banner17

Âlim ve mütefekkir bir devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa

Ahmet Cevdet Paşa'nın fikri dünyasında bir cemiyeti tek vücut haline getiren kuvvet kan değil, inanç birliğidir. Ona göre bu görüş modern telâkkilere de uygun düşmektedir. Yiğit Baldan yazdı.

Âlim ve mütefekkir bir devlet adamı Ahmed Cevdet Paşa

Ahmed Efendi Lofça'da doğmuştur. Lofça'da babasının istediği düzeyde eğitim alamayacağı için İstanbul'a gönderilir. Fatih Camii Medresesi'nde tahsile başlayan Ahmed Efendi İstanbul'a geldiğinde henüz 17 yaşındaydı. Medrese yıllarında Cevdet adını aldı, benzeri bir durum Midhat Paşa'nın kalemde Midhat adını almasıdır. Farsça öğrenmek ve derslerinden kalan zamanını değerlendirmek için Murad Molla Tekkesi’ne devam ettiyse de kızı Fatma Aliye Hanım babasının ömrü boyunca herhangi bir tarikata meyletmediğini belirtir.

Aynı zamanda Sultanahmet Vaizi olan Murad Molla, 22 yaşındayken Ahmed Efendi'yi bazı cuma vaazlarında kendi cübbesi içinde vükelaya-vüzeraya dinletir. 1845'te Tanzimat döneminin en önemli isimlerinden Reşid Paşa, yeni kanunlar hakkında ulemadan şer'i bilgi almak ister ve o süreçte Ahmed Efendi ile tanışır. Reşid Paşa yeni tanıştığı bu gençten çok etkilenmiş ve "... Parlak mavi gözlerinden saçılan zekâ kıvılcımları bize meseleyi anlatmış idi." demiştir. Böylece o Reşid Paşa'nın maiyetine girer. Reşid Paşa'nın sadaretten azledildiği dönemlerde de onunla ilişkisi devam eder. Ancak yönetimdeki Fuad Paşa ile de olan dostluğu Ahmed Cevdet Paşa'yı iki arada bir derede bırakmıştır.

Kazaskerlikten vezirliğe yükselen Ahmed Cevdet Paşa neredeyse yarım yüzyılı devlet hizmetinde geçirmiştir. Devlet adamlığının yanında o tarihçi, hukukçu, düşünür, edip, eğitimci ve sosyolog sıfatlarını alabilecek bir sima olarak karşımıza çıkar. Bir sistem ve eylem adamı olarak, 19. yüzyıl Osmanlı Devleti'nin siyasi, sosyal ve kültürel hayatına damgasını vurmuştur. Encümen-i Daniş komisyonunda ilm-i tarih vazifesi kendisine verilir (1851) ve bu tarihten itibaren Tarih-i Cevdet’i kaleme almaya başlar. Kırım Harbi ile birlikte çalışmaları aksar, ancak 1884’te eseri tamamlar. Kitabın ilk iki cildi kendisine takdim edilince Sultan Abdülmecid onu nişan ile taltif eder ve vakanüvislik görevi verir. Bu yıllarda Paşa, baştan ilk beş bölümü tercüme edilen ama yarım kalmış olan İbn Haldun'un Mukaddime adlıeserini de tercüme etmiştir. Bu süreçte Mukaddime’nin Paşa’nın düşünce dünyasını etkilememesi imkânsızdır.

Tarihçiliği ön plana çıktı

Daha çok tarihçi yanı öne çıkan Paşa, İlber Ortaylı'nın tarifi ile 19. yüzyılın her bildiğini ve düşündüğünü yapmayan, sırrını mezara götüren devlet adamlarına tipik bir örnektir. Çokça eser kaleme almış olan Paşa, geniş bir tarih bilgisine sahiptir. Kalka Nehri muharebelerinde Kumanların Rus desteği almak için Hıristiyan olmaları ve Sultan II. Beyazıd'ın Çerkes kabilelerini Kırım Hanlığı'na devretmesi gibi ayrıntıları onun eserleri sayesinde öğreniyoruz. O sadece olayları anlatmakla yetinen bir tarihçi değildir, hadiselerin sebep ve sonuçlarına dair yorumlar da yapar.

Napoleon'a uzun uzun yer verir Tarih-i Cevdet eserinde. Büyük Frederik'i de beğenmektedir. Buna mukabil yabancı lisana kafi derecede hâkim değildir. A. Hamdi Tanpınar'ın da ifade ettiği gibi; Paşa, imkânlarının içinde mütalâa edildiğinde onu küçümsemek kabil değildir. Onun elinden geçen vesikaya veya kitaba tekrar müracaat etmek ihtiyacı hemen hemen duyulmaz. Paşa, okuduğu bir metnin can alıcı noktalarını bulup çıkarmakta oldukça mahirdir.

