Lütfi Filiz'le müşerref olmuştum

Arkadaşımız Zeki Dursun merhum Lütfi Filiz ile müşerref oluşunu öyle güzel anlatıyor ki..

Lütfi Filiz'le müşerref olmuştum

Her ümitsizlik bir ümittir aslında

"Benim gençlere tavsiyem Allah’a bağlanmalarıdır. Allah desinler, Allah yardımcıları olur. Yapan çatan Hakk olduğunu bildiğim için söylüyorum. İnsanin elinde bir şey yok. Hepsi Allah’ın elinde."

Lütfi FilizBirdenbire dergisini 2005 Eylülünde çıkarmıştık. Derginin editörlüğünü yapıyordum. Mayıs 2006’daki sayı için “Anne” dosyasını düşünmüştük. Ama işler istediğimiz gibi olmadı. Ben de bir ümitsizlik hâli. Dergiyi bırakmak istedim, olmaz, dendi. Emre karşı bir şey diyeceğim yoktu…

Bir yangının külünü  yeniden yakıp geçtin…

Bazen ümitsizlik bütün bedeni kaplar. Olmayacak, olmayacak kulaklarınızda çınlar. Rahatsız eder bu çınlayış. Ama gün gelir sabrın neticesi devran döner ve olurrrr uzun r’li bir ihtar ile yerini alır. İşte böyle bir ân daha…

İnsan eylemlerinin sahibi midir, itikadımız gereği değil. Ama bazen imtihan sırrınca bu itikad sekteye uğrar da bir “fem-i Muhsin” hemen siz de bir şok ile sizi kendinize getirir. O zaman Birdenbire dergisi için gerçekleştirdiğimiz sohbet bu ‘şok’un hemen rıza ve ardından rahmeti olarak geldi.

Bir gün bir İnsan ile tanıştık. Daha doğrusu kendisi bizi buldu: Işık Tabar Gençer Hanım… -Bulan ve bulduranı bilen bilir, sadece saat işler- Birdenbire dergisinin şu anki editörü Zeynep Erözkan Hanım kendisinden bizi haberdar etti ve biz de kendilerini aradık. Tarihsiz bir zamanda buluşmak ve bilişmek üzere sözleştik. Bir önceki sayıyı kendisine ulaştırmak için Beşiktaş’a doğru yol alırken hâlin bizi nereye, nasıl sürükleyeceğini bilemezdik. Sonradan bu hâli Şenol Filiz Bey’le paylaştığımızda “Kitap’ın mekânı”na hesapsız ve kitapsız gitmek gereği üzerine bereketli bir muhabbet yaptık. Dedik ya, derdimiz bir an önce şu dağıtım işini bitirmek. Nerden bileyim benim üzerimde kaderin başka bir tasarrufu olduğunu? Ancak insan yaşayınca anlıyor. Neyse vardık mekâna. Işık Hanım yoklar. Kendimizi tanıttık. Daha sonradan güzel isminin Fatma Hanım olduğunu öğrendiğim hanımefendi hemen Işık Hanım’ı aradılar. Aman beklesin, demişler telefonda. Bakın siz şu işe. Ey ef’alin sahibi güzel neylersin, derken kendimizi hesapsız-kitapsız bir buçuk saatlik sohbetin içinde bulduk.

Hüsrev HatemiTam Işık Hanım geldi derken mekâna/gönüle desek yeridir/ Hüsrev Hatemi Bey gelmesin mi. görün siz 5 dakikalık işin bir anda bir buçuk saat olmasını.

Hüsrev Hoca, bir televizyon kanalında söyleşiye katılacakmış, yayınevine uğramış kitap almak için. Bakın siz efalin sahibinin güzelliğine ki bilişene ne güzel sebepler yaratıyor. Beni tanıttı kendisine Işık Hanım.

Birdenbire ismimi duyan Hüsrev Bey hemen, siz benimle yemeğe gelemeyen arkadaş değil misiniz, demesin mi? Yerin dibine mi geçersiniz, yoksa hatırlanmış olmaktan sevinir misiniz bilmem ama hem sevinç hem de bir utanç hali sadır oldu bende. Hemen bu dergiye başından beri destek veren gönül insanı Sevda Kural için bir şiir okudu. Bir mısra yeter size:-Gerisini merak edenler Hüsrev Bey’in Dergâh Yayınları’ndan çıkan şiir kitabına müracaat etsinler.-

Ey sevda, yaşayamazsın, öl bari. 
 

