IV. Murad: Çocuk yaşta padişah olmak

Osmanlı Sultanlarının en kudretlilerinden biri sayılan IV. Murad, 1623 yılında 11 yaşında zorlu bir dönemde padişah olmuştur. Buna rağmen o, Bağdat’ın fethi gibi önemli başarıları hanesine yazdırmayı bilmiştir.

IV. Murad: Çocuk yaşta padişah olmak

Osmanlı Devleti’nin 17.  padişahı olan IV. Murad, İslâm Halifelerinin de 82.’sidir. En mümtaz mürebbiyelerin nezaretinde terbiye edildi. Enderun mektebindeki hocalardan hususi dersler aldı. Kösem Sultan, oğlu Murad’ın diğer şehzadelerden her yönü ile üstün olması için çok gayret gösterdi. Şehzade Murad da kendisine gösterilen alâkayı boşa çıkarmadı. İlim öğrenmekteki sürati, planlı yaşayışı, spor ve silah talimlerindeki başarısı, atik ve çevikliği, çabucak serpilip yetişmesi ile dikkati çekti. Zamanın önde gelen âlimlerden dersler aldı. Babasının da hocası olan Aziz Mahmud Hüdayî Hazretlerini, küçük yaşta Üsküdar’daki dergâhında ziyaret etmeye başladı.

Osmanlı Sultanlarının en kudretlilerinden biri sayılan IV. Murad, 1623 yılında 11 yaşında padişah olmuştur. Hükümdar olduğu dönem oldukça karmaşık bir zamana denk gelmiştir. Osmanlı Devleti’nde mezhep sorunları baş göstermeye, İsyancılar ise Anadolu’da ve Rumeli’de faaliyet göstermeye başlamıştır. IV. Murad, yaşanan sorunlar nedeniyle otoritesini kurmak için sert yöntemlere başvurmak zorunda kalarak asayişi sağlamayı başarmıştır.

Yavuz Bahadıroğlu, IV. Murad ile ilgili şöyle der:

“Sultan IV. Murad tahta çıktığında bir tarafta Sultan Genç Osman’ın bir askerî ayaklanma sonucu katli, diğer tarafta ise Yeniçeri Ocağı’nın siyasete sert müdahaleleri vardı. Devleti ne padişah yönetiyordu, ne de ‘Padişah Naibi’ sıfatını taşıyan annesi: İpler fiilen yeniçeri ağalarının elinde idi. Bu döneme “Ağalar Saltanatı Dönemi” de denilmektedir. Yeniçeri ağaları sarayın iradesine tâbi olmayı reddetmiş ancak devlete tam olarak hâkim olamadıkları için de ortaya iki başlı bir görüntü çıkmıştı. Halk şaşkın ve perişandı. Korkunç bir kargaşa, görülmemiş bir devlet buhranı yaşanıyordu. Siyasetteki olumsuzluklar ekonomiyi de sarmış, malî yapı kontrolden çıkmıştı. Denetimsizlik yüzünden her şey başıboş bir haldeydi. Rüşvet alıp başını gitmişti. Küçük bir azınlık kaostan para kazanarak kargaşanın keyfini sürerken; büyük çoğunluk eziliyor, hırpalanıyor, horlanıyordu. Yeniçeri Ocağı ise askerlikten başka her şeyle uğraşır olmuştu. Askerler ticaret yapıyor, kimse hesap soramadığı için bir paraya aldıklarını zorla on paradan halka satıyor; kimileri berberlik, kasaplık, manavlıkla uğraşıyordu. Kısacası, devleti kılıçlarının gölgesinde kuran Yeniçeri Ocağı şirazeden çıkmıştı. İşi o noktaya vardırdılar ki yaptıklarını hoş karşılamayan Sadrazam Hafız Ahmed Paşa’nın kellesini istediler. Buna razı olmayan çocuk padişahın yüzüne karşı, ‘Virmez isen vaziyet başkaca olur.’ şeklinde tehditler savurdular (Genç Osman’ı hatırlatıyorlardı).”

