İstanbulu defter defter çizen doktor!

İsmini çok duyduğum hakkında bilgi sahibi olmakta geciktiğim, önemli bir değer: Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver.

İstanbulu defter defter çizen doktor!

Adını çok duyduğum ama kim olduğunu bilmediğim bir zattı Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver. Üsküdar Belediyesi’nin düzenlediği “Vefatının 25. Yılında A. Süheyl Ünver” panelinde onu tanıdım. Süheyl kelimesinin anlamını Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar verdi. Süheyl, Yemen’den çok iyi görünen güneşten 1000 kat büyük yıldızın adıymış.

Program “A. Süheyl Ünver’in Gözüyle Üsküdar” ve “Eserleriyle Yaşayan A. Süheyl Ünver” isimli sergi açılışıyla başladı.

Panelle geçildiğinde önce slayt gösterisi sunuldu. Slaytta onu, bir “Son İstanbullu” olarak nitelemişlerdi. Süheyl Hocanın eserlerine ve sözlerine de yer verilmişti. Bu sözlerden bir kısmını not aldım.

“Dikkat namusumuzdur.”

“Bir insan yüzde yirmi okumakla, yüzde seksen sohbetle yetişir.”

“Bilim her şeyi bilmek değildir. Bilim, neyi nerede bulacağını bilmektir.”

“Küçük işlerin insanı olmayınız dostlarım.”

“İçinizde öyle bir yer olsun ki oraya hiçbir üzüntü, sıkıntı girmesin.”

Slayttın sonunda Süheyl Ünver’in vasiyetnamesine de yer verilmişti.

Sahip çıkılması gereken bir vasiyet

“Beni sakın öldü sanmayın. Bütün hayatımın yaşanmış seneleri Süleymaniye Kütüphanesi’nde Türk kültür arşivimle binlerce not ve hatıra defterlerimin içinde. Mündericat ve resimlerim emrinize amade. Ben hayatımda Tanrımın lütfu, büyüklerim, eş ve dostlarımın teveccüh ve dualarıyla cidden bahtiyar bir ömür sürdüm. Darısı dostlar başına.

Boş vakit geçirmeyip benim gibi her şeyi değerlendirin. İnanın ki diğer insanları bıktıracak kadar çok yaşarsınız. Boş geçen her vakit sizleri ölüme götürür. Acıyın kendinize.”

Günümüzün insanını düşündüğümüzde bu vasiyeti yerine getirmeye ne kadar ihtiyacımız olduğu ortada.

Paneli Prof. Dr. İsmail Kara yönetti. Konuşmacılar, Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar, Semih İrteş, Beşir Ayvazoğlu, Nevzat Kaya’ydı.

İki dönem arasındaki köprü

İsmail Kara, Süheyl Ünver’in, Osmanlı döneminin büyük sarsıntılar geçirdiği ve yıkılmaya yüz tuttuğu bir dönemde yetiştiğini ve eserlerinin büyük bir kısmını ise Cumhuriyet döneminde verdiğini söyledi. Ünver’i büyük ve önemli kılan şeyin, zor ve kritik dönemde yaşamış biri olarak iki devir arasında kurulması çok zor olan bağın kurulması, ilim, kültür ve sanatın bir devamlılık kazanması konusunda gösterdiği büyük çaba, büyük siyaset olduğunu belirtti.

Süheyl Ünver gibi bir çok değerimizin olduğunu (İbnülemin Mahmud Kemal İnal, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Abdülbaki Gölpınarlı …vb.) bunlardan birinin toplum ayağa kalması için yeteceğini vurguladı.

İlk konuşmacı Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar, Süheyl Hoca ile ilgili hatıralarından bahsetti. Hocanın öğrencisi olma ayrıcalığını yaşamış Ahmet Bey’in anlattıkları Süheyl Bey’in karakterini anlamamız açısından ayrıca bir önem taşıyordu.

Bir gün bile pişman olmaz

“İçinde onu hür kılmayan bazı şeyler vardı.” diyen Sayar, hocasının üç yönünden bahsetti: “Akl-ı selim, zevk-i selim, insan-Allah ilişkisi. Akl-ı selimi tıp okuyarak halletmiş. Zevk-i selimi tezhiple, güzel sanatlarla halletmiş ama insan-Allah ilişkisinden rahatsız. Rahatsızlığının sebebi annesinin tekkelere gitmesine izin vermemesi.”

