Makul ve mantıklı bir ses: Güven Akıncı

Her zaman ve zeminde adaletli olmaya özen gösteren Güven Akıncı, sosyal psikolojiyi biliyor. Çözümlemeleri sağlam ve sağlıklı… Muaz Ergü yazdı.

Makul ve mantıklı bir ses: Güven Akıncı

Çoğunlukla her türdeki ve her alandaki normalliğin anormalleştiği dönemlerde yaşıyoruz. Duygular, düşünceler, nefretler, sevgiler, dostluklar, düşmanlıklar, sosyallikler, asosyallikler, politiklikler, apolitiklikler, taraf olmaklar, bîtaraf olmaklar… Her şeyde bir aşırılık, abartı, anormallik söz konusu. Normallik, makullük hayatın dışına kovulmuş. Herkes farklı uçlara savrulmuş, kendi kliğindekinden başkasını görmüyor kimse. Keskin, kesif virajlar… Dehşet savruluşlar… Sözün, kelamın yatıştıramadığı zihinler… Sözün düşüşü… En çok da iki çift aklı başında kelam edenlere ihtiyacın olduğu bir dönemde ya sonsuz susuşlar ya da amigoluklar… Ajitatif dilin egemenlini ilan etmesi… Usuletin ve suhuletin içi boş, kof kabadayılıklarda ve gürültülerde yitip gitmesi… Makul ve mantıklı konuşanların, gerçekten endişe duyanların saha dışına çıkartıldığı, holiganların kitleler üzerine salındığı asabı bozuk, huzuru yitik zamanlar.

Elbette bu zamanlarda zamanını, zeminini unutmadan konuşmak, söz söylemek isteyenler de yok değil. Vasata çağıran, aşırılıkları törpülemek için çırpınanlar… Herhangi bir düşünsel, ideolojik kliğin etki ve yetkisinde kalmadan adaletin yanında saf tutanlar… Hakkı tutup kaldırmaktan gayri herhangi bir kaygısı olmayanlar… Evet, çok az da olsa böyle insanlar da var. Gürültünün, herc-ü mercin içinde sükûneti sesleyenler… Güven Akıncı bu insanlardan biri. Onun gibilerin çoğalmasına çokça ihtiyaç var.

Avrupalı Türkler üzerine kafa yoruyor

Öyle gözümüze sokulacak bir makamın, mevkiin sahibi değil Güven Akıncı. Mütevazı, mütebessim bir dost. Çok uzaklarda, Zürih’te olsa da yüreği burada, bizim yurdumuzda, bizim yurdumuz için çarpıyor. Yüreği insanımızın yüreğinin hizasında. Söylediklerimiz 4 Haziran 2010’da haber10.com sitesinde yazdığı “Bana Furkan’ı Anlatın!” yazısı okunduğunda sanırım daha iyi anlaşılacak: “Bana Furkan'ı anlatın ne olur. Hiç görmediğim, tanımadığım bu yiğit kardeşimi anlatın. Söz veriyorum, gözümü bile kırpmadan dinlerim sizi. Saatlerce dinlerim, ağlamayacağıma söz veremem ama ses çıkarmam inanın bana… On dokuz yaşındaymış. Amerikan vatandaşlığı varmış, fen lisesindenmiş, doktor olmak istiyormuş... Biliyorum bunları! Aldırmayın yine de, anlatın, tekrar tekrar anlatın. Dinlerim... Mesela deyin ki, “ailesi ona doğruyu yanlıştan ayırt etsin diye, Furkan adını koydu. Ekleyin, ele avuca sığmaz bir çocuktu o, sıradan bir ufaklık olmadığını çok öncelerden hissettirmişti bize. Bir keresinde ilkokuldayken öğretmenine Filistin’le ilgili esaslı bir ders vermişti deyin mesela... Hani on birindeyken çıktığı ağaçtan düşüp kafasını kırmıştı da, dikiş atılırken gıkını bile çıkarmamıştı. Doktoru da şaşırtmıştı. Devam edin lütfen! İnatçıydı, kararlı, ilkeliydi ama illa ki çok cesurdu… Manevi tarafı çok sağlamdı, çalışkandı, yardımseverdi… Şahidiz!!! Yeryüzü şahit, melekler şahit, âlemler şahit... Beş kurşun sıkmışlar Furkan Doğan'a... Üstelik yakın mesafeden. Dört kurşun kafasına isabet etmiş Furkan'ın. Birini de göğsünden çıkarmışlar… Aşkolsun Furkan sana, aşkolsun... Böyle mi ölünür ya? Böyle güzel bir ölüm olsa dahi konduramadık sana Furkan, ama bu şehadet var ya, şehadet sende çok güzel durdu be aslanım…”

