Kenardan izler sizi: Kemal Kahraman

Yazar ve çevirmen Kemal Kahraman’ı dünyabizim habercisi kızı Begüm Kahraman'ın kaleminden okuyoruz.

Kenardan izler sizi: Kemal Kahraman

 

Kemal Kahraman 1958 yılı Kasım ayının ilk günü mütevazı bir işçi ailesinin ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Sessiz sakin bir bebek, düşünceli ve fakat aktif bir çocuktu. Tam olarak bilemediğim bir yaştan sonra, artık elinden kitabını düşürmeyen bir birey olmuştu.

Mahalle maçlarında golcü kaptan, Sümerbank yaz kampında çevik bir yüzücü, sınıfında ise akıllı öğrenci olan Kemal'in bir taşkınlığını gören pek olmamıştı. Belki de en zararlı eğlencesi, haşarı oğlanların kuyruğuna teneke kutu bağladıkları kedilerin dehşet içindeki koşturmalarını uzaktan izleyip, keh keh gülmekti.

İmam Hatip’te başlayan hayat macerası

O zamanın pek çok bilinçli aile gibi onun ailesi de onu tahsiline devam etmesi için İmam Hatip Lisesine gönderdi. İmam Hatip demek ilim yuvası demekti. Okumak, bir şeyler başarmak isteyen çocuğun yolu aktif bir İmam Hatip hayatından geçiyordu. Bugün hala okuduğumuz ve düşüncelerimize yön veren önemli insanların neredeyse hepsi, bir zamanlar İmam Hatip'te ya öğrenciydi ya da hoca.

Ailesinden uzakta yaşamaya başladığında Kemal Kahraman on beş yaşında ya var, ya yoktu. Zihnini biçimlendirecek, rotasını tayin edecek pek çok fikirle yavaş yavaş tanışmaya başlamıştı. İzmit İmam Hatip de bu tür fikirlerin sağlam bir şekilde filizlenmesi için çok uygun bir yerdi aslında (bilenler bilir!) gündüzleri ilim ve tedrisat devam ederken bunlarla yetinmiyor, arta kalan zamanlarını zaten ufacık olan harçlıklarıyla edindiği, şimdi antika değerinde olan kitaplarıyla vakit geçiriyordu.

Bir defasında okulun yatakhanesindeki odalardan birinde öğrencilerle arası oldukça iyi olan edebiyat hocası, etrafına babam gibi bir grup öğrenciyi toplamış, tam da yukarıda bahsettiğimiz gibi konular üzerinde sohbet ediyorlardı ve maalesef yatma saati çoktan geçmişti. O esnada içeri giren ve o sevilmeyen klasik hoca tanımına bağlılığını yitirmemiş diğer bir hoca,  tuhaf bir ifadeyle edebiyat hocasının yüzüne bakarak; "hayırdır hocam yatma zili çaldı?" deyince hoca, babamın neredeyse kırk yıl sonra hala hayranlıkla hatırlayacağı şu cevabı vermişti: "Neden? Biz Pavlov’un köpekleri miyiz?" Kemal, o yaşında bu sözün anlam ve kıymetini anlayabiliyordu.  O Edebiyat hocası daha şimdiden bir yol kat etmişti demek ki.

Şiirle hemhal olduğu üniversite yıllarıKemal Kahraman, Çağdaş Sömürge İmparatorluğu

Üniversite yıllarında tuttuğu günlüklerine baktığımızda o zamanın Türkiye’sinde maddi sıkıntılar içinde ve bazen de ideolojik baskı altında kendini yetiştirmeye, bir aidiyet peyda etmeye ve kısaca yaşadığı hayatla idealindekini bağdaştırmaya çalışırken, en yüzeysel tabirle tutunduğu dalların genelde şiir ağaçlarında olduğunu görürüz.  Hala daha savunduğu gibi şiirde ideolojiden çok edebiyat görmek isteyen tavrı ta o zamandan şekillenmiş olacak ki, kuşağındaki pek çok genç gibi Necip Fazıl’ı bolca okuyup hazmederken günlüklerinin satır aralarında nedense daha çok Rilke dizelerine rastlanır. Kaliteli nesrin de çok iyi bir takipçisidir ama kalemi en ufak notlarda, hatırlatmalarda bile şiirsellikten payını almaktadır. Milli Savunma Bakanlığı binasına alınmayışına dair karaladığı şu satırlar yaşadığı dönemin şartlarını özetler niteliktedir:

...

"giremezsin," dedi hemen

Yine eğilip "burada mı?" dedim

"burada ama giremezsin," dedi

Bu kez

"sakallısın,"

Bunu ekledi

Peki o zaman.

Ne kadar doğal karşıladım!

...

