İstanbul’un kurtuluşunun gerçek mimarı: Selahattin Adil Paşa

Selahattin Adil Paşa, 18 Mart 1915 günü düşmanlara denizi mezar eden, "Çanakkale geçilmez!" diyen kahramanın adıdır. Aynı zamanda İstanbul'un kurtuluşunda gerçek pay, "İstanbul komutanı" vasfıyla kendisine aittir.

İstanbul’un kurtuluşunun gerçek mimarı: Selahattin Adil Paşa


 

1882’de İstanbul’da doğan Selahaddin Adil, amiral Adil Paşa’nın oğludur. Büyük kardeşi Muzaffer, babası gibi bahriyeye intisap etmiş, fakat kendisi topçu subayı olarak kara ordusuna katılmıştır. İstanbul Harp Akademisi’nde tahsil gördükten sonra 1902’de genelkurmaya girmiş, askeri ataşe olarak birçok yabancı memleketlerde vazife görmüştür. 1914’de harbin patlak vermesi üzerine General Adil albay rütbesiyle Gelibolu bölgesindeki bütün Türk bataryalarının kumandanlığına getirilmiştir. Çanakkale Boğazı’nın iki yakasında mevzilenen bataryaları İngiliz filosunun Boğazlara tevcih ettiği ve İstanbul’un işgaline müncer olabilecek ve harbin seyrini tamamıyla değiştirebilecek olan 18 Mart 1915 taarruzunun püskürtülmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Savaşın Türkleri ne kadar kritik bir duruma düşürdüğü, generalin son yıllarda yakın bir dostuna muharebenin sonuna doğru Türk bataryalarının cephane bakımından büyük sıkıntı çektiklerini, durumun muharebeyi uzun müddet devam ettiremeyecek kadar kötü olduğunu itiraf etmesinden anlaşılmaktadır. Bu, o zaman hatıra defterine “Mağlup edilmiş bir düşman karşısında bulunduğumuz hususunda kesin bir intibaa sahiptim.” diye yazan Sir Robert Keyes’in kanaatini teyit etmektedir. Türklerin hücumun ertesi gün neden tekrarlanmadığına hayret etmiş oldukları muhakkaktır.

General Adil, Atatürk’ün önderliği altında İstiklal Savaşı’na parlak bir şekilde iştirak etmiş, Fransızlara karşı Güney cephesindeki kuvvetlere kumanda etmiş ve müttefiklerin mağlubiyetini müteakip İstanbul garnizonunun ilk kumandanı olarak Refet Paşa’ya halef olmuştur. 1924 yılında ordudan ayrılmıştır. Daha sonra iş hayatına atılmış, İstanbul başarılı bir tel kablo fabrikasının kurucusu olmuş ve son yıllarına kadar bu fabrikayı idareye devam etmiştir.

1950 yılında Menderes Hükümeti iktidara geldiği zaman Ankara milletvekili seçilmiş, fakat üç sene sonra Menderes’in politikasını tasvip etmeyerek istifa etmiştir. Boğazda güzel bir ahşap eski bir yalıyı alarak İtalyan mimara yeniden yaptırdı, İstanbul sosyetesinin çok tanınmış ve sevilen bir siması idi. İyi bir asker olmasına rağmen aynı zamanda yumuşak mizaçlı ve cana yakın bir insandı.

Selahattin Adil’in vefatından 2 gün sonra…

The Baltimore Sun gazetesinin (Baltimor Birleşik Amerika) 28 Şubat 1961 tarihli nüshasından: Birinci Dünya Harbi’nin seyrini değiştiren General Selahaddin vefat etti.

İstanbul-28 Şubat [Reuter(s)]- “1915 yılında Çanakkale’de 1’inci Dünya Harbi’nin seyrini değiştiren Türk Ordusu Kurmay Başkanı General Selahaddin Adil, dün Boğaz’da İstinye’deki evinde vefat etti.

General Adil, İngiliz ve Fransız kuvvetleri Karadeniz’e geçip Alman ordusu karşısında yalnız kalan Ruslara yardım etmek üzere Boğazı zorladıkları zaman onların karşısında bulunuyordu. 18 Mart 1915’de üçü kruvazör olmak üzere 15 İngiliz ve Fransız harp gemisi Marmara Denizi’nden Çanakkale’den geçmeye teşebbüs etmişti. Türk sahil bataryaları birçok gemi batırdılar ve İngiliz, Fransız kuvvetlerini çekilmeye mecbur ettiler. Böylece savaş kara muharebelerine dönüştü.”

Yakın Türk tarihine damga vuran olaylara etki etmesine rağmen zamanla unutulmaya yüz tutmuş, nevi şahsına münhasır bir karakter olan Selahattin Adil’in hayatı, yaşadığı dönemin özellikleriyle örtüştürülerek tasvir edilmeye çalışılmıştır.

