banner17

Kırşehirli bir gönül insanı: Kemal Keleş Hoca

İmam hatipte okuduğumuz yıllarda pek çok mecliste gördüğümüz, elini öptüğümüz bir isimdi Kemal Keleş Hocaefendi. Kamil Büyüker yazdı.

Kırşehirli bir gönül insanı: Kemal Keleş Hoca

Hafızamda ona ait en net resim, imam hatip yıllarında camilerde yaptığımız mübarek geceler ve kandil programlarında okul müdürümüz Halim Çakır'ın büyük bir hürmetle yanımıza davet ettiği, nurani çehre ve tevazuun baştan ayağa kendisini kuşattığı bir simadır. Bu isim Kemal Keleş hocaefendiden başkası değildi. Okul müdürümüzün ona olan teveccühünü görünce biz de Hocaefendiye hürmet etmeye gayret ederdik.

Cami ortamı dışında hususi sohbetine gitmeyi çok arzu etmeme rağmen bu bir türlü mümkün olmadı. Yine düğün, cenaze vesilesiyle veya cami ortamında Hocaefendi'yi görme fırsatımız oluyordu. Çevreden sohbetine iştirak edenlerden duyduğum, hocaefendinin çok geniş bir yelpazede sohbet ettiği, felsefeden, kelama, tasavvuftan, tefsire kadar her alana nüfuz ettiği idi. Heyhat ki 1992 yılında vefatına kadar bu ilim hazinesinden istifade edenler etti. Ve Hocaefendi'yi vefatının ardından Kırşehir'de Cacabey Camii'nden kaldırdık ve Bayramuşağı köyüne defnettik. Lise ikinci sınıfta idim ve o günkü mahşeri kalabalığı hiç unutamam.

1992 yılında vefatının üzerinden uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen hatıralar hâlâ tazeliğini koruyor. Ancak Kırşehir'de onu hatırlatacak bugüne kadar ne yapıldı denirse Kırşehir'in Mucur ilçesine bağlı Bayramuşağı köyündeki anma törenleri dışında hocaefendi, sadece bilen, gören, tanıyanların malumu olarak kaldı. Bizde ise babamın kütüphanesinin bir köşesinde renklendirilmiş vesikalık fotoğrafı hâlâ durmaktadır.

Âlimlerin varisleri kimler?

Efendimiz (s.a.v.) ‘Âlimler Peygamberlerin varisleridir’ buyuruyor. Peki, âlimler vefat edince sarf ettikleri ilimlerinin mirasçısı kimdir? Elbette o halkaya devam eden, ilimde sebat eden kişilerdir. Ancak Hocaefendi hayatta iken özellikle Kayseri medreselerinde, Medine'de Karabaş ve İrfaniye medreselerinde tahsil ettiği derslerin kitaplarından oluşan zengin kütüphanesini torunu Yüksel Keleş'e vasiyet etmiştir. İlmin devamı hem sohbet ile hem eser iledir. Hocaefendi'nin en büyük emaneti olan eserlerin bir kısmı şu anda torunu Yüksel Keleş'tedir. Bu arada onunla olan gönül bağını devam ettirenler ve Hocaefendiyi sevenler her yıl köyünde anma programları yapmaktadırlar. Bu yıl farklı bir güzelliğe de şahit olmuş olduk. Torunu Yüksel Keleş, dedesinin vasiyeti ve emaneti gereği en azından bir başlangıç olarak, dedesinin hayatını kitaplaştırdı ve bu törenlerde dağıttı. “Kırşehirli Kemal Hoca” isimli eser Altın Kalem yayınları arasından çıktı.

Ramazanoğlu Mahmut Sami Efendi’den icazetli idi

Uzun bir zaman diliminde yapılmış bir çalışmanın ürünü olan eserde Hocaefendi'nin hayatı, tasavvuf yoluna girişi ve özellikle Ramazanoğlu Mahmut Sami Efendi ile tanışması ve intisabı, Kayseri ve Medine medreselerinde ilim tahsili, Kırşehir'de köyünde yaptığı imamlık vazifesi, Kırşehir'de oluşturduğu ilim ve sohbet halkası, şahitlerinin, talebelerinin ve sevenlerinin de nakilleri ile anlatılmış. Eser onun hayatına dair ilk çalışma olması hasebiyle önemli. Yine eserin en zahmetli kısımlarından birisi Kırşehir'de muhtelif vesilelerle yapılmış sohbet kayıtlarının deşifresi, tasnifi ve düzenlenmesidir. Bu da kitabın kıymetini artırmaktadır. Zira o dönemde kimisi teyp kasetinde kimisi VHS video kasetlerinde saklı olan bu sohbetler, kitabın yazarı Yüksel Keleş tarafından özenli bir şekilde deşifre edilerek kayda geçirilmiştir. Hocaefendi’nin bir gönül insanı olması hasebiyle bugüne kadar bilmediğimiz pek çok şiiri de kitap vesilesi ile gün yüzüne çıkmış, “Şiirleri” başlığı altında seçme şiirlerine yer verilmiş.