Kişisel özellikleri

Sultan Murad, uzun boylu, geniş omuzlu, kalın kemikli, koyu kumral saçlı, kara gözlü, beyaz tenli, simaca heybetli ve mehabetli idi. Harikulade bir kuvvete sahipti. Eşine az rastlanan sürat ve maharetle ok ve yay kullanırdı. Attığı ok ve harbelerle kalkanı böler, iki yüz okkalık gürzü sallayarak idman yapardı. Sultan Murad Han’ın cesareti, her türlü zorluğa tahammülü, keskin zekâsı, hünerleri askerî dehası, atıcılık ve binicilik başarısı, askerleri ve tebaası tarafından çok takdir ediliyordu. İki yüz okkalık gürzleri kolayca kaldırır, hızla giden iki atın birinden diğerine atlar, attığı ok, tüfek mermisinden uzağa düşerdi. Eski saraydan attığı bir cirit, Sultan Bayezid Camii minaresinin dibine düşmüştür. Devrinin bütün silahlarını en iyi şekilde kullanırdı.

Arapçaya ve Batı dillerine hâkimdi. İlmi ve ilim adamlarını çok sever, fırsat buldukça ilim meclislerine gider, onları teşvik ederdi. Evliya Çelebi ve Kâtip Çelebi gibi âlimler, teşvik ettiği kimseler arasında idi. IV. Murad devlet erkânına ve hatta ulemaya karşı sert davranmasına rağmen adil davranmayı da kendisine şiar edinmişti. Mesela, seferler sırasında halka zulmedenlere göz açtırmadığı gibi halktan parasız bir şey alınmamasını da emretmiştir. Ayrıca kadıların hakkaniyet üzere hüküm vermelerini de öğütlemiştir. Güçlü bir iradeye ve hafızaya sahipti. Her şeyi öğrenmek ister, devlet işlerine tam manasıyla hâkim olmak için her şeyden şüphe ederdi. Onun suçlulara merhametsiz davranması ve çok kan dökmesi dikkatleri çekmiştir.

Ancak gerek Anadolu’da gerekse İstanbul’da türeyen zorbaların devlet otoritesini hiçe sayarak halka zulmetmesi padişahı bu şekilde hareket etmeye zorlamıştır. İç huzura bu kadar önem vermesinden dolayı halk, onun zamanında rahatlık ve emniyet içinde yaşamıştır. Bu onun en müspet icraatlarından biri olmuştur. Tarihçi Peçevi bu durumu şu şekilde yazmıştır: “… Dünyada onun isteğine karşı çıkabilecek kimse kalmadı. Belki birinin ektiğinden başka bir kimse bir dane bile alamadı.” Birçok tarihçinin Kanunî sonrası en büyük Osmanlı padişahı olarak kabul ettikleri IV. Murad, dedesi Yavuz Sultan Selim Han’a benzemeye çalışırdı. Gerçekten de birçok vasıfları onunla uyuşuyordu fakat Yavuz’un sahip olduğu kıymetli devlet adamlarına ve tecrübeye sahip değildi. Tahta geçtiğinde hazine bomboştu. Vefatında ise on beş milyon altın olup gümüş paranın hesabı yoktu.

Evliya Çelebi ile tanışması:

Evliya Çelebi, Osmanlı sülalesinde böyle zapt edici, bağlayıcı, adil, sert ve şiddetli, eşkıya düşmanı, Zaloğlu Rüstem gibi kuvvetli, yiğit ve cesaret örneği bir padişahın gelmediğini rivayet eder. Evliya Çelebi, IV. Murad ile karşılaştığında 24 yaşındaydı ve o anı şöyle anlatır:

“Kendileri burçtan doğan güneş gibi haremin kapısında belirdi, her yanlarım titriyordu ancak çok şükür o an hatırıma onu öven birkaç beyit geldi de söyledim.”

