banner17

İstanbul'un şair müftüsü!

Balkanlardan muhacir olarak gelen, eğitim ve tedrisatını tamamlayıp eğitim ve tedrisatçı olan Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı..

İstanbul'un şair müftüsü!

Artık ne mavilik, ne pembe bahar,
Ne mehtap, ne sahil, ne sandal, hep kar,
Söyleyin benimle uçan ey kuşlar,
O yazlık dünyadan bu kış nereye?!


Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı1990’li yılların en güzel ezgilerinden biriydi bu. Herhalde hatırlamayanımız yoktur. Ya da olmasın lütfen! Cihad marşlarının yanında daha iddiasızdı doğru, ama ruha dokunan bir tarafı da vardı. Uzun zaman, bu mısraların ‘işin ehli’nce, yanı edebiyat vadisinde kalem oynatan birince yazıldığını düşündüm. Ama bir gün tesadüfen şiirin altında Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı imzasını görünce epey şaşırdım. Şaşırdım ve sevindim. Çünkü Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, eski İstanbul müftülerindendi ve İstanbul’umuzun, hem de yakın zamanlarda şair bir müftüsünün bulunduğunu bilmek muhteşem bir şeydi.

Bu güzel adamı, hattat dedesinden dolayı Güzelyazıcı soyadını alan Urumelili bu büyük âlimi tanımanın sırasıdır şimdi:

Balkanlardan İstanbul duraklı bir Amasya yolculuğu

Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, 6 Mayıs 1904 yılında Selanik’in Petriç kasabasında dünyaya geldi. Babası Petriç Müftüsü İbrahim Adnan Efendi, annesi müderris ve hattat Hacı Ali Efendi'nin kızı Latife Hanım'dır. Dört yaşında babasını, dokuz yaşında annesini kaybeden ve ağabeyi Abdullah Hulusi Efendi’nin himayesine giren Abdurrahman Şeref, ilköğrenimine Petriç'te Hoca Halil Efendi'den aldığı derslerle başladı. Balkan Harbi patlak verince önce İstanbul’a, sonra Amasya’ya hicret etti. Amasya’da devam ettiği Pendelli İlkokulu’nda Ahmed Efendi'den Kur'an, Yahya Efendi'den matematik dersleri aldı. Bir yıl sonra ailesinden kalanlarla birlikte Vize'nin Saray kasabasında muhacir sıfatıyla iskân edildi. İlkokulu Saray Ayaşpaşa İlkokulu’nda bitirdi.

İstanbul’a dönüş

Daha sonra, ağabeyi Abdullah Hulusi Efendi ve teyzesinin oğlu Asım Bey’le birlikte İstanbul'a yerleşerek medrese öğrenimine başladı. 1924 yılında Tıbbiye’ye yazıldıysa da, maddi imkânsızlıklar sebebiyle ilahiyat fakültesine geçti ve buradan 1927 yılında mezun oldu. İlahiyatta öğrenimini sürdürürken, Süleymaniye Kütüphanesinde açılan kütüphanecilik kursunu bitirdi. Bu dönemde önemli hocalardan özel dersler aldı. Özellikle Elmalılı Küçük Hamdi'den çok yararlandı. Aynı yıllarda yazmaya başladığı şiirlerinden bazıları fakülte dergilerinde yayımlandı.

Fatih Millet Kütüphanesi 1930

İlahiyatçı öğretmen ve kütüphaneci

İlahiyat fakültesinden mezun olduktan sonra Fatih Millet Kütüphanesi - Pertev Paşa Kısmı’nda göreve başlayan Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, aynı sene İstiklal Lisesi’nde Türkçe hocalığına devam ederken bir yandan da Felsefe Fakültesi’nin ihtisas bölümüne kaydoldu. Bu döneminde, hep saygıyla andığı hocaları Abduş Efendi ile Nüzhet Efendi'den büyük destek gördü. 1932 yılında askerlik görevini bitirdikten sonra İstiklal Lisesi’ndeki vazifesine tekrar başladı, ayrıca Hayriye Lisesi edebiyat hocalığına tayin edildi. Üç sene bu görevde kaldıktan sonra 1935 yılında Vefa Lisesi’nde Türkçe öğretmenliğine başladı; ayrıca Murat Molla Kütüphanesi’nde de görev yaptı.

