banner17

Kalbimizi, aklımızı yola koşturan söz ustaları!

Mustafa Nezihi birer cümleyle sevdiği arifler, alimler, yazarlar ve şairleri anlattı. Geceleyin başlayan bir kalb koşusu şeklinde...

Kalbimizi, aklımızı yola koşturan söz ustaları!

 

Gözlüksüz daha zayıf görüyorum kendimi’ dediğimde başladı bu yolculuk. İnsanın bu dünyadaki acziyetidir kasdettiğim öncelikli olarak. Böylece arayışım sürerken, Allah’ın önüme çıkardığı eski ve yeni yazarlarımı, şairlerimi, sevdiklerimi sıralamaya başladım. Her birinden, o an içe doğan bir cümleyle, bahsettim. İstisnalar oldu. Aslında hepsi müstesna güzeller olduğu halde, bir kaçı siyak-sibak gereği veya soru cevap şeklinde gerçekleşen bir mükaleme sonucu, bir cümleyi aşan bir tarzda yer buldular burda. Yakın tarihten uzak tarihe gittim genelde. Fakat gene de zorunlu bir sıralama yok. Çünkü bu bir hasbihal sayılır. Bir ifşa da diyebilirim. Ya da muhabbet izharı… Haydi bismillah!

Güray Süngü'ye muhabbetim, okulumuzun kütüphanesinde, gençlerle yaptığı sohbet esnasında, daha da ziyadeleşti.

Ahmet Murat, Yedihilal'de Necip Fazıl'ın Arvasi hazretlerine bağlanışını anlatırkan; müthiş bir coşkunlukla dinlemiştim kendisini.

Ömer Faruk Dönmez'in tevazusunu, samimiyetini ve bütün kitaplarını acaip seviyorum.

Yusuf Kaplan Ağabey'in Fütuhat-ı Medeniyye külliyatını günyüzüne çıkarmamasından korkuyorum. (Yazmış mı ağabey? diye sordu Şamil kardeşim. Dedim: Yazmış Şamil dost. Kamil olsun istiyor. Allah Allah... Kaç cilt aceb abi? diye sordu bir daha. ‘Hz. Musa, asa'sıyla kayaya vurduğunda fışkıran su kaynağı adedince’ oldu cevabım. )

Hakan Arslanbenzer'in 'çok üzgün' olmasını, durmaksızın yazmasını, tesbitlerinin keskinliğini ve doğruluğunu seviyorum.

Hasan Aycın Ağabey çizip yazdıkça, la ilahe illallah diyorum kalbimle.

William Chittick'in Kosmos'taki Tek Hakikat kitabını okumuş olmaktan mesrurum.

Sezai Karakoç okumamış olsaydım Müslümanları bu kadar sevemezdim.

İsmet Özel yalçın bir dağdır. (Erzurum’dan bir arkadaş şöyle ses verdi bu tesbitime: Yalçın diyebilmemiz için bayağı bir silkelenmiş, aşınmış ve toprak kaybetmiş, kayalıklarıyla üstte kalmış olması gerekir. Bu tanım İsmet Kaptan'a uyuyor mu? Evet, diyebiliriz… )

Ayşe Şasa'yı okumamış Müslüman kadın ve erkekler çok şey kaybederler zannımca.

Cemil Meriç, gençliğimin ve sonrasının en iyi savaşçılarındandır.

Nihat Genç'in ilk kitaplarını okurken karanlığımla savaşıyordum.

'Dar Kapı'dan geçmeye çalışırken Darkavi'nin mektupları imdadıma yetişiyordu.

Fethi Gemuhluoğlu bizim neyimiz olur? diye sordu bir dost. Cevabım şu oldu:

Ağabeyimiz, fedakarlığımız, dostumuz, Ankara'daki İstanbulumuz.

Mısır, İskenderiye, Afrika, Gelin Tacı, Hikemler olmasaydı salınıp duracaktım varoluşçuların 'absürd ve korkulu' aleminde.

Rasim Özdenören öyle bir akıldır ki; daima o 'büyük kalb'le çalışır.

Risale-i Nur'lar, çocukluğumdan itibaren canıma en önemli azık olmuşlardır.

Nureddin Topçu'dan Varolmak'ı okumasaydım, muhtemelen kuytu köşelerde yorgunluk ve bezginlikle daha fazla bekleyip dururdum.

"Sebeb Ey" diyen Erdem Bayazıt'ın büyük şiirini unutmadım.

Zarifoğlu sayesinde evimizin önünden akan ırmak somutlaştı ve ben orada yıkandım.

Osman Sarı, Arif Ay, Akif İnan… zor günlerimin benzer direnişçileri.

Nuri Pakdil'in kelimeleriyle İstanbul'dan Kudüs'e yürüyüş sürüyor. (Bir kardeşim Pakdil Usta’nın şu an İstanbul’da olduğunu haber verdi.)

Cihan Aktaş'ı okumak, yedi kız kardeşi olan ve üstelik büyükşehirde kendini yabancı hisseden biri için, hep önemli olmuştur.

Geceleyin başlayan bu hal, ertesi sabaha dek sürdü ve şimdilik son buldu. İnşallah başka yazar ve şairlerimden, çeşitli bahanelerle bahsetmeye devam ederim.



Mustafa Nezihi haydi bismillah dedi

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2014, 13:55
YORUM EKLE
banner8

banner20