IV. Murad 1635’de İran’daki Safevi topraklarına sefere çıkarak Erivan’ı aldı. III. Mehmet’in 1596’da Haçova’da kazandığı savaşı saymazsak, Sultan Süleyman’dan sonra ordusunun başında sefere çıkan ve zaferle dönen ilk Sultan IV. Murad’dır. O sırada yirmi dört yaşında olan Evliya Çelebi, demirciler esnafının başı olan babası Derviş Mehmet Ağa’yla birlikte sefere katılmış, Erivan’ın alınışına tanık olmuştu. IV. Murad’ın kılıç taşıyıcısı ve yakın arkadaşı olan Melek Ahmet Ağa, Evliya Çelebi’nin dayısı idi ve sefer dönüşü yeğeninin Sultan’la görüşmesini sağladı. Rivayete göre; görüşme, 1635 yılı Kadir Gecesi gerçekleşti. O akşam Ayasofya’da müezzinlik yapan Evliya Çelebi, Sultan’ın huzurunda Kur’an’ın tamamını ezberden okuyarak onun beğenisini kazandı. IV. Murad, Melek Ahmet ve bir adamını göndererek Evliya Çelebi’yi çağırttı. Aynı günün akşamı Evliya Çelebi, Topkapı Sarayı’na götürüldü ve Sultan’ın emriyle Hasoda’ya girdi. Evliya Çelebi, Sultan’ın odaya gelişini şöyle anlatır:

“Kendileri (padişah) burçtan doğan güneş gibi haremin kapısında belirdi, has odalılara ve musahiplere selam verip onların hayır dualarını aldıktan sonra bir tahtta karar kıldı, ben de önünde eğilerek yeri öptüm, her yanlarım titriyordu ancak çok şükür o an hatırıma onu öven birkaç beyit geldi de söyledim. ‘Bir şey oku’ buyurdular. Dedim ki: Padişahım; yetmiş iki ilimden Farisi mi Arabi mi, Rumi mi, İbrani mi, Süryani mi Türki mi yoksa Yunani mi okuyayım? Gazel... mi yoksa beyit... mi okuyayım?”

Eserleri

Din ve devlet menfaatine iş yapanı hemen mükâfatlandıran Sultan Murad, Topkapı Sarayında Revan ve Bağdad Köşkü gibi nadide eserler, köprüler, kervansaraylar, hanlar ve benzeri hayır eserlerini de inşa ettirdi. Boğazda bir saray yaptırıp, oğlu Muhammed’in doğumunda yedi gece kandiller asılıp şenlikler yapıldığından, buraya Kandilli denildi. Kavaklar’daki kaleleri yaptırdığı gibi, pek çok şehrin de surlarını tamir ettirdi. Bağdad’ı fethedince, İmam-ı Azam ve Abdülkadir-i Geylânî Hazretleri’nin türbelerinin tamirini yaptırdı. Kâbe-i Muazzama’yı su basması üzerine, Ankaralı Mehmed ile Rıdvan Ağayı Kâbe-i Muazzama’yı tamirle vazifelendirdi. IV. Murad Han devrinde kazanılan zaferlerin yanında pek çok âlim, şair, tarihçi ve sanatkâr yetişerek kıymetli eserler meydana getirmişlerdir. Bunlardan bibliyografya, tarih, coğrafya sahasında Kâtip Çelebi ve Vekayiname sahibi Topçular Kâtibi Abdülkadir, Ravdatü’l-Ebrar ve Zafername sahibi Karaçelebizade Abdülaziz, Tarih-i Gılmanî sahibi Mehmed Halife, teşkilat ve idare sahasında Koçi Bey, şairlerden Nef’î, Azimzade Haletî Efendi başkalarıdır.