Osmanlı Devleti’nin her kademesinde cereyan eden olaylara şahid olan Paşa, çok hızlı yükselen ve düşen devlet görevlilerini görmüş, ancak biraz da isteyerek bu sirkülasyonun dışında kalmıştır. Hem tecrübeleri hem de hukukçu yanı dolayısıyla özellikle liyakat ve eğitim konusunu çok kere dile getirmiştir. Kendisine İslam dini hakkında bilgi almak isteyen bir Fransız'ın olduğu söylendiği zaman, hayıflanarak daha önce tedbirsizce denize indirilen bir kalyonun işçileri ezmesiyle şeytan ipleri kesti çıkarımını yapan bir Tekirdağ kadısını anımsar ve bu sorumluluğu kendisi üstlenir. Ayrıca o içinde bulunduğu ilmiye kurumunun sorunlarının da farkındadır. Evkaf, Adliye, Maarif gibi nezaretlerde bulunmuş, Halep valiliği yapmış olan Paşa; İstanbul bürokrasisi kadar, taşradaki duruma da hâkimdir.

Sultan Abdülaziz döneminde Mecelle Komisyonu’nun başkanlığını yapmış, Fransız anayasasının kopyalanmasına karşı çıkmıştır. Bunun yerine Hanefi fıkhına ve Osmanlı örfüne uygun bir kanunname üzerinde çalışılması gerektiğini vurgulamıştır. Böylece Fransız medeni kanunu tercüme edilmemiş ve onun teklifi kabul görmüştür. Kendisi de bu projeye uzun bir süre emek vermiştir. Bir komisyon tarafından hazırlanan Mecelle, Justinianus kanunlarından sonra İstanbul'da ele alınan ikinci kanunname olmuştur.

Tanzimat döneminin en muhafazakâr devlet adamı

Paşa'nın fikri dünyasında bir cemiyeti tek vücut haline getiren kuvvet kan değil, inanç birliğidir. Ona göre bu görüş modern telâkkilere de uygun düşmektedir. Yazdıklarında samimi bir dil ve anlatım vardır. Kanun-i Esasi hazırlıkları yıllarında Midhat Paşa ile sert tartışmalara girmiştir. Midhat Paşa kendisine bir keresinde "Avrupa kanunlarına senin aklın ermez" sözleriyle mukabele etmiştir.

Tanzimat döneminde Avni, Midhat, Mahmud Nedim gibi paşalar arasında en muhafazakâr isim olan Cevdet Paşa, devlet işlerinde ve siyasette hanedana sonuna kadar bağlı kalmıştır. Sultan II. Abdülhamid'e sunduğu Maruzat'ı "Padişahtan korkmak hikmettir" diyerek bitirdiği görülür. Sultan Abdülaziz'in katlini araştırmak amacıyla görevlendirilen Yıldız Mahkemesi'nde mahkeme reisi ve savcının bir yanlışa düşmemesi için heyetin yanında kendisine de koltuk verilmiştir. Paşa, burada açıkça Midhat Paşa'nın idamını isteyecek ve bu davranışından dolayı Sultan tarafından kendisine Bebek'teki bir yalı ihsan edilecektir. Tanpınar, onu Yıldız Mahkemeler’i sırasındaki tutumu sebebiyle eleştirmekte ve bu dönemin Paşa'nın hayatındaki bir leke olduğunu söylemektedir.

Cevdet Paşa 1895’te vefat eder ve Fatih Camii haziresine defnedilir. Kızı Fatma Aliye Hanım'ın anlattığına göre Ahmed Cevdet Paşa medrese öğrenciyken sert kış şartları sebebiyle posta ulaşmaz ve parasız kalır. Tesadüfen babasının Lofça'dan bir arkadaşı ile karşılaşır ve o zat kendisine altı lira verir. Bu olayı hayatı boyunca unutmayan Paşa medresede okuyan öğrencilere yardım eder.

Kaynaklar

Ahmet Cevdet Paşa, Maruzat, Haz. Yusuf Halaçoğlu, İstanbul, Çağrı Yayınları,1980.

Fatma Aliye, Ahmet Cevdet Paşa ve Zamanı, İstanbul, Bedir Yayınevi,1995.

İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, İstanbul, Timaş Yayınları, 2008.

Kemal Sözen. Ahmed Cevdet Paşa'nın Felsefi Düşüncesi, İstanbul, MÜİlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 1998.

Kamuran Şimşek, Tarih-i Cevdet'e GöreNapolyon ve Mısır Meselesi, Yüksek Lisans tezi, Pamukkale Üniversitesi, 2012.

İ. Hakkı Uzunçarşılı, Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi, Ankara, TTK, 2000

A. Hamdi Tanpınar. 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, İstanbul, Çağlayan Kitabevi, 1988

Yiğit Baldan

Güncelleme Tarihi: 03 Eylül 2018, 09:09
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20