Kendi özgün sesini yakalamıştı Asaf Halet

Asaf Halet Çelebi'nin geniş, çok boyutlu, bilgelik dolu, kadim değerler kokan şiiri ve düşüncesi cumhuriyetin pozitivist, tek yönlü, dogmatik duvarlarına çarpmış ve aksi engellenmiş. Muaz Ergü yazdı..

Kendi özgün sesini yakalamıştı Asaf Halet

Çok tuhaf bir işleyişe sahip düşünce ve edebiyat dünyası var ülkemizin. Düşünerek hareket edilmesi gereken yerlerde duygularla, duyguların şaha kalkması gereken zamanlarda akılla hareket ediliyor. Hayatın bütün alanlarına giren her şey sevmekle nefret etmek arasında gidip gelen bir sarkaca hapsediliyor. Bireysel dünyadaki savaşlar, çelişkiler ilgilenilen, uğraşılan, üzerinde çalışılan tarihi, kültürel, sanatsal, edebi çalışmalara da yansıyor. İnanılan siyasi, ideolojik kabullerin ötesinde başka hiçbir düşünceye, çalışmaya değer atfedilmiyor. Tarih ve tarihi şahsiyetler ya tapınılacak ya da yerin dibine batırılacak, gerçeklikten kopuk şahsiyetlere dönüştürülüyor. Alın terinin, emeğin yerini ilişkiler, bağlantılar, klikler dolduruyor. Kimin kimle bağlantısı daha sağlamsa o öne çıkıyor. Kim daha çok emek harcıyorsa o görünmüyor. Farklı sesleri, özgün duruşları, aykırı yansımaları yok eden, silen, görmezden gelen bir anlam dünyası var. İllaki her şey birbirine benzeyecek!...

27 Aralık 1907’de İstanbul’da doğan, 15 Ekim 1958’de yine İstanbul’da vefat eden Asaf Halet Çelebi, yukarıda anlatmaya çalıştığımız işleyişin en büyük mağdurlarından. Evet, ciddi anlamda hesaplaşılması ve siyasi, kültürel, edebi bünyemizden kesilip atılması gereken hastalıklı bir işleyiş. Bu işleyiş en çok da aydınların, düşünürlerin, edebiyatçıların mahfillerinde.

Onun şiirleri Doğu ile Batı arasında gerilmiş yay gibidir

Edebiyatımızdaki düşmanlıklardan, unutturulmaktan, unutulmaktan, hiçleştirilmekten en çok payını alanlardan biri Asaf Halet. Dönemin egemen şiir anlayışları içinde yer almadığından, sanat statükosu önünde diz çökmediğinden hiç yokmuş gibi davranılmış kendisine. Şiiriyle dalga geçilmiş… Onun şiirini besleyen kültür ve anlayış dünyasının genişliğinden, derinliğinden haberdar olmayanlar onu anlayamamanın ezikliğiyle saldırmışlar sanatına ve kişiliğine. Şiirinde kullandığı Asya’nın kadim kültürlerine ait tamlamalar yer yer alay konusu edilmiş. Anlaşılmaya çalışılmamış nedense. Asaf Halet’in geniş, çok boyutlu, bilgelik dolu, kadim değerler kokan şiiri ve düşüncesi cumhuriyetin pozitivist, tek yönlü, dogmatik duvarlarına çarpmış ve aksi engellenmiş. Merkeze yakın durmayan şair pek sevilmemiş malum sanat çevrelerince. Sivil şair, cumhuriyet ideolojisinin askerliğine soyunan eleştirmenlerin görmediği bir değer olarak kalakalmış.

Asaf Halet Çelebi’nin şiirleri klasikle modern, eskiyle yeni, Doğu ile Batı arasında gerilmiş yay gibidir. İki anlam dünyasını da iyi tanımış ve kendi özgün sesini yakalamış. Bir de şiirleri upuzun hüzün vadileridir. Afganistan, Pakistan çizgisi üzerinden ilerleyen bir hikmet geleneğinden kalkarak poetikasını şekillendirir. Hint ve Fars edebiyatı da ilgilendiği, etkilendiği edebiyat geleneklerindendir. Evet, Çelebi Doğu edebiyatıyla ilgilidir ama bu ilgi oryantalist bir temele dayanmaz. Çok küçük yaşlarda gazel ve rubailer yazmış, Hint ve Fars edebiyatından çeviriler yapmış.

Bir düş bahçesinde yürür gibi oluruz şiirlerini okurken

Gizemli bir şiir dili var Çelebi’nin. Daha çok soyut… Tasavvufi öğeler, dinsel temalar, tarihi şahsiyetler… Mesela “İbrahim” şiiri… Zamanın büyük put kırıcısı, imanın babası İbrahim Peygamberden bahseder. Onun put kırıcılığına dikkat çekilir. Bu şiiri anlayabilmek için aynı zamanda dinler tarihinden haberdar olmak da gerekir. Buhtunnasır’ı bilmek gerekir. İsrailoğulları’nı Kudüs’ten süren Babil İmparatoru’nu… Babil’in asma bahçelerini…

Cüneyd” şiirinde büyük mutasavvıf Cüneyd-i Bağdadi konuşur. “Sidharta”, “Mâra”, “Mariyya”… Tarihi olayların ve şahsiyetlerin şahsında düşlere kapı aralar Asaf Halet. Bir düş bahçesinde yürür gibi oluruz şiirlerini okurken. Gizem bizi bırakmayan bir yol arkadaşı… Sesler, imgeler, renkler, çağrışımlar, çağrılar… İçimize bir yolculuk… İslam’ın, İbrahim’in, Mevleviliğin, Budizmin, Cüneyd’in, Mevlana’nın, Tevrat’ın, İncil’in, Nûrusiyah’ın kadim yürüyüşü…

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 14 Ekim 2014 Salı 15:00 Güncelleme Tarihi: 17 Şubat 2019, 18:53
banner25
YORUM EKLE

banner26