banner17

İstanbul'daki hangi cami, hangi manevi sırrı kuşanmış?

Büyük zatlar, Peygamber Efendimize (sas) yakın olmak ve Medine-i Münevvere’yi ziyaret etme sırrına ermek isteyenlere Eyüp Sultan Camii'ne gitmeyi, İşlerinde feth ü fütuhat isteyenlere de Sultan Selim Camii'nde namaz kılmayı tavsiye ederlermiş. Suleyha Şişman yazdı.

İstanbul'daki hangi cami, hangi manevi sırrı kuşanmış?

Bir vesileyle Nur Kandili Veli Gönenli Mehmed Efendi kitabını yeniden okumaya başladım. Tekrar Mehmed Zahid Kotku Hazretleri’nden, “Keramete değil ondan evvelki itaate bak!” sözüyle aktarılan manaya hayran kaldım. Hazret, bu sözü şöyle izah ediyor: Allah velisi, Allah’a her haliyle itaat eden kimsedir. O’nun hiçbir sözünü yere düşürmez, her sözünü aziz tutar. Keramet dediğimiz şey de, bir ömür Allah Teâlâ’nın sözünü emir ferman bilip ciddiyetle taat eden o zatın talebini, Cenab-ı Hakk’ın aziz tutmasıdır. Allah, ömür boyu yolundan giden böyle bir kulunu mu mahzun edecek? Büyüklerin bir duası var, onu burada zikredeyim: “Ya rabbi bizi ibadat ü taatına mahkûm eyle!”

“Beni methetmek istersen bunu anlat”

Şimdi bir anektod... Gönenli Hocaefendi’nin talebelerinden İzzet Ay Efendi’den... Hocaefendi’nin bir âdeti varmış, hac veya umreye giderken hanımının verdiği kavurma ve tarhanayı götürür, vardığında da pazardan gazlı ocak alırmış. Sene 1972... Mina... Çadırda nefis bir tarhana kokusu... Gönenli Mehmed Efendi ocağın başında çorba kaynatıyor, herkese ikram ediyor. Bu arada şöyle bir detay vermek istiyorum. Hocaefendi’nin yanında herkes pürdikkat bir vaziyette hizmet kolluyor. Hocaefendi ise, bu işi kimseye tevdi kılmadan bizzat kendisi üstleniyor. Ve yemekten sonra İzzet Ay Efendi’ye şöyle diyor: “Bir yerde beni methetmek isterseniz bunu anlatın!” Hazret, zaten kerametlerinin anlatıldığını işittiğinde çok celallenirmiş.

“Baba erenler himmet!”

Küçükken kıymetli bir ağabeyim tarafından kulağıma çalınan bir sözü anımsarım: “Nafile ibadetlerin en büyüğü, insana hizmettir.” Bu bir yerde dursun. Geçenlerde bir sohbette edindiğim bilgiyi aktarayım. “Baba erenler, himmet!” demiş bir derviş. Baba erenler de, “Evladım, hizmet!” demiş. Şimdi bu cümle bir pazarlık ifadesi değildir. Yani derviş himmet istiyor, baba erenler de, “Yavrum, sen hizmet et, biz de sana himmet edelim…” demiyor. Himmetinin bizzat hizmet olduğunu söylüyor: “Sen hizmet ediyorsun ya, işte bu himmettir. Himmeti hizmetten ayrı mı zannediyorsun? Himmeti hizmette gör.”

Yukarıda Hocaefendi’nin “Bunu anlat” demesine bakıp da kerametleri olmadığını düşünmeyin. O kıssadan hissemize düşen hizmetin önemidir. Gönenli Mehmed Efendi’nin Medine-i Münevvere’de, Mekke-i Mükerreme’de bile gösterdiği kerametleri vardır. “Bile” dedim çünkü İzzet Efendi’nin dediğine göre, “bir veli için beldesinde keramet göstermesi rastlanan bir şey”miş fakat Harem’de göstermesi onun Efendimize ve Allah Teâlâ’ya yakınlığına işaret etmesi bakımından mühimmiş.