Bu şiir etrafında güzel bir sohbet devam ederken dergiyi nasıl çıkardığımızı sordu. Dedik ki her birimiz kaderin sevkiyle bir yerdeyiz. İki canımız Kuşadası’nda, bir canımız Muş’ta doktor, bir can İstanbul’da dedik. Allah kolaylık veriyor, dedik. Hemen ardından kendisinin Fakülte’den talebesi olan Neyzen Doktor Ferhat Özden için güzel bir önce üçleme peşi sıra istediğimiz üzere dörtleme olan aşağıdaki mısraları söyledi: 

Olmasın hiç  gayreti zail dede

Asr-ı internette de fail dede

Mail’i e-mail olan dede

Ben ise bir himmete sail dede.

 

Lütfi Filiz’in sohbetinde bulunduk

Güzel ve bir o kadar da bereketli bir vakit geçirdik. Sonra gönlümüze Lütfi Filiz Bey’le bir söyleşi yapmak isteği geldi. Işık Hanım’a arzuhalimizi ilettiğimizde hemen Şenol Filiz Bey’e isteğimizi iletti. E, bu muhabbet Sevgili Dostumuz Neyzen Doktor Sevda Kural’sız olmazdı elbette.

Sonrasında Şenol Filiz Bey’le telefonlaştık. Nasıl bir sohbet gerçekleştireceğimize dair kendisinin daha önceki tecrübelerini dinledik. O gün Dost Sevda için başka bir anlam ifade ediyordu. Kendisinin yaşadığı duygu yoğunluğuna hayran kalmamak elde değil, handiyse gelin görün ki bunu kelâm ile ifade etmek ise zor…

Hemen ertesiydi buluştuk Kadıköy’de. Vapur yanaştı, yanaşacaktı derken biraz da geç kaldık hani.. E, yol bu kolay mı? Hele İstanbul’da. Önce Sahray-ı Cedid sonrasında ver elini Kozyatağı. Dost Sevda ile örtünme üzerine konuşurken güzel bir cümle söyledi-hani okuyan hatırlar: Hüsrev Hatemi Bey’in şiirini: "Ey Sevda, Yaşayamazsın, Öl bari: Ben Sevda Kural olarak yaşayamıyorum henüz…"

İnsan ne garip varlık… başkasına yaşam hakkı bile tanımıyor…şiir zuhura geldi.. Hani şair sözü yalandı… Değilmiş meğer…

Vardık Huzur’a… Dost Sevda’da kamera…

Lütfi FilizTanıştığımızda 96 yaşındaydı

Lütfi Filiz merhum ile tanışıklığımız böyle başladı. Kendisiyle tanıştığımızda 96 yaşındaydı. Duyması dışında onu zorlayacak bir sağlık sorunu yoktu. Kendi işini kendisinin görmesi sağlanıyordu. Soruları önceden ekiple hazırladığımız için ben Şenol Filiz’e soruyor, Şenol Filiz de babasına aktarıyordu. Eskiler konuşulmaya başlandı. E, ne de olsa karşımızda koca bir çınar vardı. Tireli  Melami Hayrullah Efendi ile başladık sohbete. Sonra yine kendisine döndük. Lütfi Filiz merhum gençliğinde Cumhuriyet Bandosu’nda görev yapmış.  Bandoda flüt çalmış. Neyi de flüt gibi sanmış ama öyle olmadığını anlamış. Sonradan Şenol Filiz yetişmiş, kendi neylerini üflemeye başlamış. Şenol Filiz’in ses çıkarabildiğini anlayınca “Oğlum bu iş böyle olmaz. Ben kendi kendime yaptım, olmuyor. Seni bir hocaya gönderelim de hocadan ders al sen.” demiş. Ödemiş’teki Sencer Derya’dan ders almış Şenol Filiz.

İçten bir kaynama varsa…

Kendisinin ifadesiyle Allah’tan gelen bir kaynama olur içinde. Mesnevi okumak merakı oluşur. İzmir’de Hisar önünde açılır sandık ve sandığın içinden Abidin Paşa tercümesi Mesnevi Şerhi çıkar. Şerhi alır; hatta parası çıkışmaz da, ustasından, İzmir’de çalıştığı yerden, para alır. Ona söyler Mesnevi alacağım diye. Ustası da sevinir. O da seviyormuş Mesneviyi. Ney merakı sarmalamış devam ediyor.

Sonra kendisine tesir eden başka bir kitap da Aynalı Baba, Raci’nin Hatıratı: Amak-ı Hayal.