79 yıllık ömründe askeri, ticari, sanayi ve siyasi alanlarda çalışmalarda bulunmuştur. Üç yaşında annesini kaybeden Selahattin Adil, babası ve ağabeyi gibi askerliğe yönelmiş, askeri ortaokul ve liseyi müteakip Harp Akademisi’ne girmeye hak kazanmış, kurmay subay olarak kıtaya adım atmıştır. Askerlik hayatı Osmanlı Devleti’nin yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulduğu dönemlerde en kritik, en zorlu ve en stratejik bölgelerde komutanlıklarla geçmiştir.

Şam, Hayfa ve Makedonya’daki görevlerini müteakip harp okuluna öğretmen yardımcısı olarak atanmış, burada İttihat ve Terakki anlayışını benimseyerek çevresindekilere bu fikri aşılamaya çalışmıştır. 31 Mart Vakası’nda Hareket Ordusu’nda isyanı bastıran öncü birlik komutanları arasında yerini almıştır. Yıldız Sarayı korumasında görevlendirilmiş, değerli mücevherlerin nakline nezaret etmiştir. Emsallerine nazaran haksız olarak hızla yükselen subayların rütbelerinin indirilmesine karar vermek için kurulan komisyonda yer almıştır. Yakın zamanda bağımsızlığını kazanan Romanya’da askeri ataşelik yapmış, Trablusgarp Savaşı patlak verince gönüllü olarak muharebe sahasına katılmış ve cephe düzenleme çalışmalarında bulunmuştur.

1.Balkan Savaşı’nda Vardar Ordusu Kurmay Heyeti’nde savaşın cereyanını takip etme fırsatı bularak hataları gözlemlemiş ve Vardar Ordusu’nun iaşe sorununu çözümlemiştir. İstanbul Antlaşması gereğince oluşturulan Osmanlı-Bulgar Sınır Düzeltme Komisyonu’nda görev almış, müteakiben Genelkurmay Karargâhında Şube Müdürlüğü yapmıştır. Çanakkale Müstahkem Mevki Kurmay Başkanlığı’na atanmış, Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı’nın dönüşüne kadar tarihi zaferle sonuçlanan 18 Mart Çanakkale Deniz Muharebesi’nin en kritik anlarını yönetmiştir.

Çanakkale kara savaşlarında önemli bölgelerde görevlendirilen 12’nci Tümen’in Komutanlığını yapmış, Anafartalar Savaşlarında Tümeni’yle kahramanlık timsali olmuştur. Müteakiben aktif görevi olmayan tümen ve kolordu komutanlıkları yapmıştır.

1.Dünya Savaşı’nın sonuçlanmasıyla Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı olarak görev yaptığı esnada, kendisinin de bizzat katıldığı binlerce şehit verilerek savunulan bölgeleri İngiliz işgal kuvvetlerine teslim etmiştir. İzmir’in işgaline şahitlik etmiş, Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü esnasında mütareke ortamında ortaya çıkan ihtiyaçları gidermeye çalışmıştır. Kararsızlık dönemini müteakip Milli Müdafaa saflarına katılmaya karar vermiş, Anadolu’ya geçmiştir. İngiliz ve Fransız işgallerine sahne olmuş güney bölgesinde cephe komutanı olarak az sayıdaki asker ve milis kuvvetiyle düşmana direnmiş ancak personel mevcudu, silah ve mühimmat yetersizliği yanında olumsuz hava şartları nedeniyle kesin sonuç alınamamıştır. Güney (Adana) Cephesi Komutanı olarak yapılması gerekenler konusunda etkisiz kaldığı gerekçesiyle bazı Kuvay-ı Milliye önderleri tarafından eleştirilmiştir. Antep düştükten sonra 2’nci Kolordu Komutanı olarak birliğiyle beraber Batı Cephesine hareket etmiş, Sakarya Meydan Savaşı’na katılmıştır. Hazırlıksız yakalandığı taarruzda Mangal Dağı’nın düşman tarafından ele geçirilmesi sonucu, komuta heyeti tarafından kendisi ile ilgili idam kararı verildiği söylentileri çıkmış, görev bölgesi değiştirilmiştir.

Mütareke döneminde işgal kuvvetleri denetimindeki İstanbul’da komutanlık yapmış, düşman birlikleri komutanlarıyla iyi ilişkiler kurarken milis teşkilatlanmasının faaliyetleri nedeniyle çıkabilecek krizleri önlemeye çalışmıştır. İşgal kuvvetleri komutanlarının İstanbul’dan ayrılmasını müteakip, yönetim kademesince yapılan yeni atamasını kabul etmeyerek, fikir uyuşmazlığı yaşadığını düşünüp çok sevdiği askerlik mesleğine veda etmiştir. Askeri hayatında hem deniz hem de kara Çanakkale Savaşları, Güney Cephesi, Sakarya Savaşı ve Mütareke dönemi İstanbul Komutanlığı gibi çok zorlu görevlerde bulunmuştur.

