Mahmut Sami Efendi'nin halifelerindendi

Mehmet Hulusi Baybal, nam-ı diğer “Doktor Abi” Konya’da bize Rabbimizi hatırlatan kimselerden birisiydi..

Mahmut Sami Efendi'nin halifelerindendi

Hz. Peygamber’e “Evliyaullah kimdir?” diye soruluyor. O da, “Bakıldığı zaman Allah’ı hatırlatan kimse” buyuruyor. Çevremize baktığımız zaman bize Cenab-ı Hakk’ı hatırlatan kim varsa aslında o kimse, evliyaullahtandır. Mehmet Hulusi Baybal, nam-ı diğer “Doktor Abi” de Konya’da bize Rabbimizi hatırlatan kimselerden birisiydi.

Kendisi hem madden tıp doktoruydu, hem de manevi olarak kalp doktoruydu. Yazıhanesine gelenleri madden ve manen dolu olarak gönderirdi. Gönlü hizmet aşkıyla dolu olduğu gibi, Konya’nın fakir fukarası onun sofrasından istifade ederdi. Her Perşembe ve Cuma günleri yazıhanesinde bizzat kendi elleriyle meşhur Buhara pilavını pişirir, o bir tencere pilav bereketlenir, yüzlerce kişiye şifa olacak bir gıda haline gelirdi. Geleceğin inşası için mücadele eder, Türkiye’nin değişik vilayetlerinden Konya’ya üniversite öğrenimine gelen gençlere emek verir, onların manevi olarak gelişimlerine ehemmiyet verirdi.

Mehmet Hulusi Baybal zengin ile fakir arasında köprü olurdu

Mehmet Hulusi Baybal, Konya’da belki de ilk diyebileceğimiz öğrenci evlerini açarak, ilme ve irfana hizmet için gayret etmiştir. Konya İmam Hatip Lisesi’ne büyük hizmetleri olmuş, okulun tabipliği görevini üstlendiği gibi bazı derslere de girerek öğrencilerle diyalog içerisinde olmuştur. Oğlu Doç. Dr. Sami Baybal, babasının ana gayesinin hizmet olduğunu ifade ederek şunları söyler:

“Babamın en büyük hedefi hizmetti. Çevresinin gelişmesi ve yeni insanlar tanımasıyla birlikte bu hizmet aşkı daha da arttı. Bu aşk çevresindeki insanlara da sirayet ediyordu. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri’ne intisab eden babama hizmet görevi, Dişçi Mehmet Efendi’nin vefatından sonra Arabistan’da tevdi edildi. Babam aynı zamanda vakıf insandı. Kurduğu o vakıf bugün de talebeler ile yardıma muhtaç ailelere yönelik hizmetlerini devam ettiriyor. Babam zengin insanların paralarını nasıl ve nereye tasadduk edeceklerine dair zengin ile fakir arasında köprü olurdu. Davet edilmesine rağmen İslamî usüllere göre yapılmayan düğünlere icabet etmezdi. Davet edenlere de neden icabet etmediğini söylerdi.”

Niye sabah namazına kalkmadın?

Benim yaşlarımda olanlar onun yazıhanesine bir çocuk olarak çok gidip gelmişlerdir. Yazıhanesi hem bir muayenehane, hem sohbet yeri, hem mescit, hem Kur’an Kursu, hem de birçok fonksiyonu içeren bir mekândı. Hafız gençler, onun yazıhanesinde hafızlıklarını sağlar, dostlar onun yazıhanesinde buluşur; böylece bir sevgi ve muhabbet ortamı haline gelirdi orası.

Doktor Abi, bir gönül insanıydı. Karşısındaki insanın manevi halini çözümleme kapasitesine sahip bir gönül doktoruydu. Sabahleyin mesela sabah namazına kalkamamışsanız, o gün de Abiyle karşılaşmışsanız, “Niye sabah namazına kalkmadın?” diye bir soruyla karşılaşabilirdiniz. Gece virdinizi aksatıyorsanız, Abi’nin sizi görür görmez, “Geceleri nerelerdesin!” sitemine muhatap olabilirdiniz.

Bunlar Doktor Abi’de, “Mü'minin ferasetinden sakının; çünkü o Allah'ın nuru ile bakar” hadis-i şerifinin ne kadar ileri derecede tecelli ettiğinin bir göstergesidir. Nitekim yolda yürürken bir kadına bakan bir adam Hz. Osman'ın yanına girince, Hz. Osman (r.a), “biriniz içeri giriyor ve iki gözünde zina eseri gözüküyor” der. Bunun üzerine adam, “Rasûlullah'dan sonra bir vahiy mi geliyor yoksa nerden biliyorsun?” diye sorar. Hz. Osman, “hayır, ancak mü'minin feraseti vardır” der. Ayet-i kerime’de de buyrulduğu üzere Allah’a karşı sorumluluğunu yerine getirenlere Allah bilmediklerini öğretir, gösterir. Benim çocukluğumda ben bunu Doktor Abi’de müşahade etmişimdir, nice Konyalı’nın müşahede ettiği gibi.

Konya, Doktor Abi’sini muazzam bir kalabalıkla şehadet ederek uğurlamıştır

90’lı yıllarda Konya’da olanlarda mutlaka Doktor Abi’nin bir hatırası vardır. Görmüşlüğü vardır, duymuşluğu vardır, aynı mekânı paylaşmışlığı vardır. Hangi gün olursa olsun, sabah namazına Kapu Camii’ne gittiyseniz o yıllarda, Doktor Abi’nin o ihtişamlı, vakur duruşunu görmüşsünüzdür. Konya’nın manevi iklimi O’ndan çok şey almıştır. Öyle ki cenazesi bunun en büyük göstergesi olmuştur. 1996 yılının Kasım ayının 19’unda Konya, Doktor Abi’sini muazzam bir kalabalıkla şehadet ederek uğurlamıştır. Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından cenazesi ancak ikindi ezanları okunurken ebedî istirahatgâhına defnedilmiştir. Konya böyle yoğun katılımlı bir cenaze merasimini merhum Hacıveyiszade Mustafa Efendi’nin cenazesinde yaşamıştır. Bir de Doktor Abi’nin cenaze merasiminde. Bir de kendisinden seneler sonra vefat eden, Tahir Büyükkörükçü Hoca’nın cenazesinde.

İnsanlar sevdiklerini, iyilikler gördüklerini böyle güzel hüsnü şahadetlerle uğurluyorlar. Allah’a yâr olmuş güzel insanlar, arkasında güzellikler bırakarak gidiyorlar. Seneler sonra bile gıyablarında dua edip anıyorlar. Bu sevgiler ancak Cenab-ı Hakk’a hizmet ölçüsünde kazanılıyor. Hizmete verilen emekler boşa gitmiyor. Bugün Doktor Abi’nin yetiştirdiği talebeler, ülkenin dört bir yanında hatta yurtdışında onun taşıdığı bayrağı omuzlamaya devam ediyorlar. İşte sadaka-yı cariye bu olsa gerek. Kıyamete kadar kapanmayacak deftere sahip olanlara ne mutlu.

Sami Büyükkaynak yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Şubat 2019, 22:40
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13