banner17

Kefaleti bilir misin?

'Değerleri için yaşama' kavramından, 'yaşarken bazı değerleri olan insan' kavramına geçtik. Bu nedenle artık randevu saatleri dahi esnek.

Kefaleti bilir misin?

Kâbe hakemliği meselesi ortaya çıktığında Mekke’nin ileri gelenlerini sevince boğan husus, el-Emin adıyla anılır olan Abdullah oğlu Muhammed’in Allah’ın takdiri ile tartışmanın ortasına gönderilmiş olmasıydı.

Ahd'e Vefa
(+)

Genç Muhammed (asv) o zaman henüz 25 yaşlarındadır ve tabii ki daha peygamber değildir. Hacer-ül Esved’in yerleştirilmesi bir şeref arz ettiğinden tüm kabileler bu işi kendilerine layık görünce Abdülmuttalib’in dayısı bilge Huzeyfe bin Mugire; “Ey Kureyş topluluğu! Anlaşamadığınız iş hakkında hüküm vermek üzere, şu kapıdan ilk girecek zatı aranızda hakem yapın” der ve Kâbe’ye açılan Beni Şeybe kapısını gösterir. Oradakiler bu teklifi kabul ederler.

Nihayet kapıda, El-Emin, yani Abdullah oğlu Muhammed görünür. El- Emin şöyle buyurur: “Hacer ül Esved bir örtüye konulacak ve her kabileden bir kişi örtünün ucundan tutacak.” Taş, konulacağı yere kadar kaldırılır. Sonra kendisi taşı kucaklayıp yerine koyar. Böylece başlaması muhtemel büyük bir çarpışma savuşturulur. Allah’ın evi, Allah’ın has bir kulu ile imar edilir.

Dilemma
(+)

Söz vermiştik

Modern dünyada müslüman olmanın bu hikâyeden alacağı dersler var. Peygamberin vahiy almadan önce müslüman olmayı mü’min olmaya doğru taşıdığını görüyoruz. Peygamber, basit bir müslüman olmayla iktifa etmemişti. Mü’min olmaya cehdetmişti. Yani El- Emin. O kadar ağır bir yük ki bu. Ne zaman biri “ben mü’min bir adamım” dese dehşetle irkiliyorum. Acaba Hallac geri mi döndü? Zira el-Hakk olan Allah, el Mü’min’dir de. Bir iddia varsa, bir tecelli de zuhur edecektir. Bir adanış. Modernlik, adanışı bozamayacak, mazeret olamayacak harici engele dönüşüyor. Eğer bir adanış varsa ve hakiki ise, Hallac’ı ne aldatabilirdi. Allah’a kaçışı kim kovalayabilir?

Kelimeler ve Değerler
(+)

Bir hakikatsizlik oluştu.

Önce söz vardı. Verilen söz kutsaldı.

Ama biz bu kutsalı kaybettik.

Modern dünyanın gerekleri böyle dersiniz.

Böyle ama. Verilmiş söz vardı.

Sözü kutsal kılan, söze riayetti

Rivayet ediliyor ki, yine Abdullah oğlu Muhammed bir arkadaşı ile kavilleşti. Birbirlerine mehil ve mahal söylediler. Muhammed (asv) buluşma yerine saatinde vardı. Arkadaşı henüz gelmemişti. Söz kestiklerini unutmuştu. Nihayet iki gün sonra buluşmayı hatırladı. Tayin edilen yere vardığında, Muhammed (asv)’i hâlâ orada bekler buldu. Hayret ve mahcubiyet içinde özür diledi. Ancak cevap, hayreti büyütecek cinstendi: “Ben sadece vazifemi yaptım. Seni burada bekleyeceğimi söyledim ve bekledim. Ben senin başına bir hal gelmiştir diye üzülmüştüm.” Sözü kutsal kılan, söze riayetti. Sözü tutmak, adamı emin kılan bir şeydi. Kitapta şöyle denilmişti: “Yapamayacağınız şeyleri niçin söylersiniz? Yapamayacağınız şeyleri söylemeniz Allah yanında büyük günahtır.”(61 Saf 2-3)

Godot'yu BeklerkenKıpırdamıyorsunuz bile

Demek ki bizim kültürümüzde “Godot’yu Beklerken” trajedisine düşmek mümkün olmayacaktır. Aldatan aldanmıştır çünkü. Bir gün İstiklal Caddesi’ndeki tiyatrolardan birinde Beckett’in bu oyunu sahne alırsa, karanlığın ortasında bir çakmak yakıp “Godot, Jesus, God (tanrı) ya da bir başkası size gelmeyecek. Kıpırdamıyorsunuz bile” demeyi hayal ederek ayağa kalkmak isterim. Godot zaten gelmeyecek olandır.

