Kartal'da hızla dönen bir rüzgârgülüdür Faruk

Vefatının 3. yıldönümünde Faruk Yücel'i dostlarına sorduk..

Kartal'da hızla dönen bir rüzgârgülüdür Faruk

Faruk Yücel

Ölüm hepimizin en iyi bildiği, fakat her defasında hazırlıksız yakalandığımız bir durum. Bilhassa dostlarımız üzerinden bu imtihan biraz daha ağırlaşıyor. Oysa inananlar için süreliden süresiz hayata geçiş adımı olduğuna inandığımız halde ölüm dâima bize uzak kalır. Yaşlılara yakıştırılır, hatta her dâim “genç” yakalar bizi. Faruk Yücel de genç yakalanmıştı.  Belki de ömrün uzunluğunun, yaşadığı süreyle değil bereketiyle değer kazanacağını göstererek göç etmişti ebedî hayata.

Ömer Faruk Yücel 8 Haziran 2009 yılında Hakk’a yürüdü. Kartal Anadolu İmam Hatip mezunuydu. Kendisini, memurluğu bırakıp Gerçek Hayat Dergisi’ne Yazı İşleri Müdürü olarak dönmesiyle tanıdık. Kendisiyle daha önce burada bir röportaj yapılmıştı. Karton Piyer de Faruk Yücel olmanın tüyolarını vermişti. Dostlarından “bir kısmına” ve işini takip eden insanlara Faruk Yücel’i sorduk. Soruşturma süresince –buraya yansımayanlarla birlikte- öne çıkardığım husus dergi çıkarmak isteyenlerin öncelikle Faruk Yücel’in heyecanını yakalamış olması gerektiği kanaatiydi. Allah –başta ailesi olmak üzere- sevenlerine sabır versin, kendisine rahmet eylesin.

Sibel Eraslan: “Kartal Anadolu İmam Hatip'in çatı katlarında hızla dönen bir rüzgârgülüdür Faruk”

Sibel Eraslan8 Haziran ve Ömer Faruk Yücel'in genç yaşta hayata vedası, hepimiz için gönül yoran bir "gök/ekin" hatırası. Ama ben Faruk'u sadece haziran ayında hatırlamıyorum. Mesela kavak ağaçlarının yapraklarına her baktığımda saplanıyor kalbime Faruk. Bazen baharın uğultuları içinde tüy döküyorlar, diyorum ki “bu Faruk'un çocukluktan delikanlılığa geçiş günleridir”. Sonra yazın ortasında en serin şarkıları hep onlar söylemeye başlıyor, “işte” diyorum “faruk şarkı söylüyor, boy atmış, su yürümüş yapraklarına”... Sonra güzün yaprakları yanmaya başlıyor kavak ağaçlarının, sarı, kızıl, boz, tilki tüyü renkleriyle hazan her birine tek tek dokunuyor, “bak” diyorum “Faruk, gitmek zamanı gelmiş”.Faruk Yücel

Faruk bana uykusu gelmiş bir çocuktur. Kartal Anadolu İmam Hatip'in çatı katlarında hızla dönen bir rüzgârgülüdür. Gözleri çok güzeldir onun, saçları çok güzeldir, çok akıllıdır, inatçıdır, bir tanedir, yakışıklı oğlumdur benim diyorum. Yeni Türkü'den hiç bir şey dinleyemiyorum, çünkü elini masama dayayıp, "abla... gene mi olmasa mektubun" diyecek, gülecek geçecek zannediyorum. Bana yeniden gülmesin diye, yağmurun küçük ellerinden bahseden o şarkıyı, bir daha dinleyemiyorum.

Geride harika kadınlar bıraktı, annesi gibi, eşi Hande gibi, onlarla karşılaştığımda yüzümü yere eğiyorum, baktıklarında Faruk’tan verecek bir haberim varmış sanmasınlar diye.

Faruk... Elimde büyüyen güzel ağaç, şirin yaprak. Oğlumdan hiç ayırt etmediğim. Sizin oğlunuzun oyun arkadaşı kayboldu mu hiç? Biz, tüm odalarında hayatın, saklambaç oynarken kaybolan o güzel çocuğu arıyoruz hâlâ... İyiymiş, “merak etmeyin beni” diyor bazen rüyalarımızda... Ashabı Kehf'in ona çok iyi baktığına eminim. İnşallah, bizden önce vardı yurduna, yarın bizi karşılayacak bir adamımız var oralarda... Melekler onu sevmiştir eminim. Sevilmeyecek bir çocuk değildi çünkü. Şahitlik ederim.