Ayrıldım oradan

Beni kabul etmeyen koyu renkli kocaman binanın bahçe duvarları boyunca yürüdüm

İşte şimdi daha çok hissettim

Yorgunluğumu

Gideceğim yere

Sakallarım karar veriyor

Dış dünyaya asla ilgisiz olmamakla beraber hiçbir zaman da eylemci bir aktivist değildi. Çoğu şeye dair söyleyecek bir sözü, beyan edecek fikri olmasına rağmen, öğrenci evlerinin acı çayı eksik olmayan koyu sohbetlerinde sözünü herkese dinletmeye çalışan iddiacı baskın karakter değildi. Ateşli bir şekilde ortaya atılmış tezleri dinler ve sakin ve arabulucu üslubuyla tüm konuşulanları bir neticeye bağlardı. Onunla beraber kavgalı toplantılara katılmış olanlar bu tavrı hatırlayacaktır.

Kemal Kahraman, Muhammed M. PickthallZaman ilerleyip de yıl 1983 olduğunda babamı Londra’da görürüz. Buradaki 2 yıllık yaşantısında Türkyar adında kısa bir anlatımla İngiltere’ye okumaya gelmiş öğrencilere kol kanat geren teşekkülde bugün hala görüştüğü dostlar edinmiştir. Türkyar bugün de hala, İngiltere’ye okumaya veya dil öğrenmeye giden öğrencilerin elinden tutmakta, onlara kalacak yer ve barınacak bir çevre temin etmektedir. Londra’ya 1986 yılında tekrar gider ve bu oraya öğrenci sıfatıyla son gidişi olacaktır.

Memuriyet onu bozamamıştır!

1986 yılının Ekim ayında oldukça mütevazı bir evlilik hayatına adım atar. Yayıncılık sektöründe çalışıp da eve iyi gelir getirmek hiç de kolay değildir; babam gibi birkaç müstear isimle birkaç köşe dolduran biri için de durum bu şekildedir. Bu arada elbette dergilerde çıkan sinema eleştirileri, röportajlar ve düşünce yazılarıyla yetinmeyecek,  ilk kitabı olan “Çağdaş Sömürge İmparatorluğu”nu tamamlayarak yayınlatacaktır. Yaptığı tercümelerden Avrupa ve İslam ve Cambridge İslam Tarihi  de bu dönemde yayınlattığı kitaplarındandır. Arkadaşlarıyla yaptığı çalışma neticesinde Aliya İzzetbegovic’in Doğu ve Batı Arasında İslam’ının ilk çevirisini redakte ederek yayınlanmasını sağlamıştır. Buna ilaveten İslam Davetçilerine Eğitim Rehberi de bütünüyle onun tarafından tercüme edilerek dilimize kazandırılmış eserlerden biridir. İlk kitabını takip eden Marmaduke Pickthall, Türkiye’nin Boyun Ağrıları, Hikmete Giden Yol, Kuşatma Altında Beyrut Günlüğü kitaplarıyla Kemal Kahraman artık yayın dünyasında kendine has bir yer ve okuyucu edinmiş bir yazardır.

Arka arkaya yayınladığı kitapların yanında iş hayatının tuhaf yönleriyle de tanışmaktadır. Bu süreçte birkaç defa iş değiştirmiş, hem memuriyete hem özel sektöre dair epey fikir edinmişti. Çalıştığı yerlerde genelde kültürel faaliyet ve yayıncılık işleriyle ilgilenmesi elbette tesadüf değildi.

Yıl 2000’e geldiğinde Kemal Kahraman bürokrasiye –en azından şimdilik- dönmemek üzere adımını atmış bir adamdı. Çoğumuzun bildiği gibi devlet işleri çoğu zaman bürokrata özel zaman bırakmayacak kadar geniş kapsamlıdır. Her an bir toplantı, bir telefonla işe çağrılma, özel bir davetli, kahvaltılı toplantı derken bu insanların nasıl olup da takım elbiseyle uyumadan tüm bu işlere yetiştiğini anlamak bizlere zor gelebilir. Fakat içlerinden babam gibi bazıları, akşamları veya hafta sonları bulamadığı sivil zamanlarını gecelere, sabahın erken saatlerine ve belki de işyerinde boş kaldığı on-on beş dakikalık ufak aralara yayarlar. Bu zamanlarda kitap okur, düşünür, ailesiyle vakit geçirir, hatta gitar çalar, film izlerler.

Bir baba olarak Kemal KahramanKemal Kahraman

Benim tanıdığım kadarıyla babam, sabah namazlarından sonrasını İmam Gazali, Abdulkadir Geylani veya bir siyer kitabının rastgele bir kısmını okuyarak geçirir. Sabah ne kadar erken kalkacağı ya da akşam ne kadar geç yattığı önemli değildir. Hayatının belki de yüzde yetmişini iş yerinde (Dolmabahçe Sarayı) veya aklında iş meseleleriyle geçiren bir insanın kimliğini ve insanlığını yaşaması böyle bir şey olsa gerektir.