Değerlerini tüketmiş insanların arasında hayatın çaresizliğe maruz kalmak olduğunu anlatan bu oyuna içimde bir direniş yakardım. Müslümanca iradenin anlamının kalmadığı bir dünyada, hiçbir şeyi değiştiremeden, anlamsızlığı bekleyerek tükenmekten kurtulurdum. Akmayan bir vakti geçirmeyi zorlayarak yaşamanın adı olan “Godot’yu Beklemek”ten kendimi azad ederdim. Godot gelmiyor. Çünkü Godot, zaten gelmeyecek olanın adı. Oyunun sonunda Vladimir sorar, “Gidelim mi?” Estragon cevaplar: “Gidelim” (Kıpırdamazlar). Godot gelmemişse, başka birileri gelecektir. Değerleri olan birileri yoldadır.Godot'yu Beklerken

Mü’min mü’minin velisiydi

Önce söz vardı. Verilen söz emanetti. Dağlara, yere ve göğe soruldu. Dağların zirveleri eğildi, denizler duruldu, ormanların kükremeleri dindi. Güneş solmuş bir sonbahar yaprağı kadar soğudu. “Beni seçme Rabbim.” Sonra Rahman bir adam gönderdi. Adam sözü yüklendi. Kıyamete dek borçlandı. “Verdiğiniz sözü yerine getirin; çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” ( 17 İsra 34)

Peygamber’den sonra da sözün borç olduğunu bilenler vardı. Borç kutsaldı. Bir borçlu vefat edince, cemaat borcu eda etmedikçe, defnedilmeye rıza gösterilmezdi. Mü’min mü’minin velisiydi.

BekleyişBu zat yerime kalır. Çünkü O Peygamber’in arkadaşıdır.

Hz. Ömer (ra) arkadaşlarıyla sohbet ederken meclise üç genç gelir. İkisi üçüncüden davacıdır. Derler ki: “Bu adam babamızın katilidir.” Üçüncüye sorulunca o da şöyle der: “Abdest almak için hurma ağaçlarının yanında atımdan indim. Atımın ihtiyarın hurma ağacından dal koparmasına engel olamadım. İhtiyar, öfkeyle atıma bir taş fırlattı. Canım kadar sevdiğim atım ölünce dehşete kapılıp bir taş da ben attım. İhtiyar cansız yığıldı. Adam ölünce bekledim, oğulları geldiler. Huzura çıktık.”

Kısas gerekmişti. Ancak genç üç gün mühlet istedi. “Üzerimde bir yetimin hakkı var. Kimsenin bilmediği toprağa gömülüdür. Onu sahibine teslim edeyim, hükmü öyle infaz edin.” Hz. Ömer (ra), “Yerine kim kalır ki?” diye sorunca, genç topluluğa göz gezdirir. Bir rivayete göre Ebu Zer, diğerine göre de Amr İbn As ile göz göze gelir. “Bu zat yerime kalır. Çünkü O Peygamber’in arkadaşıdır” der. Sahabi rıza verir: “Evet, kefilim.” Genç salınır.

Ahd’e vefasızlık etti demeyesiniz diye

Ahd'e Vefa
(+)

Üçüncü günün sonunda vakit sona ermek üzere. Gençten haber yoktur. Medine’nin ileri gelenleri davacılara diyet teklif ederlerse de kabul ettiremezler. Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir, der ki: “Bu kefil babam olsa fark etmez, cezayı infaz ederim.” Kefil de der ki: “Biz de sözümüzün arkasındayız.” Söz borçtur, iltimas geçmez.

Nihayet genç görünür, kalabalık dalgalanır.

Hz. Ömer gence dönerek der ki: “Evladım, gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı, neden geldin?” Genç vakurla başını kaldırır ve: “Ahd’e vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim.”

Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve kefile sorar, “Sen bu delikanlıyı tanımıyorsun, nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?” Kefil: “Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, ‘insanlık öldü’ dedirtmemek için kabul ettim” der.

Bunun üzerine gençler konuşurlar: “Biz bu davadan vazgeçiyoruz.” Bu sözün üzerine Hz. Ömer: “Biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz, ne oldu da vazgeçiyorsunuz?” Gençlerin cevabı dehşetlidir: “Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz” diye.

Yine onlar ki…

Söz kesildi, artık rûy-i zemindeyiz.

Kutsalı koru. Ahdini tut. Kelimeni yaşa. Hakikate varan kulluk budur.

“Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” (23 Mü’minun 8)

Direnmek

Lütfi Bergen sözün izinde hatırlattı

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2010, 21:48
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20