Kırık gönüllerimize şifa olsun Rufeyde

Yolculuğum sırasında bir sahabe hanımla tanıştım. Medine’den Üsküdar’a ziyarete gelmiş. Esra Erdoğan yazdı.

Kırık gönüllerimize şifa olsun Rufeyde

 

 

Otobüse biniyorum, iş çıkışı herkes yorgun. Kulaklıklar takılıyor, birbirine dolanmış olanlar aceleyle çözülüyor. Bekleriz... Gazeteler ezberlenmiş bir hareketle açılıp, gözlükler el yordamıyla düzeltiliyor. Tesbih tanelerinin akıp gittiği parmaklar ile akıllı telefonlarda kayıp giden parmakların yarıştığı sıralarda, bir amca spor sayfasına geçiyor bile. Yoğun trafik ve kalabalık... İster istemez o havasızlıktan kendinizi soyutlayıp bir yerlere nefes almaya çıkıyorsunuz. Tam o sırada bir şey çalınıyor kulağıma. Karmaşık konuşmalardan, cümlelerden sıyrılıp avucuma konan bir kelime: Rufeyde...

Özür dilerim ama o kelimeden sonrasına misafirliğe gidiyor kulağım. Kız bebeğe isim arıyorlarmış, bir sahabe hanıma aitmiş bu isim de... Rufeyde, diyorum. Tekrar tekrar söylüyorum içimden. Unutmamalıyım. Sanki birazdan görüşecekmişim de onun heyecanını yaşıyormuşum gibi.

Yokuşu çıkarken de dilimde...

-      Merhaba. Ben Rufeyde…

Rufeyde'nin çadırı

Eve gelir gelmez kitaplıktan İslam Peygamberi’ni alıyorum. R... Ru... Rufeyde radıyallahu anhâ.

İki paragrafta geçiyor yalnızca. Açıp okuyorum. Önceden "Rufeyde'nin çadırı"nın altı özenle çizilmiş, unutursam sen kendini hatırlat, denilmiş. 2009'da okuduğum satırlarda yeniden göz gezdiriyorum.

Resulullah (as) askeri seferlerde, savaşlarda yaralıların tedavisiyle meşgul olacak hanım sahabiler görevlendirmiş. Birçok hanım sahabi anılır bu konuda. Umm Suleym (r.anha) da bunlardan biri. Ama Medine'de özellikle Rufeyde (r.anha)'nın çadırından söz edilir.

Eslem kabilesine mensup olan sahabe tıp bilgisine sahip, bu yüzden Peygamber Efendimiz (sav) onun sağlık işleriyle ilgilenmesini buyurmuş.

Asrı Saadet'ten bir misafir bugüne

Hendek Savaşı’nda, Sa'd b. Muaz elinde mızrağıyla şehadeti fısıldıyordu şu şiiriyle:

"Biraz bekle de savaşa bir kişi daha yetişsin.

Vakit gelmişse ölümden niye korkalım."

Vakit gelmişti... Sa'd b. Muaz koluna isabet eden mızrakla yaralandı. Ana damarı kesilmişti.Sa'd'ın yaralandığını öğrenince Resulullah (as), "Yakından ziyaret edebilmem için onu Rufeyde'nin çadırına götürün" buyurmuştu.

Mahmud b. Lebid'den şöyle rivayet olunur: "Hendek günü, Sa'd'ın bilek damarı yaralanınca Sa'd ağırlaştı. Onu Rufeyde'nin yanına götürdüler. Bunu duyan Hz. Peygamber, ziyaret etmek için onun yanına gitti. Biz de onunla beraber gittik. Hz. Peygamber o kadar hızlı yürüyordu ki, ayakkabılarımızın ipleri koptu. Abalarımız omuzlarımızdan düştü. Bazıları: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Bizi yorgun düşürdün!’ dediler. Hz. Peygamber: "Sa'd'ı da, Hanzala gibi bizden önce gelip yıkamalarından korktum" buyurdu."

Rufeyde (r.anha) validemizin yaraları saran elleri, dilerim bizim kırık gönüllerimize de şifa olur; Asrı Saadet'ten gelip her gün bir haneye misafir olur.

Allah onlardan razı olsun.

 

Esra Erdoğan yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2014, 12:19
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ender demir
ender demir - 5 yıl Önce

Rufeyde Hatun'un adı aynı zamanda Kuaybe olarak da geçiyor.Sahabi Hanım'ın hatırasına binaen Rufeyde ve Kuaybe isimlerini yaygınlaştırmak ve İslam'da resmi görevli ilk bayan Doktor olarak tanıtmak gerek diye düşünüyorum Allah Razı Olsun...

banner19

banner13