Nef’î bir beytinde IV. Murad’dan şu şekilde bahsetmektedir:

Nice benzer sana tarz-t padişah-t selef
Bir midir pervaz-ı anka ile pervazı cerad

(Geçmiş padişahların tarzları sana nasıl benzer.
Anka’nın uçuşu ile Çekirge’nin uçuşu bir midir?)

Bağdat’ın fatihi

IV. Murad’ın İran’a bizzat gerçekleştirmiş olduğu seferler döneminin en önemli olaylarındandır. 1632-1633 yıllarında Revan’a sefere çıkarak Revan’ı ve ardından 1635 yılında da Tebriz’i geri almıştır. Fakat bu dönemde annesinin de etkisiyle ortaya çıkan entrikalar IV. Murad’ın kardeşlerini öldürmesine neden olmuş, Şehzade Bayezid ve Süleyman ölmüştür. İran’ın yeni işgallere başlaması üzerine Revan kaybedilmiş ve 1638’de IV. Murad Bağdat Seferi’ne çıkmıştır. Sefer sonrasında elde ettiği zaferler onun “Bağdat Fatihi” olarak anılmasına neden olmuştur. Revan Seferi’ne çıktığında hastalığı da etkisini göstermeye başlamıştır. Bağdat Seferi dönüşünde durumu iyice ağırlaşmıştır. Üsküdar sarayında 10 gün istirahat etmesiyle sağlığı biraz daha düzelse de bir gece aniden durumunun ağırlaşması ile 8 Şubat 1640 yılında hayatını kaybetmiştir. IV. Murad ve dönemi hakkında yazılan kitaplardan bazıları:

IV. Murad Gürz ve Zafer

Okay Tiryakioğlu

Babası Sultan Ahmed Han ve annesi Kösem Sultan olan IV. Murad, 27 Temmuz 1612 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. 11 yaşında 10 Eylül 1623 tarihinde on yedinci Osmanlı Sultanı olarak tahta geçmiştir. Yaşı küçük olmasına rağmen sahip olduğu sert bakışları ve uzun boyu ona bir heybet katmaktaydı. Almış olduğu seçkin eğitim ve sahip olduğu asalet, dizginleri ele aldığı andan itibaren bir daha bırakmayacağının haberini vermekteydi. IV. Murad tütünü ve alkolü yasaklamasıyla bilinmektedir. Yasaklara neden olan olayların iç yüzü kitapta detaylıca anlatılmıştır. 1633 yılında yaşanan yangının ve sonrasında kapatılan kahvehanelerin halk üzerinde yarattığı etki, diyaloglar eşliğinde kaleme alınmıştır.

Asayişi sağlamak üzere koyduğu yasakların ve kanunların dışında IV. Murad, yeni girişimlere de destek olmuştur. Lagari Hasan Çelebi’nin uçuş denemesini birebir izleyerek Hezarfen Ahmed Çelebi’ye de aynı açıdan yaklaşmıştır. Lehistan Seferi’nde yaşananlardan sonra Revan Seferi’nde elde edilen zafer memlekette bayram havası estirmiştir. 10 Eylül’de seferine devam ederek Tebriz’e girmiş ve taş üstünde taş bırakmayarak Tebriz’i geri almıştır. IV. Murad devri, siyasi anlamda parlak bir dönemi temsil ettiği gibi edebi yönden de eserlerin sayısının arttığı bir dönemdir. Türkçe yazılan eser sayısı bu dönemde artmıştır. Ayrıca tarih yazıcılığı da verimli çağlarından birini yaşamıştır. Musiki sanatları ve şiir de yine IV. Murad döneminde sahnede yer alan sanat dallarından olmuştur. 8 Mayıs 1637’de kazandığı zaferle Bağdat Fatihi olarak da adlandırılan Murad Han, Bağdat Seferi için bir yıl boyunca titizlikle çalışmıştır. Bağdat’ı fethetmek O’nun için bir tutkunun ötesine geçmiş ve dedesi Fatih’in İstanbul’u aldığı gibi kendisinin de Bağdat’ı alacağını şu şekilde dile getirmiştir:

“O nasıl İstanbul’u aldıysa ben de Bağdat’ı alarak taçlandıracağım muvaffakiyetlerimi. Zira başka çarem yok… Yok… Yok… Çarem yok… Yoksa ilk fırsatta döktüğüm kanların hesabını sormaya kalkacak kin dolu bir taifenin içten içe çalıştığını hissediyorum… Öyle gerçekten de? Yoksa bir vehim mi tüm bu düşünceler? Allah’ım yardım et bu zayıf kuluna… Allah’ım yardım et bana…”

IV. Murad Şarkın Sultanı

Abdülkadir Özcan

IV. Murad, 11 yaşında tahta geçtiği için 9 yıl boyunca annesi Kösem Sultan’ın etkisi altında kalmıştır. Annesinin oğlu ve idari yönetim üzerindeki etkisi kitapta şu şekilde anlatılmıştır:

 “Yaşının küçük olması sebebiyle IV. Murad, saltanatının ilk dokuz yılında (1623-1632) devlet işlerinin yürütülmesinde etkili olmadı. Bu yıllarda Eski Saray’dan Topkapı Sarayı’na getirtilen annesi Kösem Sultan ona vesayet etti. Devlet işlerinde ise daha ziyade darüssaade ağası ile sadrazamlar etkili oldu. Veziriazamların arz ve telhislerine Valide Kösem Sultan, “Arslanım” dediği oğlu adına kendi el yazısıyla onaylar verdi, cevaplar yazdı.”

Hükümdar olduğu dönemde memlekette isyanlar ve karışıklık yaratan olaylar yaşanmaktaydı. Asayişi sağlamak için sert bir tutum sergilemek zorunda kaldı. Osmanlı tarihinde şeyhülislama ölüm cezası veren ilk padişah, Sultan Murad olmuştur. Lehistan Seferi sonrası 1634 yılı 5 Ağustos günü gösterişli bir törenle Edirne’den İstanbul’a giriş yapmıştır. Gelmesiyle de içki yasağını koyması ve meyhanelerin yıkılmasını emretmesi bir olmuştur. Aynı zamanda tütün ve kahve içimini de yasaklamıştır. Sergilemiş olduğu sert tutumun nedeni ise şehirden zorbaları ve serserileri temizlemektir. Saltanatının ilk 12 yılında IV. Murad Bursa, Edirne ve İznik’ten öteye geçmemiştir. 1635 yılında İran’a doğru çıkmış olduğu Revan Seferi’nde de 28-29 Temmuz gecesi Revan kalesi kuşatılmıştır ve 8 Ağustos’ta da kale teslim alınmıştır. Padişahın ilk fethi olduğu için büyük bir tebrik töreni yapılmıştır. Şehirde süren kutlamalar esnasında IV. Murad’ın emri üzerine Şehzade Süleyman ve Bayezid öldürülmüştür. Bu ölüm emrinde, Kösem Sultan’ın oğlu IV. Murad’a karşı çevirebileceği entrikaların da etkili olduğundan bahsedilmektedir. IV. Murad için çok sert ve acımasız olduğu yönünde birçok kaynakta görüş birliği bulunmaktadır. Fakat ülkenin içinde bulunduğu durumu düzeltmek için gerekli önlemleri almış ve emirleri vermiş bir padişah olarak bu sertliğin olması da bir başka konudur. Abdülkadir Özcan kitapta, IV. Murad’ın bu özelliklerini anlatırken şöyle der:

“Sultan Murad sadece sert icraatları olan biri değildir. 20 yaşında annesinin vesayetinden kurtulduktan sonra devlet idaresinde yolsuzluklara sın vererek devlet gelirlerini arttıran, orduyu mümkün mertebe düzene sokup zapturapt altına alan, dönemine göre ticareti ve sanayii güçlendiren de odur. Tebdil gezilerine önem verir, suçluları anında cezalandırırdı. Timar ve zeamet tevziatına ehemmiyet veren Sultan Murad hazine gelirlerinin artmasını sağlamıştır. “

