıştır. 

Onun bir başka özelliği ise Akif’e şiir yazmaya başladığı yıllarda müdahale etmemesidir. Bu da onun özgürlük, çocuk da olsa karşısındakinin seçimlerine saygı duyma anlamında son derece önemli ve örnek alınması gereken bir tutumdur. Tahir Efendi bu tutumunu Akif’in Rüşdiye sonrası okul seçiminde de kendisini gösterir. O süreçte annesi, oğlunun medreseye gidip dini ilimler konusunda eğitim almasını ısrarla istemesine rağmen babası bir müdahalede bulunmaz ve Akif’i serbest bırakır. O da Baytarlık mektebini tercih eder. 

Bu konuda her ne kadar oğlunu serbest bıraksa da onu bir şekilde böyle bir okula yönlendirdiği de anlaşılmaktadır. Zira bu okul, fen ilimleri alanında eğitim yapan üstelik bu eğitimi çoğu batıda eğitim görmüş hocaların verdiği bir okuldur. Babasının oğlunu böyle bir okula göndermesi onun çağını iyi okuyan bir eğitimci olmasıyla da doğrudan ilgilidir. Çünkü anneyi ikna için söylediği “Onun dini eğitimini ben veriyorum. Vermeye de devam edeceğim. O fen okusun” demesi bunu göstermektedir. Nitekim dediği gibi yapmış, oğlunun hem Arapça hem Farsça öğrenimi için onu özel hocalara yönlendirmiştir. Onun bu tercihinde o dönem medreselerinin çağa kapalı eğitim anlayışlarının da etkisi olduğu muhakkaktır. Bu da onun çağını iyi okuyan bir eğitimci olduğunu gösterir. 

Yine onun bir eğitimci baba olarak örnek alınması gereken bir tarafı da çocuk ve öğrenci eğitiminde disiplinli hareket etmesidir. Ama bu tamamen müsamahadan uzak katı bir disiplin değildir. Mesela Mithat Cemal’in ifadesiyle söyleyecek olursak “Terbiye mevzuunda dayağı müeyyide olarak almayan biridir. Son derece naiftir ama çocuklarını bazen sükutuyla bazen gözleriyle disipline eden bir babadır.” Gerçi Akif, biraz yaramazdır. O yüzden böyle durumlarda oğluna kızsa da onurunu kırmadan gerekli ikaz ve ihtarı da yapan biridir. 

Onun şu tavrı da son derece önemlidir. Her fırsatta çocuklarının hem dersleriyle hem davranış ve hareketleriyle yakından ilgilenmiştir. Mesela her sabah, onlar okula gitmeden önce kahvaltılarını yaptırıp giydirerek okula hazırlayan bir baba olmuştur. Bu durum, babayla çocuk arasında duygusal bir kopuşu ortadan kaldırmakta ve babayı sevgi ve güven anlamında rol model bir insan hale getirmektedir. 

Bu durum muallimlik anlamında da gerçekleşmektedir. Mesela zaman zaman onlara okula kadar eşlik etmektedir. İşte bu esnada onlara Arapça kelimeler öğretmektedir.  Aynı durum baba-oğul birlikte camiye giderken de yaşanmakta ve babası Akif’e yolda bilmediği kelimeleri öğretmektedir. Bu durumdan olmalı ki Akif, ömrü boyunca dile, lügat konusuna çok önem veren bir isim olarak karşımıza çıkar. Mehmet Akif, işte bütün bunlardan dolayı babası için “O benim hem babam hem de hocamdır. Ben hayatta ne öğrendi isem ondan öğrendim” diyerek babasının kendi üzerindeki hakkını teslim etmiştir.  

Mehmet Tahir Efendi, işte kısaca da olsa söylediğimiz bu özelliklerinden dolayı bugün için de eğitimde, çocuk yetiştirmede örnek alınacak bir şahsiyettir. Çünkü şefkat ve sevginin de içinde olduğu bir disiplin anlayışı, başarının çalışma ve gayret olmadan gerçekleşmeyeceği gerçeği, çocuğu tek yönlü değil hem din hem gen, sosyal ilimle konusunda yetiştirme zarureti, çağı iyi okuyan nesiller yetiştirme ihtiyacı ama en nemlisi değerler anlamında çocukların şahsiyetini inşa, onları özgüvenli yapma konusu bugün için de eğitimin en hayati konularıdır.   

Mustafa Özçelik

Kaynak: maarifinsesi.com

Yayın Tarihi: 16 Ocak 2023 Pazartesi 16:00
YORUM EKLE

banner19

banner36