banner17

Kıymeti bilinmemiş öncülerden biridir Şakir Kocabaş

Şakir Kocabaş Müslüman bir âlimdi. Bununla birlikte neyi bildiğini ve neyi bilmediğini biliyordu. Bu sonuncusu bile başlı başına çok önemli ve ahlaki bir tavır. Mustafa Runyun, Şakir Kocabaş'In modern zamanlardaki Türk düşüncesine yapmaya çalıştığı entelektüel katkıya dair yazdı.

Kıymeti bilinmemiş öncülerden biridir Şakir Kocabaş

Bu topraklarda doğmuş olmak bir tevafuktur; bir açıdan da bir tesadüf. Tıpkı bir ırka mensup olarak doğmak gibi… Fakat bu toprakların adamı olmak herkese nasip olan bir şey değildir. Bu cümleden sonra ilk olarak gelmesi gereken soru, sanırım, “Bu toprakların adamı olmak nedir?” sorusudur. Sezai Karakoç’un biteviye bir şekilde vurguladığı bu kavramı tam olarak kelimelere dökebilir miyim bilmiyorum lakin Ürdün’de yaşadığım iki buçuk aylık süreç beni böyle bir kavramın gerçekten var olduğuna ikna etti. Bütün eksiklikleri ile bu kavramı, kaynağını İslam’dan ve İslam medeniyetinden alarak bu coğrafyanın bakiyesi ile dünyaya yeni ve yine bir şeyler söylemek olarak tanımlamam mümkün.

Konuyla alakasız gibi duran bu girişin sebeb-i hikmeti ise, bu toprakların adamı olma payesine erişebilmiş güzide ve mühim bir şahsiyet olan ahiret intikal etmiş Şakir Kocabaş’ın sene-i devriyesinde kendisine dair bir yazı kaleme almak.

Takriben bütün kitaplarında olan biyografi kısmını buraya da yazarak bu yazıyı okuyanların vaktini heba etmek istemem. Bu sebeple bu yazının ağırlığını Şakir Kocabaş’ın eserlerine vermeye çalışacağım. Bu çabam –kısa bir anma yazısında ne kadar etkili olabilir bilemiyorum lakin- Şakir Kocabaş Bey’in modern zamanlardaki Türk düşüncesine yapmaya çalıştığı entelektüel katkıyı ortaya koymayı amaçlamaktadır.

“İnterdisipliner” çalışmaların öncülerinden biridir Şakir Kocabaş

Şakir Kocabaş’ı gerçekten anlamak için belki de sonda sorulması gereken bir soruyu başta sormamız gerekiyor: Şakir Kocabaş’ı modern zamanlarda Müslümanlar için önemli kılan şey nedir? Kendisi bildiğimiz kadarıyla ciddi bir İslami ilimler müktesebatına sahip değildi. Günümüzdeki pek çokları gibi “satacak” ve “sataşacak” bir Arapçası da yoktu. Peki, neydi? Burada Şakir Kocabaş’ın öncelikle kim olduğu sorusunu sormak gerekiyor. O, bana kalırsa, Müslüman bir âlimdi. Bununla birlikte neyi bildiğini ve neyi bilmediğini biliyordu. Bu sonuncusu bile başlı başına çok önemli ve ahlaki bir tavır. Fakat bu eksikliğin kendisi onu bir “göz ardı etmeci” tavra itmemiş; bilakis modern Türk akademisinin hâlâ bir türlü tam olarak başaramadığı “interdisipliner” çalışmaların öncülerinden biri yapmıştır. Bu açıdan Şakir Kocabaş bir öncüdür. Batılı filozofların, dil bilimcilerin ve bilgisayar bilimcilerinin 90’ların sonunda yapmaya çalıştığı şeyin sonuçları ve bunların tehlikelerini görmüş ve hemen kolları sıvamıştı. Belki “resmi” bir İslami ilimler tedrisinden geçmemişti ama bir İslam âlimi gibi düşünme yeteneğine sahipti. Meseleleri Batılı meslektaşları gibi indirgemeci bir usulde değil, çok katmanlı olarak düşünebiliyordu. Kaynağın kendisiyle yorumu birbirinden ayırarak olguya eleştirel bir şekilde yaklaşabiliyordu.

Onun mühendislik, yapay zekâ, dil bilim ve İslami ilimler okumalarından sonra ortaya çıkan en önemli eserlere değinmeden geçmek bana kalırsa yazara haksızlık olacaktır: “İfadelerin Gramatik Ayrımı”, “İslam’da Bilginin Temelleri”, “Fizik ve Gerçeklik” ve “Anlamlılık Üzerine”. Bu eserleri saymakla birlikte şunu da eklemek gerekiyor. Eğer Şakir Kocabaş’ın eserlerini okuduysanız, eserlerde neredeyse gereksiz hiçbir paragrafa hatta cümleye rastlamazsınız. Tekrarlar olmaz; her şey sanki bir mantık metniymişçesine düzenli, hedefe götüren ve ispatlı bütünlerden oluşur.