Suavi Kemal YazgıçSuavi Kemal Yazgıç: “Eğer onu hiç tanımasaydım, insanların bir fabrikadan çıkmış gibi yavan ve sıkıcı olduklarına inanmaya başlamak üzereydim”

Merhum Faruk Yücel'in yaşı benden küçüktü ama benden olgundu. Onda benim hiç doğmamış ama hep olmasını istediğim ağabeyimi buldum. Eğer onu hiç tanımasaydım, insanların bir fabrikadan çıkmış gibi yavan ve sıkıcı olduklarına inanmaya başlamak üzereydim.  Boğaz Köprüsü’nden geçerken o bayrağa doğru bakıp bir Fatiha okuyorum. Bir kuş kanadı gibi çırpınıp durur o bayrak. Biliyorum bir Fatiha için oradan geçmeme de gerek yok. Ama ne bileyim… Köprüden her geçişte beni evime bırakışını hatırlarım.Ali Ayçil

Ali Ayçil: “Ben Faruk'u neşeli bir kelebeğe benzetiyorum”

Ben Faruk'u neşeli bir kelebeğe benzetiyorum. Aramıza katıldı, rengârenk kanatlarıyla her birimizin dalını şöyle bir yokladı, vakti gelince de sessiz sedasız çekildi aramızdan. Hastalığının bütün aşamalarında yakınında olmaya çalıştım, görüşmeye devam ettik. Dünyaya küsmedi, kaderiyle dilleşmedi, karamsarlaşmadı, hazırlıksız yakalanmış duygusuna kapılmadı, kumaşı sağlam bir adamdı. Bende hususi hatıraları var Faruk'un. Yaşadıkça, gönlümdeki yeri de hususi olacak. Mekânı cennet olsun.

Gökhan ÖzcanGökhan Özcan: “Hikâyesinin içini ağzına kadar güzel insanlıkla doldurmuş olmalı”

Genç yaşında Gerçek Hayat'tan daha gerçek bir hayata uğurladığımız sevgili kardeşimiz. Kendisinin de bir röportajında ifade ettiği gibi derginin mutfağında beraber çalışma imkânımız olmadı hiç. Ama onun Gerçek Hayat'a kattığı derinlik ve heyecanı hemen farketmiştik hepimiz. Bütün okuyucular da farketmişti. Vefat ettiği günlerde ardından yazılanları okumuş ve bir insan için geride bırakılacak en güzel şeylerin bunlar olabileceğini düşünmüştüm. Kiminle tanışıklığı varsa, şimdi onda güzel hatıraları var. Hikâyesinin içini ağzına kadar güzel insanlıkla doldurmuş olmalı ki, her geçen gün onu daha çok özlüyor dostları. Allah rahmet eylesin, gerçek hayatında mekânını cennet etsin.Mevlana İdris

Mevlana İdris: “Cevval, samimi, enerjik, iyimser ve kibirden uzak bir gurur”

Cevval, samimi, enerjik, iyimser ve kibirden uzak bir gurur. Coşkusunu hiç saklamayan ya da saklayamayan; olması gereken bir şey olmadığında, bir şey olmamış gibi yapabilen biri... idi... Artık hep öyle kalacak. Rahmetle anıyorum.

Kâni Çınar: “O benim esmer yanım: Faruk Yücel”

Bana, her şeye uzaktan bakmak yazılmış. Erciyes'e, İstanbul'a, maziye, dostlara ve rahmetle kuşanmışlara hep uzaktan bakarım. Uzaktan bakanlar bilirler, pek de kötü değildir bu bakış: Tekmil görürsün; sevda gelir göğsüne yaslanır; acı, bir aşk sayhası salar da için için ağlarsın; taşı atar da başını altına tutarsın; uzaklara erişmeyen sesinle ah dersin ah kalırsın. Faruk Yücel dedikçe uzaklara dalıyor gözlerim. Dağ aşka kayıyor. Denizler suya, mevsim bahara, ölümler hayata, sadakat dosta... Faruk Yücel ismini duyunca gözlerim sımsıkı kapanıyor. Bu Yaka'da sızı karanlığı. Bir çay içimlik sohbetten bir ömür dostluk düşüyor nasibimize. Hamdca esiyor rüzgâr.

