Kadeş Rezaleti büyük bir utançtı

Yazar Metin Hasırcı Bey Davutpaşa Camii’nde Çanakkale Zaferi’ni anlattı. 18 Mart 1962 yılında yaşanan rezalet de gündeme geldi.

Kadeş Rezaleti büyük bir utançtı

 

Kısa bir süre önce mübaşirlikten müezzinliğe terfi eden arkadaşımız İbrahim Çoban Bey’in davetiyle Çanakkale Zaferi’nin sene-yi devriyesi vesilesiyle yapılan programa katılmak amacıyla Cerrahpaşa’daki Davutpaşa Camii’ne gittim. İbrahim Çoban Bey camiinin imam hatibi Kemal Albayrak Hoca ile birlikte güzel bir program hazırlamıştı. İnşallah bundan sonra da Davutpaşa Camiinin faaliyetleri devam edecek.

“Cami merkezli bir hayat” anlayışının yaygınlaşması için caminin bir cazibe ve bir çekim merkezi olması gerekiyor. Bu yönde gayret eden imamlarımız ve müezzinlerimiz bizim için çok önemli. Bu nedenle camiye insanları çeken her türlü faaliyeti önemsiyoruz.Metin Hasırcı

Çanakkale şehitlerimiz anıldı

Tarihî Davutpaşa Camii’nde yapılan programda araştırmacı yazar Metin Hasırcı Bey cemaate Çanakkale Zaferi’nin manevi boyutunu anlattı. Sonrasında Çanakkale şehitlerimiz için toplu dua edildi. Duadan sonra cemaate caminin diğer odalarında kurulmuş düzenli sofralarda yemek ikram edildi.

Metin Hasırcı Bey’in anlattıklarını daha önceden duymuştuk fakat bu konuşmada “Kadeş Rezaleti” diye bilinen bir vakıadan yeni haberimiz oldu ki bu bizim için ibretlikti. Yazar Metin Hasırcı Bey konuşmasında şu hususlara değindi:

Savaşa neden girdik?

Birinci Dünya Savaşı’na giren Osmanlı bu savaşı kaybetmişti ama bu savaşın Çanakkale cephesinde ise bir savaş kazanılmıştı. Bu savaşın ne kadar hayati bir savaş olduğunu hepiniz biliyorsunuz. İlk olarak neden Birinci Dünya Savaşı’na girdiğimiz üzerinde durmak istiyorum.

Sultan Abdülhamit zamanında gösterilen başarılar, Avrupa’yı, Hristiyan âlemini, papalığı ve siyonizmi delirtti. Dediler ki bunlara son bir hamle yapalım ve bunları yok edelim. Bizi Almanya’ya yaklaştırdılar. Bakın nasıl yaklaştırdılar? Devlet, memuruna ve askerine maaş veremeyecek duruma getirilmişti. Borç alabilmek için Avrupa’ya çeşitli devlet adamlarımızı gönderdik. Hiçbir yerden borç alamadık. Fransa’dan dahi alamadık. Oysa Kanuni’den bu yana Osmanlı Fransa ile daima iyi geçinmiş, onlara kolaylıklar göstermişti.

Borç alan buyruk alır

Said Halim Paşa boğazdaki yalısında kabineyi topladı. Maliye Bakanı Sabatayist dönme Cavit Bey, ordu da dâhil olmak üzere bu ay kimseye maaş olmadığını söyledi. Enver Paşa, “Askerimiz maaşsız geçinemez, para bulmalıyız” dedi. Daha sonra Enver Paşa Alman büyükelçisini aradı. Almanya bu görüşmelerden sonra 10 milyon mark borç vermeyi kabul etti. Para Alman bankasından çekildi ve kullanıldı. Burada size; “Borç alan, buyruk alır” sözünü hatırlatmak istiyorum. Bu gelişme bizim Almanya ile savaşa girmemize zemin hazırlayan bir gelişme olmuştu.

Daha sonra Alman büyükelçisi Osmanlı’dan Yavuz ve Midilli gemileri ile Karadeniz’e çıkmasını ve bir güç gösterisi yaparak Rusları korkutmasını rica etti. Kısa bir süre önce borç alındığı için bu teklife sıcak bakıldı. Bu iki gemi Alman mürettebatı ile birlikte tam bir ajan provokatör edasıyla Sivastopol limanlarını bombaladı. Bu olay da bizim Birinci Dünya Savaşı’na girmemize vesile oldu. Aslında Osmanlı’nın Almanya ile savaşa girmesine birileri karar vermişti. Ama bir bahaneye ihtiyaç vardı. Bu bahanede bu iki geminin icraatları olmuş oldu.

