Mahmut Bayram Hoca

O, arkasında miras olarak kendisini rahmetle anacak binlerce hoca ve on binlerce talebe bırakarak, 1997 yılında Hakk’ın rahmetine kavuştu. Salih Eser yazdı.

Mahmut Bayram Hoca

Gönen’in bağrından çıkmış, Allah, Kuran ve Peygamber dostu, fikir, gönül, dava ve çile adamı. Hayatını Kuran’a, insanlığa hizmete, talebe yetiştirmeye adayan Mahmut Bayram Hoca'nın asıl adı Mahmut Mazhar Bayram’dır.

1914 yılında Gönen’in Bayramiç Köyü’nde doğdu. 1930 yılında 16 yaşında iken Gönenli Mehmet Efendi’den hafızlık eğitimi alarak tahsil hayatına başlayan hafız Mahmut Bayram Hoca, daha sonra dönemin ünlü alimlerden Hüsrev Hoca’dan Arapça, Hasan Basri Çantay’dan da Tefsir dersleri alarak tahsil hayatını tamamladı.

1951 yılından itibaren İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde 20 yıl süre ile Arapça hocası olarak görev aldı, imam hatiplik, vaizlik, Kuran kursu öğreticiliği görevlerini yerine getirdi. Ömrünün tamamını talebe yetiştirmeye adayan hoca efendi, emekli olduktan sonrada görevliymiş gibi hizmetlerine vefatına kadar devam etti.

Arkasında binlerce talebesini bırakarak 1997 yılında Rabbi’nin çağrısına uyan hoca efendi, onbinlerce talebesi, seveniyle birlikte son yolculuk töreniyle İstanbul’da defnedilmiştir.

Bir başka derleme

Asıl adı Mahmut Mazhar Bayram olan Mahmut hocamız, 1914 yılında Balıkesir ilinin Gönen ilçesine bağlı Bayramiç Köyü’nde doğdu. Babası Kuzey Kafkasya’dan 1864 yılında büyük göç hareketiyle Bayramıç Köyü’ne gelip yerleşen Adığelerin Abzah Boyuna ve Beçiy sülalesine mensup Salih Hoca’dır. 1930 yılında daha 16 yaşında iken Gönenli Mehmet Efendi’den hafızlık eğitimi alarak tahsil hayatına başlayan hafız Mahmut Bayram Hoca, daha sonra dönemin ünlü hocalarından Hüsrev Hoca’dan Arapça, Hasan Basri Çantay Hoca’dan tefsir dersleri alarak tahsil hayatını tamamladı.1951 Yılından itibaren İstanbul İmam Hatip Okulu’nda Arapça hocası olarak 20 yıl süreyle hocalık yaptı. Genç yaşta Aydın ili merkez vaizliğine atandı, ancak “ben o ilme sahip değilim o mesuliyetin altına giremem” diyerek vaizlik görevini kabul etmedi. O talebe yetiştirmeyi kendine başlıca görev edindi. Ve ömrünü talebe yetiştirmekle geçirdi. Hayatı boyunca pek çok talebe yetiştiren Mahmut Hoca yetiştirdiği talebelerin yıllar sonra İmam Hatip Okulları’na öğretmen ve yönetici olarak atandıklarını gördüğünde çok duygulanmış ve ağlamıştı. O talebelerinin yetişerek hizmet kervanına katıldıklarını gördüğünde evladının mürüvvetini gören bir baba gibi sevinir mutlu olurdu.

Mahmut Hoca, muhtelif camilerde ve özellikle İstanbul Aksaray’daki Kızıl Minare Camii’nde uzun yıllar imam-hatiplik ve vaizlik görevinde bulundu. Emekli olduktan sonraki yıllarda kız Kur’an kurslarında (Fazilet, Ihlamur, Tuba gibi) hocalık yapmaya devam etti. O, eğitim verdiği kız öğrencilere sık sık “Sizin en büyük tahsiliniz mutfaktır. Yemek yapmasını, bulaşık yıkamasını ve ütü yapmasını bilmektir. Bunları bilmedikten sonra bir değeriniz olmaz. Hayatta çok zahmet çekersiniz. Sizin mesut olmanız, kadınlık vazifenizi iyi bilmekle olur" diye tavsiyelerde bulunurdu.

