Kainatla birlikte her dem duada idi Bediüzzaman Said Nursi

“Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır” sırrına mazhar olduğu aşikar olan Said Nursi Hazretleri’nin Dua Risalesi okuyana çok tefekkür meyveleri nasip olabilir. Mustafa Körkün Tarhanacı yazdı.

Kainatla birlikte her dem duada idi Bediüzzaman Said Nursi

Said Nursi Anadolu’nun tefekkür öğretmeni. 1878 Bitlis doğumlu, 1960 Urfa ölümlü. Çok güçlü olan hafızası sayesinde yaşadığı dönemde “Bediüzzaman” olarak anıldı. Hayatı tamamen İslam uğruna adanmış bir mücadeleden ibaret. Medresetüzzehra adlı bir projesi vardı: Van’da hem modern ilimlerin hem de dini ilimlerin öğretileceği bir okul, çok uğraştı ama hayata geçiremedi. Meşrutiyeti savunduğunu biliyoruz. Talebeleriyle birlikte I. Dünya Savaşı’na katıldı, Van-Bitlis-Muş savunmasında üç - dört bin kişilik gönüllü ordusunu yönetti, Pasinler Cephesinde İşaratü’l-İ’caz adlı tefsirini yazdı. Yaralandı ve Ruslara esir düştü. 1918’de esaretten kurtulup İstanbul’a döndü.

1923 itibariyle siyasi meşguliyetleri bir yana bırakarak kendisini ilim yoluyla talebe yetiştirerek toplumu dönüştürmeye adadı. Güya Şeyh Said isyanı ile ilişkilendirilip 1925’te Burdur’a sürüldü. Ondan sonra 1950’lere kadar Barla, Isparta, Eskişehir, Kastamonu, Denizli, Emirdağ, Afyon arasında sürgünler, mahkemeler ve hapis dönemi yaşadı. Bu süreçte Risale-i Nur külliyatını tamamladı. Talebelerinin Risale-i Nurları elle yazıp dağıtma çabaları özellikle Barla’da bir ıslah hareketine dönüştü. 1960 Mart ayında Urfa’da ağır hastalık sebebiyle vefat etti. Eserleri ve talebelerinin talebeleri vasıtasıyla Türkiye’de ve dünyada hala İslami düşünce ve hareket üzerindeki etkisini sürdürüyor. Bana göre Anadolu’da yaşayıp Risale-i Nur’dan bir parça nasiplenmeyen kişi güzide bir nimetten mahrum kalmıştır. Allah gani gani rahmet eylesin.    

   

Her dem duada, canlı bir kainat

Dua Risalesi, Üstad’ın şu eserlerin içinden dua ile ilgili kısımların derlenmesi ile ortaya çıkmış bir kitap: Mektubat, Sözler, Lem’alar, Şualar, Mesnevî-i Nuriye, Emirdağ Lahikası, Barla Lahikası, Kastamonu Lahikası. Bu sebeple birçok risaleyi ziyaret ediyorsunuz, bereketli oluyor.

“Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır” sırrına mazhar olduğu aşikar olan Said Nursi Hazretleri’nin bu risalesini okuyana çok tefekkür meyveleri nasip olabilir.

Said Nursi her dem dua ile meşgul, canlı bir kainat tasvir ediyor. Toprak, su, ışık, canlı, cansız tüm varlıklar ihtiyaçları, kabiliyetleri, fiili veya kavli yönelişleri ile dergah-ı İlahi’ye dualarını sunarlar.  Fatır-ı Hakim tüm dualara en hikmetli cevaplar ile mutlaka bir karşılık verir. Seyyid Kutub İhlas Suresi’ni tefsir ederken (Fi Zilal’il Kur’an) tevhidle buluşan kalbin tüm varlıklarla sevgi, dostluk ve merhamet üzere bir ilişki geliştirdiğini çok güzel anlatır. O edebî tasvirler bir an göz önüne geliyor.

Dualar ibadettir, neticesi uhrevi

Furkan 77: “Eğer duanız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?”

