Kayıp Bir Servet: Servet Kızılay

Servet Kızılay, en basit toplumsal mevzuları ele alırken, değerlendirirken bile mevzuya geniş açıdan bakar. Son zamanlarda zihinlerimizi esir alan Batı patentli, cilalanmış söylemlere kendini teslim etmez. Muaz Ergü yazdı.

Kayıp Bir Servet: Servet Kızılay

Servet Kızılay… Ona kayıp bir servet de diyebiliriz aslında. Diyarbakır kökenli. Kendini Adapazarlı olarak görüyor. Hayatının büyük bölümü Adapazarı’nda geçmiş. Üniversite için İstanbul’a düşüyor yolu. Gerçi hâlen İstanbul’dan kopabilmiş değil. Doksanlı yıllarda camiamızda entelektüel rüzgârlar estiren Bilim ve Sanat Vakfı’nın kıdemli öğrencilerinden biriydi o. Kimseler yokken seminerlerde, kongrelerde, panellerde, Kızılay’ı en önde görebilirdiniz. Camiamızda merak uyandıran birçok kitabın hazırlanmasına yardımcı oldu.

Aslında arkeoloji eğitimi aldı Servet Kızılay. Ama dilbilim yoğunlaştığı, ilgi duyduğu alandı. Ne yazık ki ülkemizde çok fazla müşterisi, izleyicisi olmayan zor bir düşünsel alan. Çok emek isteyen… Malum bizde iki satır kitap okuyanlar hemen yazı yazmaya ve kitap çıkarmaya uğraşırlar. Kızılay bu alanın en baba kitaplarını okumuş olmasına ve konunun pirlerini takip etmesine rağmen kendini gösterme, tribünlere oynama kaygısında olmadı. O, söylenene ve söyleyeceğine dikkat kesildi, söylenen yere değil. Maalesef günümüzde ne söylediğin değil, nereden söylediğin insanların ilgisine daha çok mazhar oluyor.

Bizi bize karşı oryantalistleştiren tezgâhın varlığından haberdar

Kızılay, en basit toplumsal mevzuları ele alırken, değerlendirirken bile mevzuya geniş açıdan bakar. Batılı sosyologlar, düşünürler ne demişler, İslam dünyasında olaylara nasıl bakılmış ve bugün biz nasıl etkileniyoruz; bu perspektifi karartmadan, yok etmeden söyler söyleyeceğini. Son zamanlarda zihinlerimizi esir alan Batı patentli, cilalanmış söylemlere kendini teslim etmez. Mutlaka eleştiri süzgecinden geçirir. Aslında bizi bize karşı oryantalistleştiren tezgâhın varlığından haberdar. Demokrasi, kadın hakları, özgürlük gibi kavramların bizim nasıl yumuşak karnımız haline getirildiğinin bilincinde. Batı düşüncesi içinde üretilmiş kavramların, bizim için vazgeçilmez hale gelmesinden ve Müslüman düşünürlerin ortaya attığı, üzerinde çalıştığı kavramların gereğince ciddiye alınmamasından oldukça mustarip.

Kızılay’ın son dönemlerde popüler olan “Birlikte Yaşamak” kavramını tartıştığı “Türkler İle Kürtler’in Arasına Kim Girecek” adlı makalesi onun üslubu ve mevzulara bakışı hakkında ipuçları verecek mahiyette. Konuyu özetledikten sonra şunları söylüyor: “Türkler ile Kürtler arasına ‘Birarada Yaşamak’ denilen şey monte edilmeye çalışılıyor. Oysa bu formül tıpkı ırkçılık gibi gizli ve tehlikeli süreçleri bünyesinde taşıyor. Kürtler, gayrımüslim statüsünde işleme tâbi tutulmak isteniyor. Bizlere bunları gazlayan Avrupa, o hakikat diye sunduğu araçsal aklıyla yabancıları sadece entegre etmek için formüller bulmaya çalışmaktadır. ‘Birarada Yaşamak’ın anlamı, sadece entegrasyondur. Onlar için her yabancı da aynı değildir: Daha iyi kullanabileceği, yararlanabileceği, kendi dilini (çatpat) öğrenebilmiş bir yabancı, mültecilerden yani sonradan kendisine katılmaya çalışan zavallılardan üstündür…”

İslam klasiklerinden tutun da Hegel’e, Derrida’ya

Kızılay’ın şiirsel üslupla yazdığı denemeleri de enfes. “Beyte Halil’in Duvarın Akıyor Sular” yazısını okumak dediğimi anlamak olacak. “Beyte Halil’in duvarından akıyor sular… Ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar… Yumuşak ette dolaşan bir hançeri, bir rüyayı, bir masalı saklar gibi. Ve seni anlatıyordu her katresi… Sen yürüdüğün zaman anasır-ı Erbaa kendini sekerat-ül mevt ile eteklerine atardı. Bütün kuşlar, börtü böcekler sonra… Boynundan Acem ibrişim sarkardı, kirpiklerinin her teli için Harran’da bütün taşları yontardı bir Süryanî. Eriha’nın çocukları sana koşardı çöllerde yalın ayaklarıyla. Bir Aramî tacir arzın en güzel incilerini, boncuklarını Akdeniz’den getirirdi, sen bir baksaydın bütün mallarını sebil ederdi.” Devam ediyor yazı. “Beyte Halil’in duvarından akıyor sular… Ne kadar ayrılığa dökülüyorsa o kadar vuslatı müjdeliyorlar… Bir gramofon elemi çalıyor Meşrık’ta. Kurtuba sokaklarına yağmur yağıyor… Her damlası hicran-ı mübîn. Maveraünnehr’de bedenlerimiz ergitilmiş, kıyılardan. Tur-î Sina’da buluşma vakti gecikiyor, çarığını çıkar… Kırlangıçlar omuzlarına konuyor. Bakırcılar çarşısında hüzün dövülüyor rengi sarıdan, bana bir rızık getir makam-ı Mahmut’tan!..”

Haber10, AktüelPsikoloji, Fikrikadim gibi sitelerde yazıları yayınlanan Servet Bey, şu an Adapazarı’ndaki Ada Tavır (adatavir.com) sitesinde düzenli olarak yazıyor. Yerel bir sitede İslam klasiklerinden tutun da Hegel, Max Horkheim, Adorno, Derrida gibi isimlerin eşliğinde derinlikli yazılar yayınlıyor. Yazıları ve derinlikli üslubu bir anlamda taşranın merkezle hesaplaşması olarak görülebilir. En zor ve çetrefilli konuları entelektüel üsluptan ödün vermeden ele alıyor.

 

Muaz Ergü

YORUM EKLE
YORUMLAR
yasin şafak
yasin şafak - 7 yıl Önce

en ilgili olmayana bile o konuyu okutur çünkü fikir derler ve serdeder

Zeynep Deryaoğlu
Zeynep Deryaoğlu - 7 yıl Önce

Mahalli bir gazetede yayın olarak gördüğümüze bizi şaşırtan yazıları, ulusal ufka taşınsın diye arzu ettiğimiz nevi şahsına münhasır kalem!

Mevlüde Burnaz
Mevlüde Burnaz - 7 yıl Önce

Sadece toplum ve siyaset ilişkili gazete yazılarıyla değil, edebi metinleriyle de ulusal dergilerde okumak istediğimiz bir kalem.Muaz Ergü'ye teşekkürler.

banner36