banner17

İslam dünyası mümkün mü?

İDSB (İslam Dünyası STK'lar Birliği) Genel Sekreteri Necmi Sadıkoğlu ile konuştuk..

İslam dünyası mümkün mü?

İslam Dünyası tamlamasını dunyabizim.com sitesi özellikle kullanmıyor! Çünkü dünya bir tane! Ve o da Allah’ın arzı olan dünya. O dünya bizim işte! Biz sitemizde İslam dünyası gibi yanlış bir kullanım yerine Dünya Müslümanları ifadesini tercih ediyoruz! Ama İDSB’nin ismini de size düzeltip veremiyoruz, bunu İDSB kendisi yapacaktır inşallah! İDSB’li dostlar bu çokbilmişliğimize çok takılmazlar, kırılmazlar da tefekkür edip ismin daha sahihini koyarlar…

Farklı ülkelerden toplam 130 sivil toplum kuruluşundan oluşan İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği 2005 yılında resmi olarak kuruldu ve uluslararası birçok başarılı programa imza attı. İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) Genel Sekreteri Necmi Sadıkoğlu ile sizler için görüştük.İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği

Bize kısaca İDSB’yi tanıtabilir misiniz?

Mayıs 2005 tarihinde İstanbul’da 40 ülkeden üç yüzü aşkın sivil toplum kuruluşunun katılımıyla “Uluslararası İslâm Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Konferansı: Değişen Dünyada Yeni Bir Vizyon Arayışı” başlıklı bir konferans düzenlendi. Konferansın ilk gününde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç, ikinci gününde Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül birer konuşma yaptılar. Konferansın son oturumunda oluşturulmak istenilen Birliğin taslak tüzüğü tartışmaya açılarak konferansa iştirak eden temsilcilerin oyları ile İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB)’nin kurulmasına karar verildi ve ilk üç yıllık dönem için Birlik Genel Sekreterliğine bendenizi seçtiler.

Birlik merkezi İstanbul olarak kabul edildi. 3335 Sayılı Uluslararası Nitelikteki Teşekküllerin Kurulması Hakkında Kanun göre, Uluslararası Kuruluş Statüsünde, İDSB’nin kuruluşu 31 Aralık 2005 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile resmileşti.

Sizce kısaca bir global bakış atacak olursak dünya Müslümanlarının gidişatını nasıl yorumluyorsunuz?

Gidişatı gayet iyi görüyorum. Bunu hem sahip olduğumuz inanç esaslarına bağlılığımızın bir gereği olarak söylüyoruz hem de ilmi, sosyal, iktisadi, siyasal ve uluslararası alanda Müslümanların yapmış olduğu başarılı faaliyet ve çalışmalara bakarak söylüyoruz.

20616

Yıllardır gönüllü  kuruluşların içindesiniz. Sizce gelecek açısından bakacak olursak Müslümanlardaki DEĞİŞİMİ Nasıl buluyorsunuz?

Aslında “değişim”  kelimesi başlı başına büyülü bir kelime gibi. Hele bu kelime dünya müslümanları tamlaması içerisinde geçiyorsa işin rengi ve boyutu da değişiyor. Doğrusu sizin de belirttiğiniz gibi çok uzun süredir Allah (cc)’a şükürler olsun gönüllü teşekküllerimiz içerisinde hizmet etmekteyiz. Sorunuzdaki değişim kelimesi eğer Müslümanların sabitelerine bağlı kalarak ve içinde bulunduğumuz çağın da gereklerini yerine getirerek gerçekleştirdikleri bir değişimden bahsediyorsak bunu elbette gayet olumlu karşıladığımı ifade etmeliyim.

Yok, değişimden kasıt eğer medeniyet düzleminde bir değiş, geleneğin inkârı, sahih anlayışın iflası ve modernitenin tamamen hayata ve gönüllü teşekküllere sirayet etmesi ise elbette bu kabul edilebilir bir şey değildir. Şimdi her iki değişimin de halihazırda dünyamızda var olduğu gerçeğini göz önüne alırsak, medeniyetimizin yeryüzüne hakim olması idealimizde olumlu yönde bir değişimi kabul ettiğimizi ve onayladığımızı ifade etmeliyiz. 

Müslüman gençleri değerlendirebilir miyiz? Gençlerimizin dünyaya bakış açıları sizce nasıl olmalı?

