Mahalleyi geri getirmek için oraya dönmeliyiz!

Bereketzâde İsmail Hakkı, Ramazan ayındaki ‘mahalle’yi nasıl anlatmış? Lütfi Bergen yazdı..

Mahalleyi geri getirmek için oraya dönmeliyiz!

 

Elimde Bereketzâde İsmail Hakkı’nın Necâib-i Kur’aniye adlı eseri var. Kitabı basan yayınevi, yazar hakkında bilgi notu düşmemiş. Ancak kitabın hemen başında Bereketzâde İsmail Hakkı, kitabı kaleme alma nedenini izah etmiş. Buna göre Bereketzâde, Fransa’da lise öğrencileri için tertip edilmiş bir kitapta Hz. Peygamber’in nübüvvetinin büyüklük ve ululuğuna layık olmayan bir şekilde gösterildiğini,Bereketzade İsmail Hakkı ayet ve hadislerin anlayış ve vukûfiyet noksanlığı sebebiyle yanlış nakledildiğini, münasebetsiz sözlerle sayfaların karalandığını görünce bir reddiye ve hakikatleri gösteren bir ayna olmak üzere Necâib-i Kur’aniye’yi yazdığını ifade ediyor.

Bereketzâde önemli bir isim. 1851- 1918 yılları arasında yaşıyor. Babası Kemaliye (Eğin)’li Hasan Basri, dedesi Ayasofya Camii dersiamlarından İsmail Hakkı Efendi. Bereketzâde hakkında Mehmet Okuyan’ın TDV İslam Ansiklopedisi’nde yazdığı biyografi maddesi, yazarı önemli ölçüde tanıtıyor ise de asıl Osman Yiğitoğlu’nun “Bereketzâde İsmail Hakkı (1851–1918) ve Anılarına Göre Son Dönem Osmanlı Toplumu” başlıklı 2005 tarihli yüksek lisans tezi okunmalı diye düşünüyorum.

Bereketzâde’nin, Envâr-ı Kur’an, Yâd-ı Mâzî, Metâlib-i Âliye isimli, önemli bir kısmı Sırat-ı Mustakim mecmuasında yayınlanmış eserleri bulunmakta

Bereketzâde, Zincirlikuyu’da Atik Ali Pasa Mahallesi, Nureddin Cerrâhi Hazretleri’nin dergahı karşısında bulunan bir evde doğuyor. Baba, Kuşadalı İbrahim Halvetî’nin halifeliğini yapan, çevresinde hayır dua ile anılan bir zattır. Bereketzâde küçük yaşta babasını kaybediyor. Annesi, Bereketzâde ve kardeşinin terbiyesi ile meşgul olur düşüncesiyle Masalı Şeyh Mehmed Efendi’yle evlenmiştir. Bu zât okuma ve yazması olmayan (ümmî) bir kişidir. Fakat o, Türkçe, Arapça, Rumca ve Arnavutça olmak üzere dört dili konuşabilmektedir. Bereketzâde bir müddet Canfedâ Hatun mektebinde okuyup Fatih civarındaki Hafız Paşa Sıbyan Mektebi’nde hıfzını tamamlar. Dönemin önemli ulemasından ders alır. Edip Abdullah er- Rumî, Şeyh Ahmed Temimî, Bingazili Ahmed Şetvan Efendi, müderris Mustafa Şevket Efendi gibi ulemadan tefsir, hadis, fıkıh, kelam, tasavvuf, Arap edebiyatı okur. Mülkiye Mektebi’ne ve Dârülfünun’a devam eder.

Sıratımüstakim mecmuasıAilesinin ekonomik sıkıntıları nedeniyle talebe iken yazı hayatına girer. Namık Kemal’in İbret Gazetesi’nde yazılar yazarken gazete kapatılır ve yayın kadrosu sürgüne gönderilir. Kendisi de 23 yaşında 1873 yılında sürgün olur. V. Murat’ın tahta geçişinden biraz sonra, 19.06.1876’da sürgün hayatı sona erer. Akka’da bir süre öğretmenlik yapar, 1877’de Akşehir Kaymakamı, 1907’de Yargıtay üyesi, 1911’de ise Başsavcı olur. 1918’de vefat eder. Bereketzâde İsmail Hakkı’nın Envâr-ı Kur’an, Yâd-ı Mâzî, Metâlib-i Âliye isimli, önemli bir kısmı Sırat-ı Mustakim mecmuasında yayınlanmış eserleri bulunmakta. Mehmet Okuyan, Bereketzâde’nin şiir denemeleri olduğundan da bahsediyor. Şiirlerinde Muhsin mahlasını kullanmış.

Bereketzâde’nin ilim tahsil ettiği çevrenin geniş bir dünya olduğu anlaşılıyor

Bereketzâde’nin ilim sevgisi ve aşkı ilmin kaynakları arasında yılmaz bir çırpınışı andırmaktadır. Osman Yiğitoğlu bunu şöyle tasvir eder: İncelemelerimizde Bereketzâde’yi, ilimle meşguliyeti ve yazmayı bir ideal, bir tutku olarak benimsemiş bir şahsiyet olarak görüyoruz. Bu idealin Bereketzâde’ye ait, göz ardı edilmemesi gereken bir vasıf olduğu kanaatine de vardık. I. Dünya Savaşı sürerken dahi Bereketzâde milletimizin bu zor şartlardan kurtulmasına yönelik engin ümit ve yüksek fikirler içeren yazılara imza attığını görmekteyiz.

