Kalp sağlığınız ne durumda?

"Muhasibî, tıpkı Gazalî’nin yaşadığı ve neticesinde tasavvufa yöneldiği gibi bir süreç yaşamış, kendisini ve yolunu en doğru ve en iyi şekliyle tasavvufta bulmuştur." Tuba Nur Kayapınar yazdı.

Kalp sağlığınız ne durumda?

İslâmî İlimler literatüründe Muhasibî ismiyle bilinen Ebu Abdillah el-Haris bin Esed el-Muhasibî el-Anezî (ö. 243/857), dönemin ilim merkezi olan Basra’da dünyaya gelmiştir. Kelam ilminin dört başı mamur bir ilim olmasından evvel Ehl-i Sünnet kelamının ilk kurucularından biri olarak bilinir. Babası zengin bir kimse olmasına rağmen Mutezile mezhebine olan intisabı dolayısıyla onunla anlaşamamış ve genç yaşta yanından ayrılmıştır.

Basra’nın ilim merkezi olması ve burada gerçekleşen yoğun ilmî faaliyetler Muhasibî’nin yetişmesinde önemli bir yere sahiptir. Ancak daha sonra doğduğu şehir Basra’yı terk ederek başka bir ilim havzası olan Bağdat’a göçmüştür.

Gençliğinde ehl-i hadis çevrelerinde çokça bulunmuş ve onlardan ilim tahsil etmiştir. Bunun yanında kelam, tasavvuf ve tefsir alanlarında da öne çıkmıştır. Bilhassa gençlik dönemlerinde şiddetli bir zühd ve takvaya sahip olduğu söylenmektedir. O kadar ki “nefsini çokça hesaba çeken” anlamında “Muhasibî” lakabı ona layık görülerek ismi hâline getirilmiştir.

Muhasibî’nin ömrünün büyük çoğunluğunu geçirdiği Bağdat’ta ehl-i hadis çevrelerinin güçlü bir nüfuza sahip olması, bir yandan -bilinen anlamıyla olmasa da- kelam faaliyeti yapan ve akılcı bir tarafı da bulunan Muhasibî’nin yeterince etki oluşturamamasına neden olmuştur. Bu yoğun nüfuz onu ve benzerlerini dönem şartlarında baskılamış, Muhasibî’nin akla ve araştırmaya önem vermesi sebebiyle de çokça tenkit edilmesine sebep olmuştur. Yine de Muhasibî, düşünme ve üretme faaliyetlerinden vazgeçmemiş ve Ehl-i Sünnet kelamının kurucu isimlerinden birisi olarak yerini almıştır.1

Velûd ve Zahid bir Müslüman

Muhasibî, tıpkı Gazalî’nin yaşadığı ve neticesinde tasavvufa yöneldiği gibi bir süreç yaşamış, kendisini ve yolunu en doğru ve en iyi şekliyle tasavvufta bulmuştur. Bu yönüyle onun en çok sufî olarak öne çıktığını söylemek gerekir. Zira o hem ilmî faaliyetleri bakımından hem de yaşantısı itibariyle bir sufî portresi çizmektedir. Eserlerinde de çokça atıfta bulunduğu zühd, takva, nefis terbiyesi, kalbin durumları gibi konular onun bu yönüne işaret etmektedir.

“Ri’âye li Hukukillah” eseri dilimize “Kalp Hayatı” ismiyle Prof. Dr. Abdulhâkim Yüce tarafından çevrilmiştir.

Muhasibî çok velûd bir şahsiyet olmasına rağmen kaynaklarda ismi çokça anılmamaktadır. Mütercimin verdiği bilgiye göre bu durumun sebebi, Muhasibî’nin yaşadığı dönemde bir yanda Mutezile diğer yanda ehl-i hadis gibi iki güçlü kanadın fikir sahasında hüküm sürmesi, Muhasibî’nin de hem akılcı hem de nakle sıkı sıkıya bağlı bir kimse olarak iki taraftan da kabul görmemesidir.2

Muhasibî eserlerinde genellikle nefis terbiyesi, insanın kendini hesaba çekmesi, insanın yaratıcısına karşı sorumlulukları, riya, fitne gibi konuları ele almıştır. er-Riaye adlı güzide eser de Müslümanlara nefislerini nasıl ve neden terbiye etmeleri gerektiğini, Allah’ın haklarının neler olduğunu, Allah’ın hakları yerine getirilirken neler yapılabileceğini açıklamakta; takva, tövbe, ihlas gibi kavramların altını özellikle çizmektedir.

Neden buradayım?

