Medeniyetimizin rüya çağrısını dillendirdi hep

Mustafa Miyasoğlu’nu değerli kılan işlerin en önemlisi sanırım çıkardığı ‘Suffe Yıllığı’. Bu yıllık edebiyat ve sanatla ilgili ürünlerin yer aldığı bir yılın muhasebesiydi. Muaz Ergü yazdı.

Medeniyetimizin rüya çağrısını dillendirdi hep

Mustafa Miyasoğlu…. Edebiyat ve düşünce dünyamızın aydınlık, kibar, temiz yüzlerinden biri. Aslen Kayserili. Öğretmenlik ve üniversitede okutmanlık gibi görevler yapmış. Pakistan’ın İslamabad şehrindeki yabancı diller enstitüsünde yardımcı profesör olarak çalışmış. Kronolojik bilgileri bir tarafa bırakacak olursak geçimini, yaşamını kalemiyle sürdüren bir yazı eri. Şiirin yanında roman, hikâye, tiyatro gibi türlerde eserleri var. Çeşitli dergi ve gazetelerde kültür sanat yazıları yayınlamış. Kitapları ve yazıları milli kültürümüzün yeni kuşaklara aktarılmasında bir köprü görevi görüyor adeta. Medeniyetimizin rüya çağrısını dillendiriyor. Kaybolmuş günleri bir geçmiş zaman aynasında yeniden seyre dalıyor. Güzel ölümleri hatırlatıyor hepimize ölümün unutulduğu bir çağda. Aşkı anlatıyor bir aşk serüveninde. Aşkı… Yitirdiğimiz ve bedenlere indirgediğimiz aşkı...

Suffe Yıllığı'nı çıkarıyordu

Miyasoğlu, bir medeniyetin ahlakla ancak ayakta kalabileceğinin farkında. Bu sebeple genel ahlaka aykırı çıkışların karşısında. Özellikle şehir tiyatrolarında cinsel fantezilerin ve avangard öykülerin ballandıra ballandıra sergilenmesinin karşısında. Sanatın özgürlük kadar sosyal sorumluluk taşıyan bir yanının da olduğunu vurguluyor. Günümüzde çok garip karşılansa da bu uyarıları yapmadan duramıyor. Evet, edebiyatın, sanatın adeta kötülükleri, aşırılıkları meşrulaştırıcı bir yöne evrildiği bu zamanlarda sorumlulukları hatırlatıyor. Aynı zamanda biyografileriyle de dikkat çeken bir edebiyat adamı. Necip Fazıl Kısakürek, Asaf Halet Çelebi, Ziya Osman Saba biyografilerini yazdığı şahsiyetlerden.

Miyasoğlu’nu değerli kılan işlerin en önemlisi sanırım çıkardığı ‘Suffe Yıllığı’. Bu yıllık edebiyat ve sanatla ilgili ürünlerin yer aldığı bir yılın muhasebesiydi. Bu yıllık, edebiyat ve sanata hakim olan ve kendi dışında bir değer kabul etmeyen edebiyat statükolarına isyan mahiyetindeydi. Piyasayı ele geçiren sol anlayışa karşı… Kıyıda köşede bırakılmış, göz ardı edilmiş değerlerin ortaya çıkarılması gayretiydi.

Miyasoğlu için edebiyattaki moda akımların ve sonradan oluşturulan türlerin kıymeti harbiyesi yoktu. Nitekim şöyle söylemiş: “Kendiliğinden olmayan, her estetik modanın peşinde oluşturulan eserler bir çeşit yabancılaşmanın ürünüdür. Bu yüzden de bazı sanatçılar orijinal olayım derken marjinal duruma düşüyorlar.” Marjinalliğin, aykırılığın göklere çıkarılmasına bir itiraz söz konusu. Bugün bile ciddiye alınması gereken bir itiraz.

Mustafa Miyasoğlu, hem edebiyat hem de düşünce dünyamızın önde gelen, seçkin kalemlerinden biriydi. Kültür tarihçisi Dursun Gürlek Bey, Miyasoğlu'nun 1 Ağustos 2013'te vefatının hemen ardından şu değerlendirmede bulunmuştu: “Merhum Mustafa Miyasoğlu benim 35-40 yıldır tanıdığım, sevdiğim bir dostumdu. Kültürümüze, edebiyatımıza büyük hizmetleri geçti. Hem okumayı hem de yazmayı seven bir kimseydi. İtiraf etmeliyim ki Miyasoğlu’nun yazılarını büyük bir zevk ile okuyordum. Kendisi ile olan tanışıklığım MTTB’den başlıyor. Hatta benim ilkyazım da MTTB Gençlik Dergisi’nde yayınlanmıştı. Miyasoğlu yıllar sonra bir jest yaparak o yazıyı bulup bana göndermişti. Allah rahmet eylesin, tayin edilmiş vakti bu kadarmış, makamı ve mekânı cennet olsun. O, artık eserleri ile yaşayacak.”

Ruhu şâd olsun Miyasoğlu’nun. Mekânı cennet…

 

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Ağustos 2015, 12:27
YORUM EKLE

banner19

banner13