Henüz 20’li yaşların sonlarında olmasına rağmen kendisinde atalarından miras kalan “Damla hastalığı” olan Sultan Murad, bu sebepten Revan ve Bağdat seferleri sırasında zaman zaman tahtırevan kullanmak zorunda kalmıştı. Bağdat’ın fethinden sonra şiddetlenen hastalığı neticesinde yatağa düşmüştü. IV. Murad, 9 Şubat 1640 (16 Şevval 1049) Perşembe gecesi, kardeşi Şehzade Kasım’ı öldürttüğü odada Silahdar Mustafa Paşa’nın kolları arasında son nefesini verdi. O sırada 29 yaşının içindeydi. Hükümdarlık süresi 16 sene 5 aydır.

Kösem Sultan: Hayatı, Vakıfları, Hayır İşleri ve Üsküdar’daki Külliyesi

Murad Kocaaslan

Kösem Sultan muhteris bir sultan mıydı, muhlis bir sultan mı? Murad Kocaaslan’ın “Kösem Sultan: Hayatı, Vakıfları, Hayır İşleri ve Üsküdar’daki Külliyesi” isimli eseri bu konuda derli toplu bir kaynak sayılabilir. Osmanlı tarihinde üzerinde en fazla tartışmaların yapıldığı sultanlardan biri olan Kösem Sultan’ın hayatını detaylı bir şekilde incelemiştir. Bilindiği üzere Kösem Sultan, hem güçlü bir iradeye sahip olması ve devlet işlerindeki kabiliyeti sebebiyle hem de hayatının siyasi bir cinayetle son bulmasından dolayı her zaman ilgi ve merak uyandırmış bir Osmanlı kadınıdır. Kösem Sultan, yarım yüzyıl boyunca Osmanlı siyaseti üzerinde etkili olmuştur. Kurmuş olduğu siyasi bağlantılar sayesinde hanedan tarihinde köklü değişimler yaşanmasına neden olmuş, tahta çıkma geleneğindeki yerleşik düzenin değiştirilmesinde önemli rol oynayarak, iki oğlunun da tahta çıkmasını sağlamıştır. Şüphesiz Kösem Sultan’ın Osmanlı siyasetinin üzerinde bu denli etkin olmasında yaşadığı dönemin siyasi atmosferinin kaotik olmasının etkisi büyüktür.

Kösem Sultan’ın kime yazdığı bilinmeyen mektuplarından biri onun devlet yönetimindeki dâhiliyeti konusunda fikir vermesi açısından önemlidir. Mektubunda, Yemen’de olup bitenler ve oğlunun sağlık durumu hakkındaki endişelerini dile getirir:

“Mısır’dan, oradaki durumu anlatan mektuplar geldi, anlaşılan size de gelmiş. Yemen konusunda derhal bir şeyler yapılması gerekiyor, ne de olsa Mekke’nin kapısı. Elinizden geleni yapmalısınız. Bu konuda oğlumla görüşeceksiniz. Şunu söylemeliyim ki bu meseleden başka şey düşünemez oldum... Biliyorum sizin için çok güç olacak ama Muhammed’in ümmetine hizmet ederek Allah’ın rızasını kazanmış olacaksınız. Maaş ödemelerini nasıl hallettiniz? Allah’ın izniyle kuralları uygulayacak ve ardından Yemen konusuyla ilgileneceksiniz. Oğlum sabah çıkıp gece dönüyor, onu hiç göremiyorum. Böyle soğuklarda dışarıda kalırsa yine hasta olacak... Çocuğumun çilesini çekmek beni mahvediyor. Fırsatını bulunca onunla konuşun. Kendine dikkat etmesi gerekiyor. Elimden hiçbir şey gelmiyor, beni dinlemiyor. Hasta yatağından yeni kalktı, bu soğukta dışarıda dolaşıyor. Bütün bunlar bende rahat huzur bırakmadı.”