Kemal bütün ilimleri aldı gitti!”

Hocaefendinin ilim tahsilinin anlatıldığı bahiste onun ilimde derinliğine işaret eden sayısız örnek var. Bunlardan birisi Kayseri'de dersine devam ettiği Hacı Nuh Hocaefendi’dir. Hacı Nuh efendinin, yetiştirdiği talebeleriyle ayrılık vakti geldiğinde tahsil ettikleri ilimleri köylerine döndükten sonra başkalarına da öğretmeleri konusunda vasiyette bulunduğu bilinmektedir. Çok sevdiği talebesi Kemal’e de:

-Evladım Kemal! Bu ilmi emanet ediyorum. Sen de okutacaksın, diye özellikle tembihlemiş.

Kemal Hocaefendi’nin ilim tahsili konusundaki gayreti ve hocasına olan ilgi ve saygısı, her zaman Nuh Hocaefendi’nin takdirine mazhar olmuş. Bir gün kendisine, “İlmi sizden kim aldı hocam?” diye sorulunca:

-Yabanlı’dan Kemal, ilmin hepsini aldı gitti, diye cevap vermiş.

Yabanlı aşireti, Kemal hocaefendinin köyünün ve yakınlarındaki 11 köyü içine alan köylerdir ki kitapta bununla ilgili bahislere de yer verilmiştir.

Biz bir denizaltıyız

Kemal Hocaefendi duyduğumuz ve kitaptan da okuduğumuz kadarıyla keramet sahibi, veli bir zat idi. Birçok kerameti görülmüş, yaşanmış ve anlatılagelmiştir. Ancak Kemal Hocaefendi bunların anlatılmasını hiç istemez, tasvip etmezmiş. Kendileri hep şunu söylemiş: “Biz bir deniz altıyız, deniz altından çalışırız, suyun yüzüyle işimiz olmaz bizim.” Böylelikle irşada ve hizmete insanları yönlendirirmiş. O, kerametine şahit olan kimseleri ise gördükleri kerametleri başkalarına anlatmaması konusunda uyarmıştır.

Baskı yılları ve gece dersleri

Kitabın ilerleyen sayfalarında Türkiye’de 1960 yılında yaşanan askerî darbe döneminden ve izleyen yıllardan bahsedilir. Ki o zamanlar Anadolu’da dindarlara yapılan baskıların arttığı, dinî eğitimin engellendiği ve eğitim veren âlimlerin, hocaların baskı ve zulüm gördüğü zorlu yıllardır. Kemal Hoca da bu dönemde yaşanan baskılardan nasibini alır. Devlet görevlileri Kemal Hoca’yı derslerini bırakması ve talebe okutmaması konusunda uyarırlar.

O dönemi, Hocaefendinin talebesi ve olayların yakın şahidi olan Hidayet Hoca kitapta şöyle anlatıyor:

1960 yılında, Bayramuşağı köyünde Hocaefendi bize ders veriyordu. Darbe olunca Karahasanlı köyünden bir müdür gelmiş Bayramuşağı’na. O dönem okul bir taneydi ve Kuşaklı köyü ile aynı okulu paylaşıyorlardı. Müdür, iki köyün halkını davet edip, özellikle 'Kemal Hoca diye birisi var, o da gelsin' diye haber göndermiş. Hocamız da gelince köylülere hitap etmiş ve konuşmanın bir yerinde Hocamıza laf dokundurmuş, eğitim vermemesi konusunda üstü kapalı uyarmış. Hocamız, müdürün kendisi hakkında malumatı olduğunu ve ders verdiğini bildiğini anlamış.

Bu toplantıdan sonra Hocamız bizi topladı ve gözyaşları içinde:

- Ben sizi okutamayacağım, dedi. Böyle deyince biz çok üzüldük ve ağlamaya başladık. Bizim o hâlimizi görünce o da ağlamaya başladı. Bir yandan o ağlıyor, bir yandan biz ağlıyoruz.