Metin HasırcıResulullah Çanakkale’deydi

Çanakkale’de Allah’ın özel görevli meleklerinin yardım ettiğine dair birçok kimsenin şahitlikleri bulunmaktadır. Hatta Resulullah da Çanakkale’de yardıma gitmiştir. Medine’deki bir türbedar Hindistanlı bir âlimin Resulullah’ıın kabrini ziyaret ettiğine şahit oluyor. O âlim zatın: “Neredesin ya Resulullah?” dediğini işitince adama neden böyle dediğini soruyor. Âlim zat; “Müşahede ettim ki, Resulallah makamında değil… Benim kalp gözüm mü körelmiş? Resulullah’ın varlığını neden hissedemiyorum? Hangi hatam, hangi günahım onunla olmaya, onunla dolmaya engeldir?“ Türbedar bu âlim zatın anlattıklarını çok düşünüyor o gün. Gece rüyasında Resulullah’ı görüyor. Ona diyor ki: “Ben şimdi Medine’mde değilim, Çanakkale’deyim. Zor durumdaki evlatlarımı yalnız bırakmaya gönlüm razı olmadı. Şimdi onlara yardım ediyorum.”

Kayıp tabur nerede?

İngilizler içlerindeki asilleri kolay kolay savaşa sokmazlar. Ama Çanakkale savaşında seçkin ailelerin çocuklarından oluşan bir tabur oluşturdular. Bu taburun ismi Norfolk Taburu idi... 250 kadar askerden oluşan bu tabur Çanakkale’deki tepelerden birisi olan 60. tepeye yerleştiler. Somun şeklinde bir bulut geldi, o taburu alıp götürdü. Buna şahit Yeni Zelandalı askerlerin beyanatları bu şekilde… Daha sonra bu tabur bir daha bulunamadı. İngilizler bunu bizden istediler, ama kimse bu tabura ne olduğunu bilmiyordu.

Arapkirli Cevat Paşa'nın rüyası

Burada bir de orduda yapılan tensikat ve rütbe indirilmesinden bahsetmemiz gerekiyor. Mesela tümgenerallikten, albaylık rütbesine indirilmiş Arapkirli Cevat Paşa'nın, korgenerallikten tuğgeneralliğe tenzil olmuş Esat ve Vehbi Paşa’nın çok büyük kahramanlıkları oldu. Onlar bu hali hiç problem etmeyip vazifelerini yapmaktan başka hiçbir şeye kafa yormadılar. Çünkü onların niyetleri halisti, Allah rızasını düşünüyorlardı. Bu paşaları da rahmetle anıyoruz.

Arapkirli Cevat Paşa bu savaş esnasında bir rüya görür. Resulullah Efendimiz ona mayınların nasıl dizilmesi gerektiği konusunda rüyasında talimat vermiştir. Hakikaten de Cevat Paşa bu talimata uyar. Mayın tarama gemileri bu mayınları tespit edemedikleri için düşman ağır bir zayiata uğramıştır.

Kadeş Rezaleti

18 Mart 1962 senesinde Çanakkale’ye bir vapur gezisi düzenlendi. Bu geziye beş yüzü bayan olmak üzere iki binin üzerinde üniversite talebesi katıldı. Daha vapur Sarayburnu’nu dönmeden şişeler patlatılmaya, içkiler içilmeye başlandı. Peşrevler semailer derken herkes birbirine girdi. Ve şehit evlatlarını ziyarete giden bu gemide birçok ahlaksızlıklar yapıldı. Bu “Kadeş rezaleti” diye anılan bir vakıadır, yaşı altmışın üzerinde olanlar hatırlayacaklardır.

O ahlaksız geziden bir yıl sonra MTTB, o insanlığa yakışmayan gezinin utancını hissederek duruma el koydu. MTTB, Çanakkale gezisini organize etmek için yetkili mercilere başvurdu ve bu isteği kabul edildi. O zaman MTTB’nin inzibat kurulu başkanı Osman Yumakoğulları idi. O ve arkadaşları muhteşem bir düzen ve intizam içinde binlerce dualar ve binlerce aminlerle bu geziyi düzenlediler. Bu İslamcı gençliğin çok büyük bir başarısıydı.

 

Aydın Başar aktardı

Güncelleme Tarihi: 22 Mart 2012, 09:08
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
fatih
fatih - 7 yıl Önce

Hocam hep böyle aktif olalım inşallah. Çok güzel bak bende okuyarak katılmış oldum. Emeği geçenlerin eline sağlık.

banner19

banner13