Muhteris sultan mı, muhlis sultan mı?

Kösem Sultan, kimi araştırmacılar tarafından şiddetle eleştirilirken kimi araştırmacılar tarafından daha olumlu bir şekilde tasvir edilmiştir. Böyle bir görüş farklılığının olmasının sebebi ise Kösem Sultan’ın hayatının şu iki şekilde değerlendirilmeye müsait olmasından kaynaklanır: Birincisi; Kösem Sultan, saltanat sevdası ile oğlunu öldürten ve nüfuzu ve kudreti için para, mal ve mülke sahip olmaya çalışan birisidir. İkincisine göre ise saray-ı devlet ü ikbaldir ve düşkünlere karşı sevgi ve merhamet beslemektedir. Evliya Çelebi, Kösem Sultan’ın, kendi gelini Turhan Sultan tarafından siyasi mücadeleden dolayı öldürülmesinin ardından İstanbul’da üç gün yas ilan edildiğini söylemektedir. Bu da Kösem Sultan’ın halk arasında sevilen bir sultan olduğunu göstermektedir. Murad Kocaaslan’ın bu kitapta belirttiği gibi Osmanlı sultanları, Batılı prenseslerden farklı olarak halk arasında eserleriyle var olmuşlardır. Kitapta ele alınan yapıtlar da Kösem Sultan’ın neden halk tarafından bu kadar sevildiğini göstermektedir. Kitapta, Kösem Sultan’ın birçok yapıtı incelenmiştir. Kösem Sultan, valide sultanların geleneğini devam ettirerek çeşitli hayır işleri yapmıştır. Yaptırdığı mimari projeler kendisinden önce yapılanlardan daha mütevazıdır.

Bu eserler arasında; Üsküdar’daki külliyesi, Üsküdar’daki Çinilisuyu şebekesi ve çeşmeleri, Anadolu Kavağı’nda küçük bir cami, Sultanselim’deki Valide Medresesi, mescid ve çeşmesi, Yenikapı’da bir çeşme, Karamürsel yakınında Yalakdere Köprüsü, Konya’da bir han, Yunanistan’da hasların bulunduğu Livad’ya yakınındaki, Barda suyu üzerindeki Yedigözlü Valide Sultan Köprüsü yer almaktadır. Üsküdar’daki Çinili Külliyesi, cami, şadırvan, sıbyan mektebi, hamam, çeşme gibi bölümlerden oluşup külliye o bölgenin ihtiyaçlarını karşılayacak fonksiyona sahiptir. Bu eser, Kösem Sultan’ı merak edenler, hakkında araştırma yapmak isteyen akademisyenler, gazeteciler ve bağımsız araştırıcılar için birincil kaynaklar arasında olmalıdır. Çünkü eserde Kösem Sultan’ın mektupları ve yapıtları çok ayrıntılı şekilde incelenmiş ve birçok yerli ve yabancı tarihçinin Kösem Sultan hakkındaki yorumlarına yer verilmiştir. Bu durum Kösem Sultan’ı objektif ve farklı açılardan değerlendirmek isteyen herkes için kitabı çok daha değerli kılıyor.

Büşra Hacıhasanoğlu, “IV. Murad: Çocuk yaşta padişah olmak”, Kitabın Ortası dergisi.

Bilgi Kutucuğu:

Damla Hastalığı: Kralların hastalığı ya da zengin hastalığı olarak bilinen padişahların ölümüne yol açmış şiddetli bir romatizma hastalığıdır. Damla hastalığı olarak da bilinen gut hastalığı, romatizmal hastalıklar kategorisinde yer alsa da metabolik bir hastalık olarak da değerlendirilebilir.

Yayın Tarihi: 30 Kasım 2019 Cumartesi 09:00 Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2019, 14:08
banner25
YORUM EKLE

banner26