Mü’minun 60: “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size cevap vereyim.”

Yukardaki ayetlerin manaları Said Nursi’nin dua ile ilgili düşüncelerinin temelini oluşturur. Dualar neticeler için değil bir ibadet maksadı ve ibadet vakti olarak değerlendirilmelidir. Bu yüzden kabul olunmayan dua yoktur, henüz dua ibadetinin vakti bitmemiştir. Duada temel beklentimiz de uhrevidir, üstelik en hızlı faydası tefekkürdür, imanın kuvvetlenmesi, bakışın derinleşmesidir. Nitekim hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir (23. Söz, Sözler). Zaten dualar bu dünyada veya ahir ömürde talebin aynısı veya daha iyisi ile karşılık bulur.

Bediüzzaman sebeplerin varlıklar aleminde bir perde olduğunu, sonuçların perde arkasında Cenab-ı Hakk’ın takdiri ile gerçekleştiğini anlatır. Hz. Yunus (as) Ninova’dan çıkmış, sehven daveti yarım bırakmıştır. Fırtınalı bir gecede denize atılmış, balığın karnında tüm ümitler adeta kesilmiş ve belki yapılmış en büyük münâcata durmuştur. Sebeplerin tesiri olmadığını, gerçekte sebeplerin sahibinden başka bir sığınak da bulunmadığını ayne’l-yakîn görmüştür. Sırr-ı ehadiyet ve nur-u tevhid içinde gece, deniz ve balık lütf-u Rabbani ile ittifak etmiş, kendisini selamet içinde sahile ulaştırmıştır. Böylece duası cümlemize zikir olmuştur. 

Üstad kainat ve Kur’an-ı Kerim ayetleri üzerindeki tefekkürünü bazen hikayelerle anlatır. “Bismillah” lafzının önemini Arap çöllerinde seyahate çıkan iki adam üzerinden anlatır mesela. Geleneğe uygun şekilde bir kabile reisinin ismiyle gezen adam her uğrakta hürmet görürken diğer mağrur arkadaşı belalarla imtihan olur. Yine dağın taşın sürekli “Bismillah” dediğinden bahseder ve Allah’ın adıyla yaşamaktan gafil kalmamamız gerektiğini vurgular.

Nursi’ye göre acz duanın madenidir, insanoğlu çok zayıf yaratılmıştır, ama Rahman-ı Rahim’in yeryüzündeki aziz misafiri olarak duası kabul olduğunda Halık-ı Zülcelal’in gücünün yetmediği bir şey yoktur. İnsanın elde ettiği her nimet acziyet içinde yaptığı dualarına (kavli ve fiili) Allah’ın ihsanla karşılık vermesi ile meydana gelir, insanın yapıp ettiği bir şey yoktur. Aynen bu şekilde Said Nursi, Risale-i Nur’dan hissesinin övünme değil belki sadece şükür olabileceğini söyler. Kendisinin bir çekirdek gibi çürümesi sonucu acz ve ihtiyaç içinde yapılan samimi dualar neticesinde kendisine Risale-i Nur’un Allah tarafından nasip edildiğini anlatır. Bu bakış sebebi ile kitap ve belki külliyat boyunca Risale-i Nur’dan sanki kendi yazmamış gibi bahseder, kendine pay çıkarmaz.  

Ayrıca insanoğlu Allah’ın lütfu, ihsanı karşısında yeterince şükredemez! Bunun için Fatiha suresinde geçtiği gibi tüm mahlukatla birlikte ibadete ve duaya durur (Yalnız sana kulluk eder yalnız senden yardım dileriz). Ettahiyyatü’de yine tüm mahlukatın kulluk ve övgülerini aciz bir abid olarak kendi adına bir hediye gibi Rabb’ül Alemin’e sunar. Tüm kainatın tesbihatları ile tesbihini birleştirir, tüm zerreler ve terkipleri adedince de salavat getirir… 

Dua ve tefekkür

Dua risalesini okuyup alacağımız en büyük fayda dualarımızı tüm samimiyetimizle ve aşk ile arttırmak, arttırmak, arttırmak olacaktır. Bu dünyada ve ahirette ümmetin ve insanlığın ihtiyacı ve ilgi alanı o kadar çoktur ve insanoğlu o kadar acizdir ki tüm fiili dualarımızın ve takva çabamızın önüne, arkasına ve yanına dualarımızı koymalı ve adeta yürüyen bir duaya dönüşmek durumundayız.      