Mahmut Hoca, öyle bir hocaydı ki en küçük bir laubaliliğe müsade etmeyecek kadar ciddi, torunu yaşındaki öğrencilerine “ağabey, abla” diyecek kadar sevecen, hiç kimseye elini öptürmeyecek derecede mütevazi idi. O derslerde kara tahtayı ceketinin koluyla siliveren, zaman kaybolur diye silgiyi alıp koymakla uğraşmayan bir şevk ve heyecan adamı idi. Mahmut Hoca’nın hiç boş vakti yoktu. Ne okulda, ne imamlık yaptığı camide, ne de evinde boş kalmazdı. Mutlaka her yerde öğrencilerle meşgul olur, aynı konuyu, aynı heyecanla iyi anlaşılsın diye defalarca anlatmaktan usanmazdı. Hiçbir karşılık beklemeden bütün zamanını ve istirahatini öğrencilerine feda ederdi.

Mahmut Hoca ihtiyaç sahibi öğrencilerin listesini alır. Her çocuğun ihtiyacını karşılamak üzere hayırsever zenginlerden burs temin eder, tahsili bitinceye kadar ihtiyaçlarını karşılardı.

O her sabah erken bir saatte çıktığı evine, değişik yerlerde ders vererek gece geç vakitlerde döner, ama bu yorucu ve tempolu çalışmadan hiçbir zaman şikâyetçi olmazdı. Derste olduğu sırada ona, evdeki çocuğunun kaynar suyla haşlandığı haberi telefonla ulaştığında: “Doktora götürüldü mü?”diye sormuş, ”Götürüldü” cevabını aldıktan sonra kaldığı yerden dersine devam etmiş dersi bittiğinde evine dönüp gitmişti.

O, talebelerine zaman zaman “Derse gelmediğimde, cenazeme gelin, çünkü gelmediysem mutlaka ölmüşümdür de, gelememişimdir.” diye espiri yapardı.

Mahmut Hoca’nın, “devlethane” diye adlandırdığı mütevazı evinden misafir eksik olmazdı. Gönen’deki köyünden gelen işsiz, hasta, kimsesiz ve fakir öğrencileri günlerce evinde misafir eder, onların dertlerine çare, problemlerine çözüm bulmaya çalışırdı.

Netice itibariyle Mahmut Bayram Hocamız’ın ahlakı, meziyetleri ve örnek kişiliği hakkında ne söylense azdır. Onun hizmet ve çalışma anlayışını tanımlama anlamında; aynı zamanda öğrencisi olan bir öğretim üyesinin söyledikleri çok yerindeydi. "Mahmut Hoca, ahlakı bilginin, ihlası eylemin önüne koyan bir gönül,hizmet ve aşk insanı idi.” O, talebeleri tarafından “Hocaların hocası”diye tarif edilen nevi şahsına munhasır müstesna bir şahsiyet idi.

O, 83 yıllık ömrünü ilme ve hayra hizmet yolunda harcayan, eşi ve benzerine az rastlanır nadir hocalardan biriydi.

O, aynı zamanda cami, okul ve kuran kursu gibi pek çok hayır kurumunun inşasında ve hizmete sunulmasında büyük emek ve hizmetleri geçen hayırsever biriydu.

O, arkasında miras olarak kendisini rahmetle anacak binlerce hoca ve on binlerce talebe bırakarak, 1997 yılında Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Vefat ettiğinde cenazesine katılan cemaatin kalabalıklığı ve o kalabalık cemaatın hocamıza beslediği temiz duyguları, hiç şüphesiz onun nasıl biri olduğunun açık delilidir.

Salih Eser

Yayın Tarihi: 07 Mayıs 2021 Cuma 11:00 Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2021, 12:25
banner25
YORUM EKLE

banner26