Çalışmalarının kahir ekseriyetinin merkezinde “gramer analizi” yer almakta idi

Eğer Kocabaş’ın eserlerine biraz daha derinlemesine bakacak olursak, çalışmaların kahir ekseriyetinin merkezinde “gramer analizi” yer almaktadır. Bu açıdan Şakir Kocabaş’ın “İslam’da Bilginin Temelleri” kitabına bir miktar daha yakından bakabiliriz. Bu kitap, “İfadelerin Gramatik Ayrımı” kitabındaki teorik temellerin pratiğe uygulanmış bir halidir desek sanırım yanlış olmaz. Şakir Kocabaş’ın gramer analizi ile kastettiği şey dil bilimsel yorumlar yapmak değildir. Onun bu kavram ile kastettiği şey kavramların anlam çerçevelerini kurarak onların anlam katmanlarının metin içindeki bütünlüğünü ortaya koymaktır. Şakir Kocabaş’a göre –Wittgenstein ve diğer dil felsefecilerinden etkilendiği gibi- gramer ve ideoloji ile anlam ve gerçeklik birbirleri ile mündemiç bir şekilde hareket etmektedirler. Bu açıdan, tefsir kavramı, “tek bir anlamın belirlenmesi” olarak ifade edilirken gramer “kavramın anlamlılık çerçevesini tespit” olarak özetlenebilir. Bu eserle ilgili son olarak şunu söyleyebiliriz: Şakir Kocabaş bu eserinde bu teorik çerçeveyi göstermek için “emr” kavramını/kelime kökünü ele alarak çalışmasını bu kavram üzerinden ortaya koyar.

Yapay zekâ ile neden uğraştı?

Şakir Kocabaş ile ilgili bir yazı yazıp da “İfadelerin Gramatik Ayrımı”na daha esaslı bir şekilde değinmemek mümkün mü? Yazının başında da belirttiğim gibi Şakir Kocabaş İslami ilimlerin rahle-i tedrisatından resmi olarak geçmemiş olsa da bir İslam âlimi gibi düşünebiliyordu. İfadelerin Gramatik Ayrımı eseri için de “bu eser Şakir Bey’in usul kitabıdır” desek sanırım iyi bir teşbih yapmış oluruz. Yazar burada temel kavramları epistemoloji, gramer, anlam ve dil araçları üzerinden “meseleleştirmiştir”. O, temel kavramların anlam bütünlüklerini ortaya koyarak –tıpkı kadim ulemamızın yaptığı gibi- onları yeni kavramlar üretmede ve birincil kaynakları düzenlemede kullanmıştır. Buradaki dikkat ve inceliğin kendisi bile takdire şayandır. Ona göre anlam ve ideoloji gramerin içerisine sinsice yerleştirilebilen ve hatta gizlenebilen birer araçtırlar. Onun amacı bazı Batılı dilciler gibi konuşulması imkânsız bir dil üretmek yahut dili bu unsurlardan arındırmak değildir. Aksine, Şakir Kocabaş bu unsurların var olduğunun farkındalığını yaratarak, günlük dilde ve ilmî meselelerde düşünme biçimimizi buna göre inşa etmemiz gerektiğini bize söyler. İşte bu (yeniden) inşa sayesinde, şu an Batı’da yoğun bir tartışma içerisinde giden bilinç, zekâ, duygu, düşünce ve öğrenme gibi hususlarda Şakir Kocabaş bu farkındalık, araçlar ve kaynaklar sayesinde Müslümanların epistemolojisinin de bu çağda dünya söylem havuzuna bir şeyler katabileceğini göstermek ister. Muhtemelen, yapay zekâ ile uğraşmasının altında yatan saik de zihnindeki bu teorik çerçeveyi –daha önce de belirtildiği gibi- farklı mahiyette ama benzer bir amaçla somut bir alanda uygulamaya koymaktı.

Son olarak, Şakir Bey’in eserlerinin, yarım kalan çalışmalarının ve makalelerinin olduğu http://www.sakirkocabas.com/ ‘un kapanmış olduğunu esefle fark ettim. Her ne kadar eski sitenin muadili olarak http://sakirkocabas.blogspot.com.tr/ açılmış olsa da ara yüzü ve içindeki malzemeler eski sitedekine nazaran –maalesef- tatmin edici değiller. Umarım bu konu hakkında öğrencileri ve sevenleri tarafından bir şeyler yapılabilir.

Mustafa Runyun

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 12:38
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20