Gemisini kurtaran kaptan demiyor Akıncı. “Benden sonra Basra harap olsun da” diyenlerden değil. On beş yıldır Zürih’te, nafakasını ticaretle temin ediyor. Ama sadece ticaretle meşgul değil. Avrupalı Türkler üzerine kafa yoruyor, ülkesindeki sorunlar üzerine çeşitli mecralarda yazılar yazıyor. Avrupa’da doğmuş, eğitimini orada tamamlamış 2. 3. kuşaktan yeterince faydalanılmadığını iddia ediyor mesela. Türkiye’nin, Avrupa ile ilişkileri bağlamında en netameli konulardan, üzerinde mutabakat sağlanmış düzleme kadar her vasatta Türkiyeli sosyolojinin pozitif katkı sunacağını vurguluyor sık sık. Güven Akıncı’nın “İsviçre Türkiye İlişkileri Ve Blocher”, “Cumhurbaşkanı Gül’ün Tarihi İsviçre Gezisi Ve İzlenimler”, “Minare Yasağına İsviçre’den Bakmak” yazıları yukarıda bağlam etrafında okunabilir.

Ötekinin bütün insani haklarını empatiyle önemsiyor

1994 yılında Yeni Şafak gazetesi kurulduğunda burada kısa bir süre muhabirlik yapmış. Daha sonra dönemin iddialı haftalık haber dergisi Ülke’de çalışmış. Ülke dergisi, Dergâh Yayınları tarafından çıkarılan nitelikli bir haber dergisiydi. Mehmet Efe, Mustafa Everdi, Aydın Ünal, Ömer Çelik gibi önemli isimler vardı dergide yazan. Güven Akıncı da kalem ve kelam işlerine o zamanlar bulaşıyor. O gün bu gündür insanımızı makul ve mantıklı olana çağırıyor. Düşüncesine paralel birçok platformda yazıları yayınlanmış. Yüreği memleketimiz için çarpıyor dedik ama dışarıda olması nedeniyle olan biteni rasyonel yorumlayabiliyor. Dışarıdan bakarak içeride göremeyeceğimiz ayrıntılara dikkat çekiyor. Bir keresinde “Hiçbir yaratılmışa minnet duyacak bagajım yok.” diye yazmıştı, bir inşaatta okul harçlığını kazanmak için çalışırken iş kazasında hayatını kaybeden Tuncelili üniversite öğrencisinin ardından. “Bana benziyordun muhtemelen, bütün bursları ve yardım tekliflerini reddederek, gücü çalışmaya, gücü bedenine yeten bir emekçi olmaklığınla, minnetsizliğinle…” diye de eklemişti aynı yazıya.

Cesur duruşunda, özgür kaleminde mezkur minnetsizlik hemen kendini ele veriyor zaten. Durduğu yerin ideolojik kayırmacılığına düşmeden, ötekinin bütün insani haklarını empatiyle önemsiyor. Toplumsal kamplaşmanın derinleştiği zamanlarda, mağdurla özdeşleşmek takdir edersiniz ki kolay değil. Mağdur, ‘yeniktir’. Yenikle aynı hizada olmak sorumluluk gerektirir.