- Şu talebelerimi ben ne yapayım, diyor.

Eğitimimizin yarıda kalacak olması hem Hocamızı hem de bizi çok üzdü. Hocamız da bu duruma bir çare arıyordu. Bize:

- Bitlis’te arkadaşım var, sizi oraya göndereyim; eğitiminizi orada tamamlayın, dedi.

Ben dedim ki:

-Bayramuşağı gibi bir yerde sen bizi okutamazsan Bitlis bizi nasıl okutacak? Bizi atıyorsun, dedim. Terbiyesizlik oldu ama içimiz yanıyor, ne yapalım.

O zaman dedi ki:

- Ben bu yüzden hapse düşersem kurtarabilir misin beni?

- Ben sizi nasıl kurtarayım. İnşallah bir şey olmaz, dedim. Konuşuyoruz ama bir yandan da ortada büyük bir cenaze var gibi ağlıyor herkes. Bu hâlimizi görünce Hocamız bırakamadı bizi, kıyamadı eğitimlerimizin yarım kalmasına. Dedi ki:

- Öyleyse bir şayia (söz) yayın köylerinize; ‘Hocaefendi dersi tatil etti, bizi okutmuyor artık’ diye. Yalnız üç günde bir gece gelmeye razıysanız, dedi.

O dönem derse devam eden dört kişiyiz; Ali İhsan Hoca, Mehmet Hoca, Hacı Hoca ve ben. Ali İhsan Hoca ile ben köy dışından geliyoruz. Hacı ve Mehmet hocalar Bayramuşağı’ndan zaten. Tamam, dedim; gelmeye razıyız. Daha sonra biz Hocamızın dediği gibi hareket ettik. Köylere haber salıp Hocamızın dersi bıraktığını yaydık ki, devletin gönderdiği o müdür de duysun ve bizi rahat bıraksın.

Üç gün sonra ilk dersimize başladık. Ben akşam namazından sonra Medetsiz’e gelip Ali İhsan Hocamızı alıyor, oradan Bayramuşağı’na yürüyorduk. Hocamızı bekletmeyelim diye ayakkabılarımızı elimize alıp köye kadar koşuyorduk. Köye gelince sabaha kadar üç günlük dersi okuyorduk. Son senemizdi, üç ders alıyorduk zaten. On beş gün böyle geldik, gittik.

On beş gün geçtikten sonra yine sizin köyün adamlarından -Allah razı olsun- Muhtar Ramazan, Kazım Amca ve Arabın oğlu Çelebi, Karahasan’da Hocamızı uyaran müdüre gitmişler. Kendisine -hocamızın okutmasına müsaade etmesi için- biraz da hediye götürmüşler. Müdür demiş ki:

-Hususi şikâyet var, onun için mecbur uyarmam lazımdı. Ancak hocamız okutsun, ben köye denetime gelmeden bir gün önce haber salarım ki o zaman talebeleri dağıtır, demiş.

Bu vesile ile 1961 yılına kadar -Allah’a şükür- bir sene daha okuduk ve dersimizi, okulumuzu bitirdik. Dersi bitirince Ali İhsan Efendi, Yeni Yapan köyünde, ben de Kara Arkaç köyünde imam durduk. İmamlık dönemimde köylülerle bazen Bayramuşağı’na Hocamıza gider, Hocamızla sabaha kadar sohbet eder, sabah namazını kılar, sonra evlere dağılırdık. Bazen de Hocamız bizim köylere gelir, aynı şekilde sohbet ederdi.”

 

Kırşehir'in yakın tarihinde silinmez bir iz

Hacı Kemal Keleş Hocaefendi’nin 1926 yılında Bayramuşağı köyünde başlayan hayat yolculuğu 1992 yılında sona ermiştir. Ancak onun Kırşehir'de bıraktığı manevi iz silinmemiştir. Onun cenazesinde yaşanan manzara hemen hemen Kırşehir'in her kesiminden insanların oluşturduğu bir mozaikti. Kemal Hocaefendi bu yönüyle de birleştirici, bütünleştirici bir vazife ifa etmiştir. Kitabın bu saikle okumasında fayda var.

 

Kâmil Büyüker haber verdi

Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2015, 15:49
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Saffet yürekli
Saffet yürekli - 2 yıl Önce

Liseli yıllarda tanıdım kendisini ve benden milli gazete alır idi.

banner19

banner13

banner20