Bu kısımda Ahmet Sayar, uzun bir hatıra anlattı bu hatırdan önemli gördüğüm bir yerini aktaracağım. Annesi ve babası, Süheyl Ünver’i iki yaşındayken Fatih Sultan Mehmet’in türbedarını ziyarete götürürler. Türbedar aynı zamanda Süheyl Bey’in babasının hocasıdır. Türbedar iki yaşındaki bu küçük çocuk için şunları söyler: “Bu çocuk büyür gider beni hiç unutmaz. Bu çocuk hayatta bir gün bile pişman olmaz.” Gerçekten de ne türbedarı unutur ne de pişman olacak bir şey yapar. Dolu dolu geçen bir hayat.

Ünver Hocanın el yazması eselerinden Süleymaniye Kütüphanesinde 1150 defter olduğunu söyleyen Sayar, “Ben çıldırıyorum bu defterlere. Bir gün sordum: Hocam bu nasıl çılgın bir projedir. Şunu söyledi: Şayet Selçuklulardan (Osmanlılardan değil) günümüze 10 tane defter gelseydi bugün Avrupa’ya karşı daha güçlü olurduk. Ben bu defterlerle ikinci bin yıla nişanlanıyorum. Süheyl Bey bize hayatta çalışmanın mükâfatsız kalmayacağını öğretti.”dedi.

sergiden bir görüntü

Farklı bir cihat yöntemi denebilir mi

Beşir Ayvazoğlu Süheyl Ünver’le yolunun nasıl kesiştiğini anlattı önce. Sonra İbrahim Paşa Konağını ile Beyazıt Hamamını yıkılmaktan kurtaranların Süheyl Ünver gibi insanlar olduğunu söyledi. Süheyl Hocanın, nadide el yazması eserleri, kaldırım sergilerinden, çöplerden topladığını, devletin sahip çıkması gereken bir mirasa hocanın sahip çıktığını vurguladı. Beşir Ayvazoğlu’nun şu tabiri çok hoşuma gitti: “Yangından mal kaçırır gibi kültür eserlerimizin kurtarabildiği kadarını kurtarıyor. İşte cihat böyle yapılır.”*

Konuşmacıların hepsinden birer bölüm aktarmak isterdim ama çok uzun olmasın diye bu kadarla yetineyim. Üsküdar Belediyesi, panel katılımcılarına Süheyl Ünver’in Karaca Ahmet Mezarlığını anlattığı Karaca Ahmetnâme adlı eserini hediye etti. Benim için, kütüphanemin en kıymetli eserlerinden biri. Kitabı inceleyip Süheyl Ünver’in hayatına ve Karaca Ahmet’e dair daha ayrıntılı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

Meryem Uçar Ünver Hocanın vasiyetine sahip çıkalım dedi

*editoryal not: Beşir Ayvazoğlu Beyin cihad böyle yapılır cümlesindeki maksadı anlamakla beraber ifadesine dunyabizim.com olarak katılamadığımızı, cihadın ancak ve ancak silahla yapılabileceğine, kalemle cihad edilemeyeceğine iman ettiğimizi buradan ifade etmek isteriz. Bu ifade ile bir itirafta da bulunalım; cihad farzından çokça korkmaktayız (en azından GYY'miz çok korkuyor) ama onu inkar edememekteyiz korkuyoruz diye lakin 20. ve 21. yüzyılın korkulan farzı cihadın mahiyetini de ılıştırmak dunyabizim.com'un defterinde yoktur, böyle biline! 

Yayın Tarihi: 14 Ekim 2011 Cuma 00:16 Güncelleme Tarihi: 15 Ekim 2011, 22:35
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
said ramazan
said ramazan - 9 yıl Önce

Merhum Ünver'in kitapları ve yazıları bakir bir alan. Hele yayımlanmayan defterlerinde yer alan kimi ifadeler bu bakirliği iyiden iyiye pekiştirir.Mesela 27 Mayıs üzerine yazdıklarının bir kısmı yayımlansın ondan sonra ona dair güzellemelerin büyük kısmının gölgede kalacağına eminim. Tıpkı Tanpınar'ın gümlükleri gibi.Bir de onun tekarar basılmayan eserlerini ve pek çok dergiye yayılan yazılarını kitap olarak okuma imkanına ne zaman kavuşacağız? Bu konuda da bir şeyler yapılmalı.

said ramazan
said ramazan - 9 yıl Önce

Editör notunun hakkı tefrik noktasındaki mermanını anlamakla birlikte bu açıklamanın da tashih edilmesi gerektiğini düşünüyorum: Cihad ve kıtal arasındaki farkı da düşünerek.. selametle.

banner26