İstanbulluların uyması gereken vakfiye şartı

“Nur Kandili”nin hemen başında, Gönenli Mehmed Efendi’nin çok mahviyetli bir zat olduğunun belirtildiği gibi hemen her yerinde kendisini ziyadesiyle setrettiği, pek çok hadiseyi “Allah Allah...” diye şaşırarak anlattığı ve bu kitapta birçok şeyin yazılamadığı çünkü Hocaefendi’nin görünmekten hoşlanmadığı aktarılıyor. “Nur Kandili”nin bir bakıma manevi izni ise, bu kitap vesilesiyle Kur’an’ı ve Efendimizi tanıtmak üzerinden alınıyor. Kitapta Hocaefendi’nin sohbet üslubunu görür görmez, cami isimleriyle karşılaşıyoruz. Bu da bir anlatım tarzı. Gönenli Mehmed Efendi’nin Fatih Camii’nde yaptığı sohbet ve vaazlar, Süleymaniye Camii’nde, Sultanahmet Camii’nde, Yavuz Selim Camii’nde, Sümbül Efendi Camii’nde, Eyüp Sultan Camii’nde... Cami cami... Camilerde nasıl bir hal takındığı, hepsinde ayrı bir tecelli olduğu birbirini takip eden bölümlerde yer alıyor.

Yavuz Sultan Selim Camii bölümünde, hakiki İstanbulluların İstanbul’a kuş bakışı baktığında esmaü’l-hüsnanın yazılı bulunduğu bir levha ile karşılaşacakları ve her bir yerde “Mühr-i Muhammedi”yi ve esma-i nebiyi görecekleri belirtilmiş. İstanbulluların üzerindeki bir nevi vakfiye şartı olarak da, farklı farklı camilerde ve mescidlerde namaz kılması gerektiğine vurgu yapıyor.

Manevi mimarların camiler hakkındaki ifşaatı

Yine bu bölümde enteresan bir yer var. Hangi camilerde hangi manevi sırların bulunduğu yazıyor. Büyük zatlar tarafından,

  • Efendimize (sas) yakın olma, Medine-i Münevvere’yi ziyaret etme sırrına ermek isteyenlere Eyüp Sultan Camii,
  • İlim tahsilinde sıkıntı ve zorluk çekenlere Fatih Camii,
  • Maddi sıkıntı ve borç içerisinde olanlara Beyazıt Camii,
  • Manevi fütuhat, ruhani terakki ve evliyaullahın ruhlarına mülaki olmak isteyenlere Süleymaniye Camii,
  • Maddi ve manevi meselelerinde hüküm ve karar bekleyenler için Sultanahmet Camii,
  • İşlerinde feth ü fütuhat isteyenlere Sultan Selim Camii,
  • İdaresinde muktedir olmak isteyenlere Ayasofya Camii işaret ve tavsiye edilmiş.

Ayrıca İstanbul’un Medine’sinin Eyüp Sultan Hazretleri Camii, Mekke’sinin Fatih Sultan Camii, Kudüs’ünün Sultanahmet Camii, Kerbela’sının Sümbül Efendi Camii olduğunu öğreniyoruz. Hocaefendi’nin tevazuu sebebiyle ruhaniyetini incitmemek açısından camiler üzerinden bir anlatım yapıldığını söylemiştik. Bir de Hocaefendi’nin Türkiye’ye -hassaten İstanbul’a- Kur’an-ı Kerim mührünü vurmuş olduğundan söz edilir. Zira on binlerce Kur’an talebesi yetiştirmiş, reisülkurralık yapmıştır. Gönenli Mehmed Efendi’nin hizmetinin bir veçhesi de vaaz ü nasihatlarıdır. Resmi olarak Ayasofya ve Sultanahmet Camii'lerinde imam-hatiplik, Sümbül Efendi Camii’nde kürsü şeyhliği, Eyüp Sultan Camii’nde ise şeyhülkurralık makamında olan Hocaefendi, İstanbul’daki bütün camilerin fahri imamı ünvanına sahiptir. Sekseni aşkın yaşına rağmen bir günde bazen yedi, haftada otuzdan fazla camide sohbet ettiği naklediliyor. Bu açıdan Gönenli Hocaefendi’nin hayatının anlatıldığı bu çalışmada hayatının tebarüz eden unsurlarından biriyle, İstanbul’un camileriyle beraber sunulmasını çok önemsiyorum.

Camilerin, mescidlerin, tekkelerin dört bir yanını tezyin ettiği şehr-i İstanbul’un sakinleri olarak bu manayı fehmedenlerden olmayı, bu deryanın içerisinde bulunup da bundan haberdar olmamak gibi bir mahrumiyetten uzak olmayı, velhasıl feraset sahibi olmak gibi bir ihsanı Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.

Suleyha Şişman, “Hayırlar yaz başımıza” dedi

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 16:52
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20