Ellerimde Faruk'un selamı ve karşımda Kâbe.

Faruk'la Kâbe'ye bakıyoruz.İsmail Kılıçarslan

Faruk Yücel, amin.

İsmail Kılıçarslan: “Delikanlı kelimesinin bütün çağrışımları Faruk’tur zihnimde”

Televizyonda ne zaman Beşiktaş maçı çıksa, ben Üsküdar'da ne zaman bir bardak çayı bir arkadaşla paylaşıyor olsam, Çengel'den ne zaman geçsem aklıma hep Kemal Tahir'in o cümlesi gelir kurulur: "Öyle bir delikanlı idi ki Zaloğlu Rüstem Pehlivan da öyle değil."

"Delikanlı" kelimesinin bütün çağrışımları Faruk’tur zihnimde. Yaşarken de öyleydi, şimdi de öyle.

Ümmühan AtakÜmmühan Atak: “İstanbul hâlâ fethedilmemiş olsaydı, Faruk o işi halledebilirdi!”

Faruk dendiğinde artık ve ilk önce aklıma bütün 'genç ölümler' geliyor.

Daha önce, Faruk sözkonusu olduğunda, heyecan, hareket, bereket geliyordu.

Faruk, benim sevdiğim herkese benziyordu bir de. Evet, suretini kastediyorum burada; kaşı gözü, eli ayağı, yürümesi konuşması... Sevdiğim herkesten bir parça taşıyordu. Bunu ona söylediğimde önce bir şaşırmıştı, sonra alıştı.

Faruk demek, gencecik yaşında çok şey yapmış olmak demek. İstanbul hâlâ fethedilmemiş olsaydı, Faruk o işi halledebilirdi! Çevresindeki herkesi buna inandırabilir ve başarabilirdi.

Faruk demek, giderayak, herkeste buruk bir 'tat' bırakmak demek. Bildiğiniz 'tat'. Keyifli ama buruk işte... Bir de Faruk, kardeşim Faruk... Özletti kendini.

Kadir Metin Akbaş: “İnsana değer katan dostlardandı”Kadir Metin Akbaş

Faruk ile Gerçek Hayat dergisinin Okmeydanı'ndaki binasında tanışmıştık. "Kalp kalbe karşı" derler ya, aynen öyle olmuş; dostluğu, muhabbeti ve enerjisiyle kucaklaşıvermiştik. Gerçek Hayat eksenli konulardan konuşup, dergi ile ilgili projelerinden bahsetmişti. Biraz mizahi, biraz ciddi, biraz havadan sudan bir tarzı vardı ki; ilk kez Faruk'u tanıyanı rahatlatan bir durumdu bu.

Bir zamanlar İstanbul Anadolu yakasında yayınlanan aylık "Bu Yaka"yı onun çıkardığını bilmiyordum. İşsiz kaldığım bir dönemde, bu gazeteye iş başvurusu yapmanın kıyısından dönmüştüm ki, belki de Faruk ile daha önceden tanışma fırsatını da böylece kaybetmiştim. Sonra bir kaç kere Üsküdar Çınaraltı'nda buluşup çay eşliğinde sohbetler etmiştik. Duruşundaki, tarzındaki farklılığı, daha ilk görüşünüzde anlardınız. Biraz muhabbet edince iç dünyasındaki derinliği çabucak farkedilen insanlardandı Faruk. Kısacık ömrüne ne kadar önemli ve sahici şeyler katmıştı. Kartal İmam Hatip lisesindeki öğrenciliğinden başlayan bir farkındalığı vardı Faruk'un. Genç yaşında Gerçek Hayat dergisinin yazı işleri müdürü oluşu buna en güzel örnektir.

Daha yapacak çok işi vardı. İslami camianın medya sektöründe özgün işlere imza atacak bir kaç isminden biriydi. Onun yazı işleri müdürlüğü zamanında Gerçek Hayat dergisi, gençlerin yazıp çizdiği bir platform olmuş; dergi ilk yayınlandığı zamanlardaki misyonunu tekrar omuzlarına almıştı. Ancak Faruk'un ömrü daha fazlasına yetmedi.