1936 yılında kızı Hilal'i, 1937'de eşi Hürmüz Hanım’ı kaybetti. Kızı için Yeter adlı şiirini, eşi için Abdülhak Hamid’in Makber'ine nazire olarak Mezar isimli şiir kitabını yazdı. Acılarının ardından Serezli Hacı Abdullah Hasib Efendi’ye bağlandı. Ağabeyi ile birlikte bir defasında İbrahim Vardar'ın, bir başka kez üstadının evinde "halvet"e girdi. 1940 yılında ikinci evliliğini yaptı.

Cuma vaazlarından İstanbul Müftülüğüne

1941 yılında, İkinci Cihan Harbi sebebiyle yeniden askere alındı. 1943 yılında terhis olduktan sonra Süleymaniye Kütüphanesi Tasnif Heyeti’ne tayin edildi ve bu sırada Zeyrek Ortaokulu’nda Türkçe dersleri okuttu. Ayrıca üstadı Hasib Efendi’nın arzusu üzerine Şehzade Camii’nde, Cuma günleri öğleden önce vaaz etti. Bilahare Bayezid, Aksaray Pertevniyal Valide Sultan, Fatih camilerinde de vaaz ve nasihate devam etti.

Fatih, Zeyrek 1948

Eser sahibi eğitimci

1948 yılında Kız Öğretmen Okulu’nda din dersleri hocalığına başladı ve ders takrirlerini “Din Dersleri” adı altında toplayarak 1957 yılında neşretti. 1962 yılına kadar devam eden bu görevi sırasında, Celaleddin Ökten Hoca ile birlikte imam-hatip okullarının kurulması faaliyetlerine öncülük etti. Eğitime başlamasından sonra bu okullarda tefsir, hadis, fıkıh ve usüllerini okuttu.

1950 yılında İstanbul Müftülüğü vaiz ve hademe-i hayrat murakıbı oldu. Bilahare İstanbul ihtisas vaizliğine tayin edildi. 1963-1968 yılları araşında Fatih Camii’nde fahri hatiplik yaptı ve bu cami minberinden irad ettiği hutbe metinlerini “İrşadü’l-Mü’minin ila Fezaili’d-din” adıyla neşretti. Yine bu dönemde İskender Paşa Camii’nde teravih öncesi vaazlar verdi.

30 Kasım 1972 tarihinde İstanbul Müftüsü olan Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, 1976 yılında Riyad'da toplanan İslam Konferansı’na Türkiye'yi temsilen katılarak "içtihat" konusunda Arapça bir tebliğ sundu, tebliği büyük ilgi gördü.

Müftülük görevi devam ederken 15 Mayıs 1978 tarihinde vefat eden Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı, Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı-Sakızağacı Mezarlığı’nda, Hasib Efendi’nin mezarının yakınına defnedildi.

Yazının girişinde bir kıtasını alıntıladığım aşağıdaki şiiri, vefatından sonra ceketinin cebinde bulundu:

" NEREYE?

Nereden kaynıyor hayat ırmağı?
Bu durmaz karanlık akış nereye?
Annem mi, açılan mezar kucağı?
Ebedî geceden bakış nereye?!

Meçhul bir yolcuyum bu son akşamda,
Ümit nûrum söndü siyah bir camda.
Evim, çocuklarım, gözüm arkamda;
Ahbaplar! Bu itiş, kakış nereye?!

Gönlümde yıldız yok, gözümde ışık,
Emeller, rüyâlar karmakarışık.
Îmânım! Nerdesin, gel karşıma çık!
Bu derin girişten çıkış nereye?!

Artık ne mavilik, ne pembe bahar,
Ne mehtap, ne sahil, ne sandal, hep kar,
Söyleyin benimle uçan ey kuşlar,
O yazlık dünyadan bu kış nereye?!

Birkaç rekât namaz, zekât, oruç, hac,
Duâlarım gibi kabûle muhtaç,
Şeref, son nefeste edince mîrac,
Semâlardan koptu alkış nereye?! "

Hakkında söylenenlerden bazıları

İhsan Süreyya Sırma İhsan Süreyya Sırma aktarıyor:

“Doktora çalışmaları sırasında kendisiyle tanışma şerefine nail olduğum Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı İstanbul’daydı. Kendisiyle görüşürdüm. Şer’i Siciller’de çalışırken Güzelyazıcı Hoca’yı gördüm. Hoca bana derdi ki, “Evlat yorulunca bana gel çayımı iç.” Bir gün yine yanındayken bana, “Bir Müslüman için en zor şey nedir?” diye sordu. Ben “Siz bilirsiniz.” dedim. O da dedi ki, “Bir Müslüman içın en zor şey irfan öksüzü olmak.” “Ne demek hocam?” dedim. Dedi ki: “Burası ilim merkezidir. İstanbul bir ilim merkezidir. Bazı dinî meselelerde sıkışıyoruz, altından çıkamıyoruz. Soracağımız bir âlim kalmadı, irfan öksüzü olduk.”