Şüphesiz. Şimdi ellili yaşları devirmiş biri olarak genç iken nasıl bir dünya tasavvur etmekteydim onu hatırlıyorum. Şimdi çağın aletleri, yaşam tarzı ve konjonktür anlamında değişiklikler eskiye nazaran çok daha geniş boyutlu ve karmaşıklaşmış olabilir. Ancak fıtraten insanların Hz. Adem (as)’den kıyamete kadar değişmeyeceği hakikatine vurgu yaparsak şunu söyleyebilirim; gençlerimizin dünyaya bakış açısı varlıklarını ilahi bir köke dayayan, içinde bulunduğu zamanı bi-hakkın idrak edip çağlar üstü mesajı yaşayan ve yayabilecek donanıma sahip olan ufuklar ötesi bir vizyon taşıyan bir bakış açısı olmalıdır.

Necmi SadıkoğluBatının  özellikle Pakistan'da yaşanan felaketle ilgili olarak iki yüzlülük yaptığı veya ağır davrandığı söylenebilir mi neden?

Yani sadece Pakistan’da yaşanan felaket için değil, Endonezya’daki deprem felaketi için de iki yüzlülük yaptıkları söylenebilir. Dahası batı dünyasının Ruanda’da yaşanan iç savaş için, Çeçenistan’da, Doğu Türkistan’da, Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da ve hatta Latin Amerika’daki onlarca ülkede cuntaların yaptıkları katliamlar karşısında da bir şeyler yapmadığı, bizahiti işgal veya katliamlara ortak olduğu hatırlanabilir.

Türkiye’de sivil toplum örgütlerine katılım maalesef istenilen seviyede değil. Yani STK'larımız silahlı kuvvetler gibi güçlü olması gerekirken Türkiye'de de olmak üzere diğer ülkelerde de zayıf. Bunu teşvik etmek için neler yapılmalı?

Dediğiniz gibi üzücü  olmakla birlikte önemli bir meseleye işaret ediyor sorunuz. Tabi gönüllü  teşekküllere katılımın istenilen seviyede olmamasındaki en önemli saikin ülkemizdeki maruf mihrakların yürüttüğü politikalar ve icraatların etkili olduğunu açıkça belirtmeliyiz. Örneğin uzun dönem başkanlığını yaptığım ülkemizdeki en önemli çatı teşkilatlarından bir tanesinde post-modern darbe sonrasında sayıca kalabalık yönetim kurulu toplantılarımızı iki veya üç kişi ile yaptığımızı hatırlıyorum. Zira insanlar bu alanlara katıldığından, çalışmalar yaptığından dolayı gözaltına alındılar, baskı ve takibata uğradılar, mahkemelerde süründürüldüler.

Peki, o zamandan beri yol aldık mı? 

Şimdi elhamdülillah o dönemler geride kaldı, daha özgür ve serbest bir ortam ile imkânların daha fazla olduğu bir dönem içerisindeyiz. Geçmişle kıyaslanamayacak derecede geniş imkân ve araçlara sahip olan sivil toplum kuruluşlarına katılım işine gelince. Kanaatimce öncelikle vakıf ve dernek çalışmalarında Allah (cc) rızası gözetilmesi gerektiği akıllara iyice kazınmalı.

Sonrasında güvenilir, işini bilen profesyonel kadroların yönettiği; ellerinde projeleri ve uzun soluklu çalışma takvimleri olan ve sağlıklı bir mekanizma ile sistematik bir şekilde çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarının varlığı geliyor. Eğer bu iki şey; yani temelinde Allah (cc) rızası olan bir düşünce ve profesyonel bir kadronun da iş başında olduğu teşkilatlar ortaya –tıpkı şimdi olduğu gibi – güzel hizmetler sunarlar ise inanıyorum ki o nispette de insanlarımızın takdir ve tebriklerini hak edeceklerdir. Bu da beraberinde maddi ve manevi katılımı getirecektir diye düşünüyorum.

 

Fahri Sarrafoğlu konuştu

Güncelleme Tarihi: 24 Ekim 2010, 02:17
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ömer Keser
Ömer Keser - 8 yıl Önce

Teşekkür ediyoruz..Neden ayırım yapıyoruz ki..Dünya Müslümanlığı ne kadar güzel..teşekkürler kim önerdiyse..
DÜNYA MÜSLÜMANLIĞI VE BİR SORU SORUYORUM 23 ŞUBAT DÜNYA NE GÜNÜ?

banner8

banner19

banner20