İnsana değer katan dostlardandı. Onu bulmamız da kaybedişimiz de çabuk oldu. Şimdi takvimler "o gideli 3 yıl oldu" diyor. Hay Allah Faruk dost... Hay Allah...

Türker SaltabaşTürker Saltabaş: “Önden gidenler ölümü güzelleştirdiler”

Faruk Yücel… “Biz çok güzel işler başarırız” derken kendi duruşunu ve değerlerini sergileyen vakur bir genç... Soy isminin hayatına yön verdiği Faruk, yükünün hakkını vererek ‘iyi insanlar iyi atlara binip gittiler’ gerçeğini bir kez daha hatırlatarak Rabbine yürüdü. Şimdi sorumluluk bizim. Gittikçe nesneleşen hayata anlam katmak ‘zayıf düşmeden zarif, zalim olmadan güçlü kalabilen’ Hakikat Medeniyeti’ni ihya ve inşa etmek bizim görevimiz. Önden gidenler ölümü güzelleştirdiler. Bize de hayatı yaşanır kılmanın sorumluluğu kaldı. Nur içinde yat Faruk... Biz kendi halimize ağlayalım...İskender Gümüş

İskender Gümüş: “Chulsuzlar. Yusuf Abi. İsmail Abi. Ekber. Duut. Patron. Hanzala...”

Beşiktaş. Üsküdar. Çınaraltı. Vapur. İstanbul Sanat Evi. Bu Yaka. Gerçek Hayat. Korsan Hayat. Kartal. Kara Kartal. Yazıhane. Chulsuzlar. Yusuf Abi. İsmail Abi. Ekber. Duut. Patron. Hanzala. Frank Sinatra. Leonard Cohen. Nohutlu pilav. Elin elimde olsun, kapı kapı dilenek. Hande. Bu maçı alıcaz başka yolu yok. Hay Allah. Çengelköy. Mekânın cennet olsun Faruk.

Fatih MutluFatih Mutlu: “Büyük akdi hiçbir zaman unutmadan yaşayan bir âdemoğluydu”

Kardeşim Faruk ile tanışmamıza ve muhabbeti ilerletmemize Gerçek Hayat vesile olmuştur. Kendisi derginin yazı işleri müdürü olunca çok bakıştık, çok konuştuk, çok gülüştük. Faruk’un bendeki en büyük hatırası, hayatının önemli bir kısmını saçma sapan bir adam olarak geçiren bu fakirin saçma sapan fikirlerine inanmasıdır. Bunun benimle ilgisi yok, bu Faruk’la ilgili. Çünkü inanan bir adamdı o. Daha doğrusu, büyük akdi hiçbir zaman unutmadan yaşayan ve bu minvalde dünya hayatında da iradesini hep inanmaktan yana kullanan özel bir âdemoğluydu. Bunun bedellerini ödemeye de hazırdı, çok kere ödedi zaten. Cenab-ı Allah gani gani rahmet eylesin. Ahirette onu babamız İbrahim aleyhisselamın dizinin dibinde görmeyi ve onlara katılabilmeyi ne çok isterim.Selman Maltaş

Selman Maltaş: “Beşiktaş'a olan sevgisini de unutamam”

Faruk'un vefat haberini aldığımda askerdeydim. Dostum Salih Demirhan aramıştı. "Faruk Abi’yi kaybettik" demişti. Böyle bir haberi askerde almış olmak beni daha çok etkilemişti. Mekânı cennet olsun. Ben onu gülen gözleri ve bitmek tükenmek bilmez enerjisiyle hatırlıyorum. Beşiktaş'a olan sevgisini de unutamam. İnönü stadının önünden her geçişimde Faruk'un aklıma gelmesi bundan.

Mürsel Sönmez: “Mübarektir, mübarektir, mübarek. Aşkolsun çocuk!”