Tasvîr-i Efkâr Gazetesinde halka sosyal duyarlılığı yükseltecek; yardımlaşma sandıklarının kurulması, şirketler düzeyinde ticaret ve çeşitli sanatların geliştirilmesi vb. konularda tebliğler yayınlamıştır. İlim konusunda gayreti eşsizdir. Öyle ki, mektep ve medreseler ile diğer yaygın eğitim kurumlarından aynı anda istifade etmeye çalışırken birinden diğerine yetişmek için yemek öğünlerini bile terk etmek zorunda kalmıştır. Bereketzâde İsmail Hakkı bu durumu anılarında şöyle dile getirmektedir: “Okula devam ettiğim zamanlar, âdetim olduğu üzere pek erken uyanır ve derslerimi gözden geçirdikten sonra, Şevket Efendi merhumun ders okuttuğu camiye gider, dersten sonra eve dönmek zor olduğundan, oradan da doğruca mektebe giderdim.”

Bereketzâde’nin ilim tahsil ettiği çevrenin geniş bir dünya olduğu anlaşılıyor. Osmanlı’nın bu son dönem fikir adamının hayat hikâyesi, Osmanlı ilim hayatının isteyen için dibi görünmez bir derya olduğunun da şehadetidir.

Bereketzâde Ramazan ayındaki mahalleyi nasıl anlatmış?

Bereketzâde’nin Necâib-i Kur’aniye adlı eserinden Nahl suresi 90. ayetine dair tefsirinde eski Osmanlı mahallesi hakkında bazı değinmeleri var. Bereketzâde bu tür değinmeleri, ayetteki “Allah iyiliği, adaleti, kurba’ya yardımı emreder” beyanına izah maksadıyla yapmış. Aslında Necâib-i Kur’aniye adlı eserde ticaret, kazanç, Ahilik hakkında çok önemli makaleler var. Hele kitabın 333. sayfasındaki “Ahiler Tarikatı” makalesi ile ardındaki “Genç Ahilerin Beyanı” başlıklı yazılar modern zaman yiğitlerine tam bir örneklik oluşturuyor.Osmanlı mahallesi

Ancak Osmanlı mahallesinde Ramazan ayı yardım/ sadaka/ infak/ zekat ruhunu yansıtması bakımından bir parçayı iktibas etmeyi diğerlerinin bahsinden evla gördüm. Bereketzâde’nin tasvir ettiği “mahalle”den bakılacak olursa, eski Osmanlı insanı infak ve yardım için uzak diyarlara koşturmaya ihtiyaç duymuyordu. Zira bu eski halk, fukara adamları ile birlikte aynı mahallede yaşıyor ve garibanını kolları altına alıyordu. “Avarız akçası” denilen mahalle vergisi de mahallede yaşayan her adamı gönüllü bir vakıf üyesi kılıyordu. Demek ki bugün var olan adet, evvel yoğ idi. Bakalım Bereketzâde Ramazan ayındaki mahalleyi nasıl anlatmış:

“Mahallelerdeki avarız akçasiyle (vaktiyle her mahalleden fevkalâde olarak alınan tekalif ve vergiyle) daha yakın vakitlere kadar imkanı olmayan vakıflara mum, zeytinyağı, hasır alınır ve bu gibi vakıflar tamir ettirilirdi. Üç aylar girince mahalledeki dul kadınlara, kazanmaktan/ çalışmaktan aciz olanlara erzak satın alınıp verilir, şiddetli kışlarda bunların yakacakları da unutulmazdı. Mahallenin öksüz çocuklarının Ramazan bayramlarında sırtlarına elbise yapılarak bunlar sevindirilir, kulübeleri/ evleri harap olmuş bîçârelere tamir işinde elden geldiğince yardım edilirdi. Hasılı türlü türlü şefkatler gösterilir, hayrat ve hasenâttan geri kalınmazdı. Konya’da bulunduğum esnada söz konusu şehrin bazı mahallelerinden toplanmış avarız akçesinden gayr-ı menkul satın alınarak bunların kira bedelleriyle mahallenin vergisinin tesviye edilmekte olduğunu söylerlerdi.”

İnsan bu. Geçmişte yapılanları okuyunca; “bir gayret” diyesi geliyor. Mahallede bir seferberlik başlatıp, ilim/ insanlık/ hasene için kapıları çalıp “yahu kardaş, atalar neler yapmış, yok mu bizim elimizden gelecek” demek zor mu? Mahalleyi geri getirmek için, bizim mahalleye dönmemiz gerekiyor.

 

Lütfi Bergen yazdı

Osmanlı mahallesi, Kartpostal, Üsküdar'da bir sokak

Güncelleme Tarihi: 31 Temmuz 2012, 12:24
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13