Said Nursi makbul dua için mübarek zaman ve zemini kollamak gerektiğini belirtir ve bilhassa şu sıralamayı tavsiye eder: İstiğfar, salavat-ı şerife, dua, sonra yine salavat-ı şerife.

Bir menkıbede büyük bir zatın eşi konuşmasında şiddetli maişet ihtiyaçlarından söz açar. Yanlarında beliren bir altın tuğlanın gelişini karı koca hızlıca değerlendirip cennet nimetlerinden olduğunu anlayınca ebedi nimetlerinden eksiltmemek için yerine gitmesi için dua ederler ve keşfen tuğlanın gidişine şahit olurlar. Altın tuğlanın gelişi ve gidişi başımızı ellerimizin arasına almamıza vesile olur/olmalı…   

Kalb-i selimin yolu hakkı ve hakikati düşünüp anlamaktan geçiyor. Risale-i Nur’un birçok basımında sayfaların altında bir lügatçe olur, böylece bilinmeyen kelimelerin anlamlarına bakıp mevzuyu kavramak mümkün olur. Oldum olası o sözlüğü çok severim.  

Tefekkür edilmiş dualar daha güzel etkiler bırakır ve tefekküre de vesile olur, kabule bir miktar daha yakındır. Bunu Hz. Peygamber’in (as) dualarında, evliyanın dualarında görmek mümkündür. O yüzden onların dualarını dua edinmek, kopyalamak, kendi halimize uyarlamak çok hayırlı olur.

Üstad kitapta 1926-1934 arasında sürgün edildiği Isparta-Barla’daki devlet yetkililerine (emniyet, adliye, zabıta vs) selam ve dualarını gönderir (aşırı baskı ve zulüm görmediğindendir). Isparta ki “gül fabrikası, nur fabrikası, nur kahramanları, nur dershanesi” ifadeleriyle Said Nursi’nin büyük önem atfettiği bir yerdir. Yeni Said’in (2. Said) ilk dönemi diyebileceğimiz yıllar, Risale-i Nurların ve Risale-i Nur Hareketi’nin neşvünema bulduğu beldedir.

Bediüzzaman Kur’an-ı Kerim’in “tekrar ile kuvvetlendirilen dua, zikir, hikmet, emir, davet ve şeriat kitabı” olduğunu söyler. Kitabullah bu sebeple sık sık tekrarlar içermesine rağmen hiç sıkılmadan sürekli okunan bir kitaptır. Cevşen-ül Kebir’i, Hz. Peygamber’in bazı dualarını (as) ve en son salavat-ı şerifenin hikmetlerini anlatması ile risale son bulur:  

“Acaba dünya gibi büyük, karanlık, vahşet dolu bir haneye birisi gafletle girse ne kadar dehşete kapılır, telaş ve korku duyar? Sonra oraya cana yakın, sevgili, değerli bir elçi gelse de her yeri aydınlatarak hane sahibi Malik-i Rahim-i Kerim’i anlatıp tanıtsa korku içinde bulunan kişiyi nasıl büyük bir sevinç, huzur, ferahlık ve neşe kaplar. Bu kıyasla Hz. Peygamber-i Zişan’a yapılan sayısız salavatın manası ve hikmeti anlaşılmış olur.”   

Risaleyi tefekkür ederek okumak fayda sağlar. Hızlı bir okumada hemen akla geliveren manalar yetersiz kalabilir, üzerinde fikir kazısına girişmek başka manaları ortaya çıkarır ve doğru yönteme alıştırır...

Mustafa Körkün Tarhanacı

Güncelleme Tarihi: 22 Haziran 2020, 14:29
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26