Kitabın isminin de ifade ettiği şekliyle Allah’ın haklarına riayet etmek Müslümanın birinci vazifesidir. Onun yaratılış gayesine uygun olarak Allah’ın emir ve yasaklarına uyması ve bunu ihlas içerisinde yapması gerekmektedir. Öyle ki Allah Teâlâ bu emir ve yasakları hatırlatmak için peygamberler göndererek insanlığa nimet ve lütufta bulunmuş, onlara insanlığın en doğru ve güzel hâlini yaşayan örneklerle göstermiştir. Efendimiz  bunun en mükemmel örneğidir. O’nun takip ettiği ve yürüdüğü yol, insanlık için en doğru yoldur.

Muhasibî “Allah’ın Haklarını Gözetmek” başlığı altında bunun nasıl gerçekleşeceğini belirtmiştir. Ona göre takva, tövbe, riyadan uzak durma, nefis terbiyesi Allah’ın hakkını gözetmenin yollarıdır. Kişi, Allah’tan korktuğu ölçüde O’nun hakkını teslim edebilir. Takvası havf ve reca arasında olmalıdır. Bir yönüyle Rabbinden çokça korkmalı ancak bu korkunun neticesinde sığınacağı ve ümit besleyeceği de yine Allah olmalıdır.

Eser içerisinde bulundurduğu alt başlıklarında bir müminin gündelik hayatında karşılaştığı durumlarda, sosyal ve ailevî işlerinde, ibadetlerinde, başkalarıyla muhatap olduğunda yahut kendi nefsiyle baş başa kaldığı vakitlerde hatırına gelenlerle nasıl muamelede bulunması gerektiği ve ruhunu nasıl terbiye edeceği öneklerle izah edilmektedir. Muhasibî bir yanda kalbi selim, aklıselim ve ruhu selim bir müminin gün içerisinde karşılaştığı zorluklarda kalbini nasıl kötülüklerden ve günahlardan koruyacağını açıklarken bir yandan da tövbe ederek ve pişmanlık duyarak Allah’a sığınmanın gerekliliğinden söz etmektedir.

Kaza geliyorum demez!

Müellif eserinde insanların çokça karşılaştığı riya afetine de bir bölüm ayırmış, bununla -Allahu a’lem- kulun Allah’ın haklarına riayet edip farzları ve vacipleri yerine getirirken kapıldığı ucub duygusuna vurgu yapmak istemiştir. Çünkü nefis, görünmek ve göstermek ister. Bunun karşılığında konuşulmak ister. Kulların ibadetleri hususunda “mış gibi” yapma ve gösterişe kapılma gafletine düşmesinden korkan ve bu tehlikeden onları kurtarmak isteyen Muhasibî, bu tehlikeye yol açan sebepleri çözümleriyle ortaya koymaya çalışmıştır.

Kul amelini yalnızca Allah rızasını gözeterek yapmalı, niyetini doğru ve bilinçli bir biçimde belirlemelidir. Niyet, amele riya karışmaması açısından oldukça önemlidir. Zira kul amelinde Allah rızasını tam bir bilinçle gözetmediği durumda zaaf göstermiş ve amelinin ihlasını kaçırmış olur. Muhasibî, insanın nefsine hoş gelen ve şeytanın da cazip gösterdiği bu gibi durumlar için riyanın mahiyetini detaylı anlatmış, akla gelebilecek sorulara cevaplar vermiş ve kalbini riyadan korumak isteyen bir kimsenin yapması gerekenleri ortaya koymuştur.

Eseri bugün bizler için önemli kılan husus, “kul olma” hâlini unutup evrenin merkezine kendini yerleştirdiği bir kimlik inşa etme çabası içerisinde olan günümüz insanlarına asıl yerlerini hatırlatacak, yapılması gerekenleri hakkıyla yerine getirmek isteyenlere yol gösterecek bir başucu kitabı ve kılavuz vazifesi görecek olmasıdır. Eseri incelikli kılan noktalardan bir diğeri ise insan olmanın getirdiği zafiyetlerin doğru tespit edilmiş olması ve birçoğumuzun içinde bulunmasına rağmen farkında olmadığı hataları gün yüzüne çıkarıp nefsi terbiye edici yollar sunmasıdır. İnsanoğlu en çok kendine yenilmektedir. Bu paradokstan çıkmanın yolunu bizlere hatırlatan bu kıymetli eser, her Müslümanın kütüphanesinde sıklıkla müracaat edeceği bir eser olarak yerini almalıdır.

Tuba Nur Kayapınar

Kaynakça:

1  Zafer Erginli, “Muhasibî”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 31, s. 13, 2006

2 Muhasibî, er-Riâye, çev. Abdulhâkim Yüce, Işık Yayınları, İstanbul, 2004

Yayın Tarihi: 02 Ocak 2022 Pazar 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner26