Köprülü'nün en sevmediği şeymiş 'yazmak'!

Evinde ve bilhassa kütüphanesinde merhum Fuad Köprülü’yü samimi bir tarzda konuşturan, fotoğraflarıyla günün okuyucusuna yansıtan Kandemir, yaklaşık 77 yıl sonrasının okuru için çok daha dikkat çekici bir Köprülü portresini zamanın hızla akan hadiseler koridoruna emanet ettiğinin farkında mıydı acaba?

Köprülü'nün en sevmediği şeymiş 'yazmak'!

 

Mehmet Fuad Köprülü, 4 Aralık 1890’de doğmuş ve 28 Haziran 1966’da ölmüştür. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eseriyle, Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna dair Gibbons’a cevap teşkil eden ve Türk Tarih Kurumu Yayınları arasında da birkaç baskı yapmış tenkidî çalışmasıyla, Edebiyat Araştırmaları ile velud bir yazı hayatı olan Köprülü, yaşadığı çağın kıt kütüphane imkânlarıyla internet desteğinden son derece uzak araştırma ortamında -hem de en genç yaşlarından itibaren- şaşırtıcı çalışmalar ortaya koymuş bir bilim adamı; doktorasız bir profesör. Bu yönüyle de her türlü üstün akademik unvana hakkıyla lâyıktır elbette.

Mehâbetli bir ilim adamı

Sadece ismi bile okuyucularda ve araştırmacılarda mehâbetli bir intiba uyandıran ilim adamları soyundan olan Köprülü’nün özel hayatına dair neler sızmıştır acaba yaşadığı devrin basınına? Yedigün dergisini Ali Birinci’nin kütüphanesinde bulunan takımından tararken, Kandemir’in Köprülü ile bir röportajı karşıma çıktı: üstelik onu kütüphanesine kitaplarının serdarı olarak kurulmuş bir vaziyette, ayrıca çocuklarıyla birlikte gösteren fotoğraflar eşliğinde… Röportaj, derginin “Sene: IV, Cilt: VII, 25 Mart 1936 tarihli 159. Sayısı”nda, 18-21 arası sayfalarda yayınlanmış.

Mehmet Fuad Köprülü
(+)

Bu arada belirtmeliyiz ki Feridun Kandemir, devrinin -bugünden bakıldığında erişilmez gözüken- birçok ismiyle röportajlar gerçekleştirmiş bir gazetecisidir. Röportajları yakın devir ilim, sanat ve edebiyat tarihimize ışık tuttuğu kadar bunları süsleyen fotoğraflar da o hadisenin aynası hükmündedir. Köprülü’yle röportajın da içinde bulunduğu Sordum Söylediler: Edebiyatçılarımız Ne Dediler? isimli kitabı (Yağmur Y., 1.b., İstanbul 2008, 328 s.) ölümünden sonra derlenerek basılmıştır.

Evinde ve kütüphanesinde Köprülü

Kandemir, röportaj için Köprülü’yü evinde ziyaret etmiş ve kütüphanesine girmiştir. Bu muhteşem kütüphanenin resimleri ise röportajı süslüyor. Ayrıca o, Köprülü ile “tasvirî röportaj” denebilecek bir tarzda konuşmuş; cümlelerinin dışında arada bir sigara yakışından, jest ve mimik hareketlerine ve bulunulan mekânın görünümüne varıncaya kadar birçok ayrıntıyı da kayda geçirmiş. Artık bu tarz röportajcılık unutulmuş gözüküyor. Kim bu kadar uğraşır ki günümüzde; sorularınızı yazılı olarak e-postayla gönderir; cevapları da o şekilde alırsınız hiç yorulmadan…

Köprülü ile röportaj “Kitap, kitap, kitap… Duvarlarda kitap, raflarda kitap, yerlerde kitap…” cümleleriyle başlıyor. Bu kadar kitabın arasında Kandemir’in Köprülü’yü tasvir edişi de son derece sevimlidir: “(…) sakin ufuklarda evvelâ dumanı, sonra direklerinin ucu, gövdesi görünen bir gemi (…)”

Tasvirî röportajdaki ayrıntılar

Öğreniyoruz ki Köprülü’nün en sevmediği şey “yazmak”tır. Evet yazmak… Yazının kendisini çok yorduğunu ve fakat bitirdikten sonra da keyiflendirdiğini söylüyor. Köprülü okumayı ise çeşitlere ayırıyor. Kendisi açısından öne çıkan okuma çeşidi elbette “çalışma okuması”dır.

