Kabına Sığmayan Bir Hoca

Türklerin yazıyla buluştukları devirlerden başlayarak, 20. y.y. bahislerine kadar, biz Mustafa Koç'un derslerinde tarihsel seyahatler yaptık. Bir kelimenin peşinde koca dersi bitirdik.

Kabına Sığmayan Bir Hoca

Edebiyat okumak için ne yapıp edip İstanbul'da kalmaya çalıştığım günlerdi. Türk Dili ve Edebiyatı'nın nedense İstanbul'dan başka yerde okunmasının yetersiz olacağını düşünenlerdendim. Bunun için, üniversiteye hazırlık sürecinde, bu şehirde hangi okulun kapısını çalsam diye düşünürken, şuan eğitim gördüğüm üniversitenin adı (Fatih Ün.) atıldı ortaya. Orada Prof. Dr. Cihan Okuyucu'ya gidecek, tanışacak, okul hakkında bilgi alacak ve sonra ne yapmam gerektiğine karar verecektim.

 

Büyük bir heyecanla, yüz yüze sohbet etmeden önce, hem dergilerde hem de TV'den tanıdığım Cihan Okuyucu'yla tanışmak için yola koyuldum. Fen-Edebiyat Fakültesi'nin koridorunda bu baştan ayağa incelik ve beyefendilik timsali hocayı gördüm. Adımı söyledim, daha önce yaptığımız telefon konuşmasını hatırlatıp kendimi tanıttım. Odasına buyur etti. Üniversite yıllarına gelene kadar neler yaptığımı, neden bu bölümde okumak istediğimi, hedeflerimi hararetle anlatırken, odaya uzun boylu, uzun saçlı, elinde kırmızı ciltli kalınca bir kitap olan bir adam girdi. Cihan Bey'e elindeki kitabı takdîm etti, karşımdaki koltuğa oturdu. Ben, Cihan Okuyucu'yla az önceki sohbetimizi sürdürürken, bu uzunca adam, başını sallayıp, "Hımm, bu çocukta iş var, aferin." yollu söz ve mimiklerde bulunuyordu. Oysa ben, bu tavırlardan oldukça muzdarip, "Kim acaba bu adam, nerde çıktı geldi." deyip duruyordum. Neyse çok uzun sürmedi bu durum. Cihan Bey'e Divan Edebiyatı Estetiği adını verdiği, benim için Türkoloji eğitiminin arefesinde okumaktan büyük haz duyduğum kitabını imzalatarak odadan çıktım. Cihan Bey'le konuştuklarımızı düşünürken, bir taraftan da bu tanımadığım adamın tavırlarına canım sıkılmıştı.

 

 

 

Ömür Ceylan ile

Ertesi gün, bir başka üniversitede, Doç. Dr. Ömür Ceylan'ı görmem gerekiyordu. Randevu aldım, odasında ziyarete gittim. Tam mâlum konular etrafında konuşuyorduk ki, dün Cihan Bey'in odasına giren zât-ı muhterem, bugün yine buradaydı ve elinde yine o kalınca kitap vardı. Ömür Ceylan'a kitabı takdîm etti, geçti karşıma oturdu. Muhtemel ki beni hatırlamadı, çünkü dünkü serbest tavırlarını bugün, benim konuşmalarımın ardından tekrar ediyordu. O beni hatırlamadı, ama ben onu hiç unutmadım. Velhasıl, aradan uzunca bir süre geçti, ben Cihan Bey'in görev yaptığı üniversitenin Türkoloji bölümünü kazandım. Bu geçen sürede, en az on kişiye, bu meçhul adamdan bahsetmişimdir. "Aman Tanrım, kimdi o adam?" diye.

 

Osmanlıca Hocam!

Derslere başladık. Osmanlı Türkçesi dersi yazıyor, programda. Acemi sürüsü bir sınıf olarak kapıdan girenin Osmanlıca hocamız olacağını biliyoruz. Acaba nasıl biri diye içimden geçirirken amfinin bize göre sol taraftaki kapısından bu peşimi bırakmayan adam girdi: Mustafa Koç! Varın siz düşünün içimden geçenleri.

 

Her şeyin farkındaydım. Yolun ne kadar başında olduğumu, üniversitenin ne olduğunu, bu bölümden beklentilerimi, sosyal bilimler alanında bu sahanın önemini biliyordum. Bize iki satır öğretmek için, karşımdaki hocaların hangi sıraları eskittiklerini de az çok biliyordum. Mustafa Koç"un, benim bu düşüncelerime ne kadar karşılık geldiğini gün geçtikçe farkettim. Hani hep anlatılır, "Üniversitede hocalara hayran hayran bakan tiplerden olmadım ben. Sordum, kurcaladım." diyen egosu yüksek kişilerden değilim ben. Mustafa Koç'un kim olduğunu öğrendikçe, bir talebenin hocasına yaklaşımındaki tavırlarının ne olması gerektiği sıkıca müşahede ettim. Şimdiye kadar, derslerini bir öğrenci zorunluluğuyla değil, derslerde anlattığı konuların ilerde bana ne kadar büyük yollar açacağını bile bile takip ettim.