Mürsel SönmezBizim mekanda bir Muharrem ayı öncesi ya da on muharreme yakın bir güne gidip masanın üzerinde iki sayfada nasıl ehl-i beyte ilan-ı aşk edilebileceğini tasarladığımız coşku anında; hatta “bu muharrem dosyası ve hukuk-u ehl-i beyt-i resulullahı savunmak ötede sebeb-i necat olur inşallah” ortak duamızın ortak amininde mi buluşalım yoksa “reisin sevdiği bizim de sevdiğimizdir” dediğimiz yine aynı mekanın iki yan yana koltuğunda ilk kez gelişin anısına dönüp karanfilli çayın dudakta bıraktığı tadın unutulmazlığından yararlanıp sessiz ve mahcup bir yüze bakalım da oradan mı başlayalım söze derken söz bitti. Acının kabuğunu kaldırmadan, Bostancı’dan Beykoz’a gitmeden, Çengel’e uğramadan gıpta ve dua ile bakalım Ömer Faruk’un “şeb-i arus”una. Mübarektir, mübarektir, mübarek. Aşkolsun çocuk!

Nihat Nasır: “Nasıl da ümitlenmiştik dinamik ve bizim dilimizi konuşan bir delikanlının dergide çalışmaya başlamasından”Nihat Nasır

Sevgili Ömer Faruk'un vefat ettiği haberini aldığımda gözlerimin önünden ilk tanıştığımız gün geçmişti. Sonrasında da öyle oldu. Ne zaman adı geçse aklımdan Gerçek Hayat dergisinin Okmeydanı'ndaki ofisindeki ilk tanışmamız geçer. Sibel Eraslan ve Hakan Albayrak da vardı. Nasıl da ümitlenmiştik dinamik ve bizim dilimizi konuşan bir delikanlının dergide çalışmaya başlamasından...

Sibel Hanım’ın evladı gibiydi ve onun referansı bizim bir hayli ümitlenmemiz için yeter de artardı bile. Onu en son yine dergide ve fakat hastalığının son aşamasında gördüm. Birlikte fotoğraf çektirdik. Objektife bakarken gülümsüyordu. Bense onun gülümseyen simasına baktığımda buruk bir acı hissediyordum. O buruk acı hiç gitmedi yüreğime sindiği yerden. Belki size tuhaf gelecek ama bir şekilde Faruk'u hatırladığımda, sağlığından hissettiğim o buruk acının ne kadar taze ve diri olduğunu duyumsuyorum. Vefat ettiğinde yazıma başlık yaptığım "Ah Sevgili Faruk" ünlemesi, her hatırladığımda, şimdi olduğu gibi dudaklarımdan dökülen bir cümle...
Allah sevdiği kullarla birlikte haşretsin ve engin rahmetiyle rızıklandırsın...

Gülcan TezcanGülcan Tezcan: “Yaptığı işle ilgili duyduğu heyecan gözümün önünden gitmiyor”

Ömer Faruk deyince gayret ve heyecan geliyor aklıma. Gerçek Hayat dergisinde onu ilk tanıdığım andan itibaren yaptığı işle ilgili duyduğu heyecan gözümün önünden gitmiyor. Yeni şeyler yapmak, dergiye dinamizm katmak için inanılmaz bir gayret gösteriyor ve bütün ekibi de harekete geçiriyordu. İyi bir gazeteciydi, işini son derece sahiplenen, iyi bir yöneticiydi. Genç yaşında akranlarına göre çok fazla yol katetmişti. Mekânı cennet olsun.Emrullah Öztürk

Emrullah Öztürk: “Henüz 22 yaşındaydı ama ‘bilgece’ bir duruşu vardı”

Faruk için söylenecek en güzel kelime "yazan adam" olmalı. Yazmak onun için bir eylem biçimiydi. Yazıyla yatar, yazıyla kalkardı ve belki de bu yüzden "yazıhane" adıyla bir web sitesi kurmuştu. Faruk'u tanıdığımda henüz 22 yaşındaydı ama "bilgece" bir duruşu vardı. Kısa ve öz konuşur, sağlam laflar eder, sen de kalakalırdın öyle. İşte yazılarla iç içe geçen hayatı ona kendini bilen, özgür bir kişilik kazandırmış olmalı ki çoğunlukla bildiğini okur, başkalarının laflarını takmazdı. Bizim çevrenin tepkisinden çekindiğimiz için normalde bırakamadığımız "top sakalı"nı o düğün günü bile kesmemişti.

