banner17

Kıbrıs'ta mü'min genç ne yapar?

Kıbrıs'ta genç olmak zordur. Mü'min bir genç olmak ise zorun zoru. Arkadaşımız Enes bu zorlukların arasından yazdı.

Kıbrıs'ta mü'min genç ne yapar?

Tek bir kıvılcımla saman alevi gibi yanabilen hayatlar… Sağır dünyanın kayıtsız kaldığı çığlıklar… Biralar, içkiler… Sanki bir şeytan üçgeninden bahsediyorum ve tellallığını yapıyorum felaketin. Kelimeler ağzımdan rahatlıkla çıkıveriyor. Bir idam mahkûmununki gibi dizilmiyor boğazıma. Rahatça söyleyebiliyorum. Sıkılmadan ve de utanmadan...

Kıbrıs'ın uydudan görünümü
(+)

Cümlelerim, Atlantik’teki uçaklar ve gemiler gibi de değil. Doğu Akdeniz’de bir adanın etrafında... Kaybolma tehlikesi olmadan... Fakat o adadaki insanlar, biraz daha geç kalınırsa cümlelerim kadar şanslı olmayacak. Kaybolacaklar. Sırra kadem basarak hem de... Biz de her zamanki gibi maneviyatları yolculayacağız, hiç bir şey olmamışçasına… Yarılan ufukların çığlıklarını duymadan gün yeniden doğacak ve gün yeniden batacak.

Evet, bahsetmiş olduğumuz yer Kıbrıs. Birkaç kelimeyle ifade edilebilecek kadar basit bir yer aslında. Saman alevi gibi hayatlar, çığlıklar ve de biralar… Bir çırpıda dökülüveriyor işte önümüze inciler. Ve kelimeler kifayetsiz bile kalmıyor. Alt üst oluyor sadece nesiller. Zehirli bir sarmaşık sarıyor gerçekleri. Sarılıyorlar birbirlerine. Bizlerse tüm bu olanlara göz yumuyoruz. Ahlak artıklığına gebe kalacak gerçekleri umursamıyoruz bile. İlahî dünyayı gönüllerden uzaklaştırıyoruz yalnızca. Sayemizde ölümün unutulduğu yeni bir dünya peyda oluyor. Kardeşliğini unuttuğumuz insanların hodbin dünyası…  Halbuki peygamberimiz, “Kardeşi açken, tok yatan bizden değildir” diyor. Kardeşi günah bataklığında can çekişirken bir insan nasıl rahat olabilir ki. Hele kıyamet gününde yakasının boş kalacağı zannına kapılması…

Biliyorum, çünkü Kıbrıs’ı gördüm, orada yaşadım.

Oysa adaya uzaktan bakıldığında ne kadar da güzel görünüyor. Gözleri parlıyor insanın. Rahat ve konforlu bir hayat… Daha ne isteyeyim düşüncesi… Yan yana ne kadar da masum duruyorlar. Suçsuz birer çocuk gibiler adeta. Peki ya bizler, kaç kere bu masum çocuk maskesinin altındakini yüzleri merak edip de kaldırmayı denedik. Ya da öyle bir düşüncemiz oldu mu? Zannetmiyorum. Eğer deneseydik, bugün kendimizi olmayacak seraplara dalan, çölde kaybolmuş bir bedevi gibi hissetmezdik. Gerçekler yerine, karşı karşıya kaldığımız zehirli bir sarmaşığın çakırkeyif doktrinleriyle ahbaplık yapıyor olmazdık. Biliyorum, çünkü oraya gittim, orayı gördüm ve orada yaşadım.

Kıbrıs Şehitler Caddesi
(+)

Bir de bakmışsınız müzeye dönmüş içiniz

Birçok da şey öğrendim. Adada tek başına hareket edilmemesi gerektiği gibi mesela. Bir başınıza kaldığınızda nefesinizin kesildiğini. Birliğin dirlik olduğunu... Ve anladım ki yalnız kalındığında, bir kurdun sinsice yaklaşıp fikriyatınızı paramparça etmemesi işten bile değil! Ne kadar dayanıklı olabiliriz ki! Ne kadar mücadele verebiliriz? Belki bir ay, belki de üç ay. Ya sonrası... Sonrası yok aslında. Bir de bakmışsınız ki tüm mukaddesatınızı yitirmişsiniz. Kutsallarınız geldiğiniz yerlerde kalmış. Müzeye dönmüş içiniz. Arada bir girip bakar olmuşsunuz. Hepsi bu kadar işte. Gerisi çığlıklar ve boşalan bardaklar… Sonrası hep aynı. Sallanan imanlar... Harabeye dönen yığınlar… Fail-i meçhul cinayetler...

Bir gün betonlar arasından bir çiçek açsa… Kamaşsa güneşe bakan gözler… Ve hatırlasa kim olduğunu… Gün batımlarını ve ufukları... “Sen, sen ve sen” diyebilse... Ve görsek biz de.