Çalışma tarzını soran Kandemir’e önce “Her hoca gibi.” diye kısa bir cümleyle cevap veren Köprülü, hemen peşinden “Yirmi beş senedir üzerinde işlediğim, notlar topladığım muhtelif mevzular vardır.” diyor ve henüz neşredilecek kıvama gelmediklerini de ekliyor. Bunun üzerine “Yeni âlimleri ürküteceksiniz üstadım” diye espri yapan Kandemir’e ise omuzlarını silkerek cevap vermekle yetiniyor.

“En hoşlandığı şey”i soruyor Kandemir. Cevap; “Talebemden birinin iyi bir eser yazmasıdır” oluyor. Gerçekten ibretâmiz.

Kaç esere imza attığını da merak eden Kandemir’e Köprülü, oğlu (merhum) Orhan Köprülü’yü çağırarak hazırlattığı bibliyografyasını getirtiyor ve bazı istatistikî rakamlar aktarıyor. Vâkıa Orhan Köprülü merhum, bu bibliyografyayı daha sonraları yayınlamıştır da… Fakat söz konusu bibliyografyada Köprülü’nün çok genç yaşlarda tercüme ettiği bir eserin yer almadığını gördüğümüzden, bizzat Fuad Köprülü’nün dahi gözünden kaçmış çalışmaları olduğu söylenebilir gözüküyor.

Mehmet Fuad Köprülü
(+)

Röportajı süsleyen fotoğraflardan birinde küçük kızının da bir resmi bulunuyor. Merhum Fuad Köprülü’nün hâlen iki kızı berhayattır: Asuman ve Gönül Hanımlar. Hangisinin yaşça küçük olduğunu bilemediğimizden bu fotoğraftaki kızının da hangisi olduğunu söyleyemiyoruz.

Hangi hoca hoca değildir?

Röportajdan dikkat çekici bazı pasajları da özetleyerek aktarmak isteriz:

-Köprülü, çocuğa okuma zevki aşılayamayan bir hocayı hoca kabul etmiyor.

-Sigarayı ve kahveyi çok sevdiğini söylüyor ve fakat ekliyor: “(…) bu kadar içtiğim hâlde tiryaki sayılmam. Mesela seyahat ettiğim zaman alıştığım sigarayı ve alaturka kahveyi bulamayınca her ikisini de aramam, bırakırım.”

-İradesine sahip, normal bir adam için iptilâ yoktur.

-Dünyaya tekrar gelse ‘yine aynı yolda yürümekte bir lâhza tereddüt etmeyeceğini’ söylüyor.

Mehmet Fuad Köprülü
(+)

Soluk bir andaç

Bu röportajda dile gelen hususların Fevziye Abdullah Tansel’in Dergâh Yayınları arasında basılan günlüklerinde sıkça geçen Fuad Köprülü’ye dair pasajlarla bir arada değerlendirilmesi gerekiyor kanaatimce…

Evinde ve bilhassa kütüphanesinde merhum Fuad Köprülü’yü samimi bir tarzda konuşturan, fotoğraflarıyla günün okuyucusuna yansıtan Kandemir, yaklaşık 77 yıl sonrasının okuru için çok daha dikkat çekici bir Köprülü portresini zamanın hızla akan hadiseler koridoruna emanet ettiğinin farkında mıydı acaba? Her biri diğerinden dikkat çekici röportajlarını sağlığında kitaplaştıramamıştı.

Bu vesileyle söylemeliyiz ki, bu tür röportaj derlemeleri mümkün mertebe fotoğraflarıyla birlikte kitaplaştırılmalıdır. Geçmiş zamandan günümüze soluk birer andaç olarak…

 

Yusuf Turan Günaydın yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Haziran 2013, 09:58
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13