Hafızasında yer etmiş öyle dizeler vardır ki onları asla unutmaz. Çocukluğumuzda yaptığımız araba yolculuklarında Sakarya’dan geçişimizin istisnasız her seferinde hep beraber Sakarya Türküsü’nü okumamız bunun bir örneğidir. Ağzından düşmeyen İsmet Özel, Sezai Karakoç, Erdem Beyazıt dizeleri bunun örnekleridir. Özetle Kemal Kahraman; yaşayışıyla, kimliğiyle, söyledikleri ve söylemeyip sessiz kaldıklarıyla, düşündükleriyle ve yaptıklarıyla Müslümanca bir hayatın, şair ruhunun yaşayan bir örneğidir.

Eserlerini bir liste yapsam iki kısımda listelerdim:

Telif eserleri; Çağdaş Sömürge İmparatorluğu, Marmaduke Pickthall, Türkiye’nin Boyun Ağrıları, Hikmete Giden Yol, Milli Mücadele.

Tercüme eserleri; Cambridge İslam Tarihi, İslam Davetçilerine Eğitim Rehberi, Avrupa ve İslam, Kuşatma Altında Beyrut Günlüğü.

 

Begüm Kahraman babasını anlattı

Güncelleme Tarihi: 14 Ekim 2011, 22:33
YORUM EKLE
YORUMLAR
Abdullah Can
Abdullah Can - 8 yıl Önce

Bir ara elime geçen kitaplarına göz gezdirme şansı bulabilmiştim. tabi ki cehaletimin tavan yaptığı dönemlerdendi ve doğal olarak pek bir şey anlayamamıştım ancak özellikle Türkiye'nin Boyun Ağrıları muhteşemdir... bulabilirseniz şiddetle okumanızı tavsiye ederim. öte yandan, yine bir zamanlar dunyabulteni.com adresinde yazıları yayımlanıyordu ve onlar da muhteşemdi... hangi konuda yazdığından ziyade nasıl yazdığı benim için çok önemliydi... sebebi hikmeti bilinmez ama onun cümleleri bir başka!

selim
selim - 8 yıl Önce

bir ara yeni şafakta köşesi vardı kemal kahraman'ın... islam ve ilim sanat dergisinde de yazıları yayınlanırdı. sonra .. demek ki bürokrasi böyle bir şey...

Esma O.
Esma O. - 8 yıl Önce

Bizim neslin kentli musluman kadinlarinin kimliginin olusmasinda babayla iliskinin cok ayri bir yeri var. Cogumuzun dedesi kapsamli bir egitim gormemis, cevre kentlerin isci, tuccar veya koylusu. Babalarimiz 70li 80li yillarda imam hatiple ve islami eserlerle tanisinca kendilerine babalarininkinden farkli bir kimlik insa ettiler ve bu kimligi olustururken baska otorite figurleri edinmek durumunda kaldilar.

Esma O.
Esma O. - 8 yıl Önce

Bu "self-made" nesle karsin bizlarin onunde guclu okumus baba figurleri var ve kendi kimligimizi olustururken bir yandan bu figurun izinden gitmeye, bir yandan da onlarin ilmi otoritesini ve hayat tecrubesini “undermine” etmeden yasadigimiz gunun onlarinkinden farkli sartlariyla muzakere etmeye calisiyoruz. Bana kalirsa Begum’un babasiyla iliskisini ve babasini takdirini bizim neslin yetismekte olan musluman kizlarinin babalariyla iliskisinin prototipi olarak gorebiliriz.

K.Taner umunc
K.Taner umunc - 8 yıl Önce

gerçektenkenardanizlersizi.selamet der-kenaresttir ancak farklı ileri, değerli, kıymetli opinions ya da suprized yumurtalar der kemalestdir.Tebessümlü sakin hatta sükunet in sükunet düşünceleri, insanı tebessüm ettiren saptamaları hala beynimde saplıdır.Önemli olan işlerin bitmesidir!Mesainin ne önemi var.Bir de bitmeyen işler var ve kimsenin bitiremediği...Çengelköy çengelindeyken Ben Goya dinlerkenki mesai zamanlarında...

K.Taner Umunc
K.Taner Umunc - 8 yıl Önce

Elinize tutuşturulan kitaplar şunu da al bunu da al adeta bir Zafer Çarşısına döndürür insanı.Oku ve şiir kitapları.Yanında uzun zaman kalınılması gereken bir ex libris.unidentified onlarca networkün ve binlerce unidentified flying and swiming objectin arasında önemli bir terminal önemli bir terradır.

K.Taner Umunc
K.Taner Umunc - 8 yıl Önce

Sana bir iyi bir de kötü haberim var. iyi haber; henüz ölmedik, kötü haber; hala yaşıyoruz."(Anton Çehov)ve yine "Hayat seni güldürmüyorsa, espiriyi anlamadın demektir ."(Anton Çehov)....Yazdıklarım gayri resmi hizmete mahsustur:) Muhabbetle.Allah uzun ve hayırlı ömürler ihsan etsin Değerli Kemal Kahraman.11.11.11

banner19

banner13