Evlendiği için kendisine daha rahat ve yüksek maaşla belediyeden iş bulunduğu halde o yine yazıyı tercih etti ve daha önce editör olarak çalıştığı Gerçek Hayat dergisine 23 yaşında Yazı İşleri Müdürü oldu. Onun hayatı, ideal ve gerçeklik arasında kalan şu kısacık ömrümüzde tercihimizin ne yöndeZüleyha Sarı olması gerektiğine iyi bir örnek bence.

Züleyha Sarı: “Heyecanını ve enerjisini etrafına yansıtırdı”

Eminim ki, Faruk'u şu veya bu şekilde tanıyan herkes için onun ahbaplığı kıymetliydi. Bir şeyler anlatma, üretme gayretinde olan birisi için harika bir arkadaştı.  Kendi adıma onu en çok bu özellikleriyle andığımı söyleyebilirim.

Heyecanını ve enerjisini etrafına yansıtırdı. Futboldan hoşlanmayan birisi iken Beşiktaş'a duyduğum muhabbeti başka bir şeye bağlayamıyorum. Beşiktaş'ın aldığı her galibiyette aklımdan 'Faruk yaşasaydı sevinirdi' diye geçiriyorum.

Faruk YazarFaruk Yazar: “Faruk Yücel ilham ve heyecan verebilen iyi bir Müslümandı

Faruk Yücel son dönemlerinde bile bizimle okuma projeleri düşünen, Müslüman heyecanı ile içimizdeki bir dergi çıkartmalıyız arzusunu diri tutan  samimi bir dosttur. Bazı insanlar çevresindekilere ilham ve heyecan verir. Faruk Yücel ilham ve heyecan verebilen iyi bir Müslümandı.

Murat Zelan: “Sonra bütün bunların üzerine set çeken kelimeyle anılmaya başlandı: Kansermiş”

Gerçek Hayat’ı çıkarmaya karar verdiğimizde gencecik adamlardık. Sayımız iki elin parmaklarını geçmiyordu. 28 Şubat’ın yıkıcı, tahripkâr etkisini izale etmekti iddiamız. “Orduya Sadakat Şerefimizdir.” Bu söz, o günlerde, adeta namlu gibi doğrultulmuştu sivil halkın üzerine. Bu söze karşılık, “Gerçeğe Sadakat Şerefimizdir” diyorduk. Samimiyetimiz ve sözümüz en büyük gücümüzdü. Hakan Albayrak, o günlerde, bana, “samimiyetle çıkarılmış bir dergi her zaman güçlü bir rüzgâr estirir” demişti. Dediği gibi de oldu. Gerçek Hayat, 28 Şubat’taki post-modern darbeyle savrulan kesimlerin güçlü sesi haline dönüştü. 28 Şubat’ın soğuk duş etkisi büyük ölçüde sona erdi. Kurucu kadro olarak, amacımıza ulaşmıştık. Sonra, bayrağı devrettik.Murat Zelan

Günün birinde, bayrağı, Faruk Yücel devraldı. Bizim bıraktığımız yerden devam etme niyetindeydi. “…Büyüklerimizin ‘gerçeğe sadakat şerefimizdir’ sözünü yere düşürmeden, her hafta bu acayip dünya düzenini daha fazla nasıl ciddiye almadığımızı gösteririz diye kafa patlatıyoruz” diyordu. Faruk’la hiç tanışmadık. Dergilerde, internette imzasını görüyor, hakkında yazılanları okuyordum. Birkaç kelimeyle; müzisyenmiş, Beşiktaşlıymış, neşeliymiş, candanmış, hayat doluymuş. Sonra bütün bunların üzerine set çeken kelimeyle anılmaya başlandı: Kansermiş.

Ben, 2000 yılında Gerçek Hayat’ta Yazı İşleri Müdürü olarak başladığımda 26 yaşımdaydım. Faruk, 2009’da Gerçek Hayat’ta Yazı İşleri Müdürlüğü yaparken öldüğünde 26 yaşındaydı. Kader. Gök ekini biçmiş gibi gitti Faruk.