Osman DedeOsman Dede’yle tanıştım

Lütfi Filiz artık tarikat sahipleriyle görüşmeye başlar. Hakkı Efendi, Hüseyin Efendi gibi ehl-i tarik Mevlevilerle sohbet eder; nihayetinde Osman Dede’ye bağlanır. Bağlanmasında onunla olan hatıraları çok dehşetlidir. Çünkü o kadar aşık olmuştur ki her tarafta O’nu gördüğünü söyler. Ve her tarafta onu gördüğü için “kalkayım gideyim, arayıp bulayım” derken kalkasıya kadar dükkanın kapısı açılır. İçeriye Osman Dede girer. “Dedem” ,der, “Ben yarım saattir seninle konuşuyorum. Her taraf sen oldu. Saat içinde sen varsın, duvarlarda sen varsın, tavanda sen varsın. Her tarafta sen varsın. Ben sana teslim oluyorum. Malım-mülküm, çoluk-çocuğum senin uğruna feda olsun.” İşte böyle bağlanır Osman Dede’ye. “Akşam”, der, “Osman Dede, Hüseyin Efendi’nin evine gel ve nasibini al. Sen Kal u Belâ’dan nasibini almışsın zaten.”

Beş sene hizmet eder Lütfi Filiz. Tire’de medfundur.

Aziz Dede’ye bağlanış

Epey bir aradan sonra musiki cemiyetleri kurar. Ve nihayet İzmir’deki Aziz Dede’ye bağlanır. Yirmi üç sene ona hizmet eder. 1981’de vefat eder Aziz Dede. Lütfi Filiz’e emaneti teslim eder. Daha evvelden söylemiştir canlarına Aziz Dede. İşte o zamandan beri mürşidlik vazifesi verdiler üzerindedir Lütfi Filiz’in. “Noktanın Sonsuzluğu” adını taşıyan kitaplar da böylece zuhur eder.

Son demler…

96 yaşında yorgunluk bilmeyen bir zihin. Bunun ne anlama geldiğine geçenlerde Kutuz Hocayı ziyarette de yakinen şahit oldum. Dipdiri ve canlı bir zihin. Lütfi Filiz’in son sözleri şöyleydi: Benim gençlere tavsiyem Allah’a bağlanmalarıdır. Allah desinler, Allah yardımcıları olur. Yapan çatan Hakk olduğunu bildiğim için söylüyorum. İnsanin elinde bir şey yok. Hepsi Allah’ın elinde.

O gün sohbeti bitirip sohbet arkadaşım Sevda Kural, Şenol Filiz ve ben Üsküdar’a doğru yola çıktık. Derginin Temmuz sayısı başka bir bereketle çıktı. Dergiyle kavuşan her el, bir Aşk sayısı olduğu konusunda hemfikirdi.

14 Aralık 2006 tarihinde bir acıyla irkildim: Lütfi Filiz sevdiğine kavuştu…

Hayat damarlarından biri daha kesildi… İstanbul’dan ayrı olmanın ıstırabı içimi biraz daha yaktı…  Yandım ama ne yanmak… Hemen Işık Tabar Gençer’i  aradım… Gelemezsin, diye aramadım dedi...

Üzüntüm daha da katlandı: Gelemezsin… 

Ben kendisinin güzelliğine şahit oldum, şimdi sizleri de şahit tuttum.  

 

Lütfi Filiz fotoğraf galerisini gezinmek için tıklayın 

 

Zeki Dursun hasretle yazdı

Yayın Tarihi: 21 Şubat 2010 Pazar 05:28 Güncelleme Tarihi: 24 Şubat 2010, 11:10
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yılmaz Yılmaz
Yılmaz Yılmaz - 12 yıl Önce

eyvallah abi çok teşekkür ederiz. noktanın sonsuzluğu ses verdi eyvallah erenler...

ilknur nur
ilknur nur - 11 yıl Önce

Ben Lütfü Filiz Beyle tanışmayı onunlaa sohbet eymeyi çok istedim. Oğlu vasıtsaısyla tanışayım dedim.. konsrine gittik ama oğluylada konuamadık. sonra eşimle otuurken bir gün içimden bir his lütfü filiz öldü. dedi. oğluna mesaj attım o anda babanızla sohbet etmek istiyorum diye bana babam hakkın rahmetine kavuştu dedi. nasıl bir bağ oldu aramızda anlamadım.

Emrah Altuntecim
Emrah Altuntecim - 8 yıl Önce

Lütfi Filiz Dedemin sohbetlerine katılmak, onun elini öpmek çok şükür ki bizlere de nasip oldu.Başımı okşaması bile bu aciz kula yetiverdi. O yüreğimde dipdiri...

Şaban keşkeş
Şaban keşkeş - 5 yıl Önce

Huuu.

banner19

banner26