Kutsalları doyumsuzluk olmuş

Çok şey istemiyoruz aslında. Uyuşmuş düşüncelerle uyutulan zihinlerin, tekrardan öz benine kavuşması ne zamandan beri bir şeyler istemek olabilir ki zaten. Hele insanları kazanmak ve unutulan Allah lafzını tekrardan diriltebilmek… Daralan zaman mengenesinde sıkışıp kalan vicdanların kurtulmasından başka bir şey değildir bu. Hz. İbrahim’de yakacak bir şey bulamayan ateşi, bugün de eli boş gönderme çabasıdır. Nuh’un gemisini inşâ etme gayretidir bir yerde... Kardeşlerinin, günahlarında diri diri boğulmasına göz yummamaktır.

Kıbrıs
(+)

İhtiyacımız olansa diriliş neslidir. Direnen, dirayetli olan bir nesil. Ortaçağ Avrupa’sındaki gibi bölünmüşlüğün baltasını yememiş gönül erleri gerekli bizlere. Ateşli çemberden atlatılan uysal koyunlar her yerde zaten… Mabet edinmişler eğilmeyen nefislerin, ezilip büzülen bedenlerini. Kutsalları doyumsuzluk olmuş. Hazımsızlıklarına rağmen köreltmişler ahlaklarını.

Ve kabaran iştahlar hâlâ yalanlar üzerinde sivrilirken, sallanmayı unutan iktidarların altındaki merdivenleri çekecek İmam-ı Azam’ını arıyor gerçekler. Bu dün de böyleydi. Bugün de böyle. Bizlere düşense devrimizin mücadeleci simaları olabilmek. İmam-ı Azam’ı, Seyyid Kutub’u, Şeyh Yasin’i… Nerede olursak olalım değişmeyen bir kural belki de bu. Geceyi gündüze çevirebilme kuralı…

İşte bizler de bugün burada içimizdeki küfrün karanlıklarından, onlar gibi hakikat yağmurlarıyla arınma duasındayız. Doğu Akdeniz’de, bir adadayız… Talip olduğumuz hakikatin peşindeyiz yani. İlm’el-yakin deresinde…

Mücadelemiz nerede olacak?

Kolay değil elbet... İlm’el-yakin, ayn’el-yakin, hakk’al-yakin… Ama yakin olmak... Yakın olabilmek meselemiz… Bu yüzden mücadelemiz sıralarla değil. Hele can sıkıntılarımızı masaların üzerine yatırarak zamanın gerisinde kalmak hiç değil… Çünkü bizlerin mücadelesi ancak sıralarda olabilir. Ve de saha çalışmalarında…

Ve feragat üzerinde yürür emekler... Bir kişi için bin dereden su getirilecekse, gelir o su. Kaybetme lüksümüzün olmadığı bir yerde su bile feragat eder kendisinden. Uykusu kaçar. Kâbuslar görür. Ve dayanamaz sonunda… Gelir Rabbinin inayetiyle… Kıbrıs’ta zaman hep böyle akar işte. Tersine… Kimilerince boşa kürek çekmektir bu. Tüketmektir kendini. Gençliğini yıpratarak yenilmektir. Gerçekteyse, yitirilen tevekkül anlayışıdır. Zar atmaktır hayata.

Ama ne olursa olsun nasır tutan yürekleri hep bir vuslat üzerine, sabırla bekliyoruz. Sabır taşını dahi çatlatan bir sabırla... Bugün biz, yarın başkaları... Bitmeyen bir sefer bu. Zaferi Allah’a ait olan bir sefer…

 

Enes Yaşar Kıbrıs’tan bildirdi

Güncelleme Tarihi: 10 Eylül 2010, 15:43
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ömer Nedim Ağabey
Ömer Nedim Ağabey - 8 yıl Önce

Enes müthiş olmuş yazın. Kalbinle döktürmüşsün gerçekten.. Duyarlığın dünyayı da ahireti de onarmak duyarlılığı. Bize de ikram et bundan ve de bundan asla vazgeçme.. Sevgiyle. Seni hiç tanımıyorum ama sevgiyle bin defa sevgi selam sana...

büşra metin
büşra metin - 8 yıl Önce

kardeşim, kıbrısı hiç görmedim, orda hiç yaşamadım. ama kıbrıslar gördüm. derdiniz derman olsun size. mahlukat'ına parmaklarınızdan aksın sevgi. Allah bütün ihtişamıyla birlikte sizinle olsun. sizi diri kılsın. duru kılsın. dualarımız bir olsun. zira dualar külliyet kesbedince kabul edilmemesi mümkün değildir. sizi tanımasam da kalbinizi saygıyla selamlıyorum.

Merve Yüce
Merve Yüce - 8 yıl Önce

Yazının genelinde özellkle "Ve anladım ki yalnız kalındığında, bir kurdun sinsice yaklaşıp fikriyatınızı paramparça etmemesi işten bile değil! Ne kadar dayanıklı olabiliriz ki! Ne kadar mücadele verebiliriz?" satırlarınızda umutsuzluk görüyorum.Birlikte dirlik olduğu doğrudur fakat biz her vakit tecdid-i iman yapmazsak, imanımızı tazelemezsek zaten düşeriz kuyulara -birine ihtiyaç kalmadan!- Yoksa Kuran neden var?Biz neden "beş" vakit kılıyoruz namazımızı?Hayata havf-reca ölçüsünde bakmalı

banner8

banner19

banner20