Sanayiye ilk Metegum Şirketi idare heyeti üyeliği, İnkişaf-ı İktisadi Şirket ortaklığı,Kauçuk ve Kablo Fabrikası ortaklığı, Bofors Nobelfrott Şirketleri Mümessilliği, Alman Uçakları Türkiye Mümessilliği,Baştaş Krom Madenleri Yöneticiliği ve Türk elektrik kablo fabrikasını kurarak atılmış, Satranca olan ilgisi nedeniyle günümüzde de varlığını sürdüren İstanbul Satranç Derneği’ni kurmuştur. Kendisine yapılan milletvekilliği teklifini geri çevirmeyerek çok partili meclise geçişle birlikte siyasete atılmıştır. Özellikle askeri konularda, bütçe görüşmelerinde, Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun görüşmelerinde söz almış, Maden Kanunu teklifi vermiştir. Dönemin politikasını beğenmeyerek etkisiz kalmış, mevcut anlayışa ayak uyduramamış, fikir ayrılığı nedeniyle etkili olamadığını düşünerek süresi dolmadan istifa etmiştir. Siyasi yaşantısında çalkantılı politikaya ayak uyduramamış, doğru bildiğini savunarak döneminin kendi iktidarına bile muhalif olan aykırı şahsiyeti olmuştur. Mütevazı kişiliğiyle tanınan Selahattin Adil, Fazile Siret ile evlenmiş, ikisi kız biri erkek olmak üzere üç çocukları olmuş, birinci kuşak ailesinden günümüzde hayata devam eden kalmamıştır.

Selahattin Adil, doğumu ile başlayıp askeri ve ticari yaşantısını anlatan hatıratını yazmıştır. Araştırma esnasında Selahattin Adil’in hatıratında belirttiği hususların genellikle doğruluğu, diğer belge ve kaynaklarla da uyumluluğu dikkati çekmiş, şahsi görüşlere dayalı hatırat mantığından ziyade yaşananı olduğu gibi aksettirdiği anlaşılmıştır. Hayatı boyunca dönemin ya da grubun adamı olmayışı, kendi doğrusunu yaşamaya çalışması, yanlış olarak bildiğini doğruymuş gibi söylememesi üzerine mütevazı kişiliği de eklenince, Türk tarihinin önemli anlarına bizzat içinde bulunarak şahit olmuş ve hatta bu anlara şekil vermiş iken geri planda kalmış, unutulmuş şahsiyeti bu çalışmayla doğruları veya yanlışlarıyla ortaya serilmiştir. Çalışmada özel hayatını içeren bazı bölümlerde konu ile ilgili kaynak olmadığından veya yakın ailesi tarafından uygun görülmediğinden hatırata bağlı kalınmıştır. Çalışmada unutulmaya yüz tutmuş bir kahramanın hayatı anlatılarak tarihi gerçeklerin hatırlanması amaçlanmıştır. Türk ve dünya tarihine mâl olmasına rağmen günümüze kadar kamuoyuna tanıştırılmayan Selahattin Adil’in ve tüm kahramanların ruhları şad olsun…

Kaynak: Devlet-i Aliyye-i Osmaniye

Dipnot: İstanbul’un kurtuluşunun 88. yıldönümü ile ilgili ilginç bir bilgi ortaya çıktı. Şehrin İngiliz işgalinden kurtulduğu Ekim 1923’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından ‘İstanbul komutanı’ olarak atanan Selahattin Adil Paşa’nın oğlu Semuh Adil, İstanbul’un işgalden kurtulduğu günün 6 Ekim değil, 2 Ekim olduğunu iddia etti.

Babasının hatıratında yer verilen bilgilere ve sözlü beyanlarına dayanarak, 2 Ekim’in tek parti döneminde 6 Ekim olarak değiştirildiğini ileri sürdü. İstanbul komutanı olarak atanan babasının İstanbul’u devraldığı günün 2 Ekim olduğunun altını çizen Semuh Adil, “Tek parti hükümeti, İstanbul’un kurtuluşunu babama inat 2 Ekim’den 6 Ekim’e aldı.” dedi.

Semuh Adil, babasının İstanbul’u işgalcilerden başarılı bir organizasyonla devralmasıyla şehirde bir kahraman haline geldiğini, bunu çekemeyenlerin onu terfi ettireceklerine, eski görevi olan Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı’na dahi atamayıp alt düzeyde bir göreve kaydırdıklarını söyledi. En önemlisi de tarihteki başarılarını hafızalardan silerek onu unutturduklarını ifade etti. Tek parti döneminde geri plana itilen paşa da kendisini sanayiciliğe vererek ülkesine üretim alanında hizmet etmeye devam etmiş. Babasının CHP’ye yakın olmaması nedeniyle Çanakkale Zaferi’ndeki başarılarının gölgelenmek istendiğini anlatan Semuh Adil, İstanbul’un kurtuluşunun 2 Ekim’de kutlanacağı günleri bekliyor sabırla. Bir de resmî bir Çanakkale programında babasının 18 Mart kahramanları arasında anılmasını. (Mustafa Armağan)

Yayın Tarihi: 06 Ekim 2021 Çarşamba 12:00 Güncelleme Tarihi: 06 Ekim 2021, 18:21
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Tarfur
Tarfur - 1 hafta Önce

Selahaddin Adil Paşa, tarihimizde değeri bilinmeyen, unutturulmaya çalışılan önemli simalarımızdan birisidir. Allah rahmet eylesin.

banner26