Herkesin kendi yanındakine sımsıkı yapıştığı, diğerlerine kulaklarını kapadığı bu zamanlarda kendine yazacak bir yer bulamamaktan muzdarip Akıncı. Ne de olsa o söyleyeceklerini maslahat icabı eğip bükecek biri değil. Düşüncelerini, aforizmalarını facebookta paylaşıyor. Sıcak gündemi pas geçmeden derinlikli yorumlarıyla olan biteni ifadelendiriyor. “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya”, “Kürtler ümmetin yetimidir”, “memleketin zencileri”, “Şamar oğlanı Sol”, “Sindirilmiş Ülkücüler”, “Yok edilen Ermeniler” gibi peşin ve kolaycı aforizmaları bir kenara koyup zamana ve zemine göre değişebilen zalim/mazlum örneklendirmesiyle ilgili yazısında şöyle diyor: “Bir alevi-ateist, İslam Peygamberine evlilik bağlamında hâşâ 'sübyancı' dediğinde zalim, ‘mum söndü’ ithamına maruz kaldığında mazlumdur. Bir Kürt, Diyarbakır Cezaevi'nde işkenceye uğradığında mazlum, şehrin ortasına bomba koyma emrini verip sivilleri katlettirdiğinde zalimdir. Bir cemaat mensubu, zor zamanlarda tevhit akidesini anlattığında masum, devlet katında itibar gördüğünde bilenmiş ve ezik haliyle, derin devletle tevhit olup operasyonel medya tetikçiliğine soyunmuşsa zalimdir. Bir Türkiye Ermenisi, ülkesindeki nefret söyleminin mazlumu, diaspora Ermenilerinin çoğu haksız söyleminin/çabasının zalimidir. Bir Kemalist, okullarda ‘and’ ettirdiğinde zalim, sahte CD’lerle tutuklandığında mazlumdur. Bir Türk milliyetçisi, 'Anadolu Türklerin yurdudur, diğer unsurlar Türklere hizmet etmek için vardır' dediğinde zalim, Türk olduğunu söylemeye çekindiği zamanlara erdiğinde ise mazlumdur.”

Geçen günlerde Nobel ödülü kazanan Prof. Dr. Aziz Sancar ile ilgili yorumu ise patalojik ruh halimizi bütün çıplaklığıyla gösteriyor: “Oturduğu divanda, arkasına habire yastık tıkıştırılıp 'rahat otur, rahat otur!' denilerek enikonu tacize varan, abartılı misafir ağırlamasını hatırlatıyor Aziz Sancar Hoca'ya gösterilen ilgi… Emekli Alamancının mirasına çökmeyi hedefine koymuş, bir haraminin iğreti sırıtışındaki sahtelik gibi biraz da… Çok sürmez, üzerindeki medyatik ilginin acımasız bir tepinmeye dönüşmesi… Üç vakte kadar tu-kaka ilan edilir! Niye mi? Hep öyle olur bizde de onun için… Bir 'Deprem Dede' vardı hatırladınız mı? Bilim insanı ve skolyoz hastası (kambur yani) idi. Adamı yılın 'en seksi erkek’i seçtik ya… Baksanıza, MHP’nin başına gelmek isteyen genç adam, Aziz Hoca için 'benim cumhurbaşkanı adayım' dedi bile... Bir bilim insanını film starına dönüştürüp sonra da adamın hayatını magazinleştirdiğinizde size göre ‘hata’lar bulacaksınız. Sonra da linç edeceksiniz.”

Her zaman ve zeminde adaletli olmaya özen gösteren Akıncı, sosyal psikolojiyi biliyor. Çözümlemeleri sağlam ve sağlıklı… Biliyor ama toplumu değerlendirirken de yalnızca sosyoloji ya da psikolojinin bilimsel teorilerini kutsamıyor. Meselelere içeriden biri olarak bakıyor. Yabacılaşmamış… İyi bir gözlemci… Siyasi hiciv yanı da güçlü aslında. Memleketimizdeki pesimist havanın dağılmasında hiciv yazıları önemli bir rol üstlenebilir. Siyaseti, sosyolojiyi, Türkiye’yi, Avrupa’yı, mizahı bilen ve yazmaya yatkın bir insanın yazacak bir mecra bulmakta zorlanması ve yazmaya motive olamayışı büyük bir kayıp olsa gerek.

 

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Ocak 2016, 15:33
YORUM EKLE
YORUMLAR
Erdal Avşat
Erdal Avşat - 2 yıl Önce

Güven Akıncı avrupanın özelikle isvicrede siyas olaylarda güclü kalemiyle duruşuyla bizleri kalemiyle ufkumucu genişleten Güven abiye burdan selam

banner19