 

Kültürel tarihsel seyahatler!

Türklerin yazıyla buluştukları devirlerden başlayarak, 20. y.y. bahislerine kadar, biz Mustafa Koç'un derslerinde tarihsel seyahatler yaptık. Bir kelimenin peşinde koca dersi bitirdik. Kültür mirasımızın nasıl kullanılması gerektiği hakkında uzun konuşmalar dinledik. En çok da, kültür tarihinin dokunulamaz isim ve olaylarından bazılarının ne kadar temelsiz olduğunu öğrendik. Diğerlerini bilmem ama, bir hoca olarak benim üzerimde Mustafa Koç'un hakkı vardır. Ufku açık, düşünmeyi, araştırmayı, dil bilmenin önemini, Osmanlı Türkçesi, Harezm sahası eserlerinin okunmasından alınan hazzı ondan işittik. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nin, Yunus Emre Külliyatı'nın orijinal harflerle basılmış hallerini bugün kitaplığıma koymuşsam onun sayesindedir.

 

Mustafa Koç, derslerinde öğrencilerine açtığı okumalarını, zaman zaman hazırladığı kitaplarla, geçmiş eserlerimize meraklı okurlara da gösteriyor. Onun hazırladığı eserlerin sadece adlarını vermekle yetineceğim. Hocanın kitapları hakkında görüş belirtme arsızlığına gitmem. Bir talebesi olarak, odasında içtiğimiz çayların, duvarına astığı "Ya Hazreti Gülşenî" yazan Arap harfli hattın, orta yerdeki bambu sandalyenin, çiçeklerin ve alttan çalan Türk musıki parçalarının hatrına, üzerimizdeki hakkı hatrına

kendisine şükranlarımı sunuyorum.

 

Eserleri

Bâleybelen: Hocanın tanışmadan önce elinde tuttuğu kitap buydu. Baleybelen 16 yy'da Muhyi-i Gülşeni tarafından hazırlanmıştır. Mustafa Hoca bu kitabı 2006 yazında, Klasik yayımladı.

 

Ahlâk-ı Alâî: 16. yy.'a aitr bir eser. Kınalızade Ali Çelebi müellifi. Osmanlı sahasında yazılmış önemli ahlak kitaplarından. Bu da Klasik'ten çıktı.

 

Persenk: Feraizcizade Mehmed Şakir müellifi. Türkçe'nin önemli gramer kitaplarından biridir. Kale Yayınları tarafından okura sunuldu.

 

Aşçı Dedenin Hatıraları: Eyüp Tanrıverdi ile hazırladıkları bu eser 4 ciltten oluşuyor. Yazarının Anadolu'da ve Şam'da uğradığı yerlerde tuttuğu defterlerden oluşuyor bu kitap. Büyük bir seyahatname. Bunlar haricinde Ziya Gökalp'in eserlerini toplu halde bulunduğu bir kitapta da hocanın imzası bulunuyor.

 

Bu kitaplar hocanın doçentlikten önce hazırladıklarıydı. Eminin ki, basılmayı bekleyen birbirinden önemli çalışmaları var hocanın.

 

 

Yakup Öztürk yazdı

Yayın Tarihi: 11 Şubat 2009 Çarşamba 13:18 Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2011, 16:12
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
S.V.
S.V. - 12 yıl Önce

Hocamızın derslerine hiç katılmadım belki hiç konuşma fırsatım da olmadı. Ama ben de o duruşunun ardında samimi,içten,öğrencileriyle bilhassa ilgilenen bir hoca izlenimi bıraktı. Belki de böyle hissetmem de bölüm öğrencilerinin fikirlerinin de etkisi büyüktür. Hocamızı yeniden görmek sevindirdi ve samimi anlatımınız da öyle... Teşekkürler.

sedat koç
sedat koç - 12 yıl Önce

hayatını kitaplara adayan bir insan .ve o lişi benim amcamın oglu oldugu için gurur duyuyorum ..türkiye ve türk edebiyatına yeni bir ses yeni bir nefes olmaya devam edecek..saygılarımla.....sedat koç

huriye eroğlu
huriye eroğlu - 12 yıl Önce

yazdıklarınızı okuyunca kendimi sınıfta ve hocamın gizemli yolculuklarından birinde buluverdim.onu tanıyan şanslı insanlardan biriyim.yüreğinize sağlık o kadar içten anlatmışsınız ki benim duygularıma tercüman olmuşsunuz.onu ifade edecek kelimeler benim lugatımda yok. var olan tek şey yüreğimin fısıldadığı ses:hocamı özlüyorum...

ümit
ümit - 12 yıl Önce

üniversitede dersimize gelmişti. hep bizi kaynaştırmaya çalışıyordu kendisi. ama bizler o kadar inat ettik ki.. kapalı toplum oluşumuzun sonucu galiba. hatta herkes bir arkadaşına çay ısmarlasın demişti bir gün. neyse çok sevecen biri

arifbey
arifbey - 12 yıl Önce

kendisi çoğu zaman fatih asude çay ocağında çay içip sigara içip sınav okuyup takılmaktadır.

banner26