Mahmut Kaya Prof. Dr. Mahmut Kaya aktarıyor:

“Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı eski İstanbul müftülerindendir, çok güzel sohbet ederdi. Elmalılı Hamdi Efendi’nin talebesidir. Kendisi edipti, şairdi… O öyle halk vaizi değildi. Onun seçkin bir cemaatı vardı. Çok edebi sohbetler yapardı. Sekiz sene ben Bayezid Camii’nde onun vaazlarını dinledim. Pazar günü ikindiden sonra vaaz ederdi. Önce bir ayet-i kerime okurdu. O arada ne inciler ne cevherler anlatırdı, fevkaladeydi.”

Emin SaraçEmin Sarac aktarıyor:

“Yine Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı’nın hutbe kitabını alın da bir bakın. Mübarek her hutbe için o konuya uygun bir “hamdele” ve “salvele” okurdu. Şimdi ise bütün hutbeler aynı hamdele ile başlıyor, bu bile bizim ne derece iflas ettiğimizin göstergesidir.”

Said Çekmegil aktarıyor:

Said Çekmegil“O dönemlerde namaz kılan üniversite talebeleri parmakla gösterilecek kadar azdı. Turgut Özal onlardan biriydi. Sadece musalli bir genç değil, İslâmî muhitleri bulan, ilim adamlarına koşan gayretli bir münevverdi de.. Yıl 1949. Bir gün beni, İstanbul’da tanıdığı tanınmış bir ilim adamı olan Abdurrahman Şeref Güzelyazıcı hocaefendiye götürdü. 1948’de 1. baskısını yapmış bulunduğumuz “Ruhta İnkılâp” adlı şiir kitabımızı vererek bizi tanıttı. O zat-ı muhterem de, biraz okuduktan sonra, “Benim de bir şiir kitabım var ama sana veremeyeceğim. Sizinkiler manâ dolu, benimkiler ise gül-bülbül teraneleri...” dedi ve “Ehl-i Sünnet İnanışının Değişmez Metinleri” adlı kitabını imzalayarak verdi. Biz şiir kitabını da rica edip almıştık o zaman. Bu muhterem ilim adamı, sonraları İstanbul müftüsü de olmuştu...”

 

Taha Kılınç, bir büyük alime saygıyla yazdı..

Güncelleme Tarihi: 09 Nisan 2010, 19:41
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yeter Demir Ekinci
Yeter Demir Ekinci - 9 yıl Önce

Artık ne mavilik, ne pembe bahar,
Ne mehtap, ne sahil, ne sandal, hep kar,
Söyleyin benimle uçan ey kuşlar,
O yazlık dünyadan bu kış nereye?
bu güzel insani ben de bu ezgi vesilesiyle tanimistim. cebinden cikan bu siir sanirim kimsenin hafizasindan silinememistir. Nur icinde yatsin...
tesekkürler Taha Kilinc, bu yazi vesileyle tekrar yad ettik degerli Hocamizi...

Seher Bulut
Seher Bulut - 9 yıl Önce

Emin Sarac hocanin aktardigi cumleler pek ibretli...Su anda eksikligini hissettigimiz ve sebebini bir turlu anlayamadigimiz seylerin sebebini Emin Sarac hoca ne güzel dillendirmis, Rabbim eksikliklerimizi tamamlamamiza yardim edecek kuvvetteki imani bizlere versin insaAllah...

Kerime Tunçbilek
Kerime Tunçbilek - 13 ay Önce

Nasıl dolu dolu yaşanmış bir ömür.ne kadar çok ilim ,kitap , faaliyet sığdırmış bereketli hayatına.Hocamızdan Tuba kız kuran kursunda tefsir dersi dinlemek nasibolduğu için kendim ve arkadaşlarımı bir defa daha şanslı hissettim.Allah kendisinden razı olsun.Dua ve hürmet ve minnetle anıyoruz.

banner8

banner20