Hayatı boyunca durmadan kapıları çarpıp gitmiş bir adam, son olarak, dünyanın kapısını çarpıp gitmişti. Bu kez hiç dönmemek üzere. Allah mekânını cennet eylesin, rahmetini üzerinden eksik etmesin.

Merve Akbaş: “Ben burada, bıraktığınız yerdeyim”

Merve Akbaş“Faruk Yücel” veya “Faruk Abi” denildiğinde aklıma onlarca sahne geliyor. Mesela birinde Kabataş’ta, 8sutun’dayız. Ön salonda misafirlerle birlikte oturuyor Faruk Abi. Arka odadaki telefonu çalmaya başlıyor. Ben duyuyorum ama o duymuyor. “Abi telefon, abii, abiiii” diyorum, duyan yok. Bin nazla yanına gidip telefonu veriyorum. Teşekkür ediyor.

**

Fatih’te, Gerçek Hayat’tayız. Kullandığım masanın değiştirilmesi gerekiyor. Masanın bir ucundan Medine Abla tutuyor, bir ucundan Muhammet. Faruk Abi, yeni çıkmış hastaneden ama koşup geliyor içerden. Medine Abla kızıyor, “Sen neden geldin, geç otur.” diyor. Ama Faruk Abi oturmuyor.

**

Hava sıcak. Belki de Nisan ayındayız, hatırlamıyorum. Beni arabasıyla Beşiktaş’a bırakacak. Fatih’ten Kabataş’a dek hep kendisi konuşuyor. Anlatıyor. Benim ağzımı bıçak açmıyor. Ağzımı açıp bir şey söyleyemiyorum. Mesela, “yakışmıyor ki sana” diyemiyorum. Sonra hep, diyemediklerim için üzülüyorum.

**

2009 Mayısının son iki haftası. Faruk Abi’yle konuşmam lazım. Ona diyeceğim ki, “Abi ben ne yapayım?” Bulamıyorum onu. Herkes susuyor. İzmir’de çünkü. Haziran’da, geç de olsa geliyor, ama çok yorgun. Önce “ziyaret edelim” sonra “yormayalım” diyoruz. Akşamüstü oluyor. Akşam oluyor. Üsküdar’da, telefonuma bir mesaj geliyor.Yusuf Armağan

Yusuf Armağan: “'Yapabiliriz' kelimesinin bütün dillerdeki karşılığı gibiydi”

Bir defa cesurdu benim kardeşim. Cesareti bizleri de yüreklendirecek cinstendi üstelik. Sonra, hastalığının en dip anında bile gülen bir yüzü vardı kardeşimin. 'Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler' terkibindekine hem tavsiye eden hem tavsiye almasını bilen yönüyle örnek aldığımız bir kardeşimdi. 'Yapabiliriz' kelimesinin bütün dillerdeki karşılığı gibiydi. İmkânımızdı, geleceğimizdi...

Canı rahmet istedi; Allah rahmet eylesin...

 

Serkan Sevinç “cennette tanışma umuduyla” yaptı soruşturmayı

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2012, 16:31
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kadir amarat
Kadir amarat - 7 yıl Önce

Ben de Faruk'u yazihane aracılığıyla tanımıştım. ALLAH kendisinden razı olsun.

Ahmet
Ahmet - 7 yıl Önce

ne mutlu sana kardesim,, sevenlerin seni hiç unutmuyor, unutmayacakta.. sana olan özlem hergün dahada artıyor... bakalım ilk hangimiz kavuşacak sana ... Mekanın cennet olsun ...

emine t.
emine t. - 7 yıl Önce

pek çok güzel insanın, güzel bir insan olduğu üzerine ittifak ettiği birinin öyle olması kuvvetle muhtemeldir. insan kalabilmenin bile zor olduğu zamanımızda, güzel bir insan olabilmek hem de kısa bir zamanda bunu yapabilmek herkese nasip olmaz zannımca. nasip olana ne mutlu. Allah rahmet eylesin.

FURKAN ÖZKAN
FURKAN ÖZKAN - 7 yıl Önce

Merhumun kendisini ilk "Elin elimde olsun, kapı kapı dilenek..." sözüyle tanımıştım. Sonra yazihane.org ve sonra 3-5 çay.. keşke imkanımda varken daha fazla çay içseymişim onunla.. allah rahmet eylesin...

banner19

banner13