banner17

İşgalin yetiştirdiği adam!

'Elli senedir ben şehadeti bekliyorum zaten, sakat arabasında ölmek yerine camiye giderken ya da namazda ölsek daha iyi olmaz mı?' diye düşünüyordu.

İşgalin yetiştirdiği adam!

Haftalık Özgün Duruş gazetesinin 10 Eylül 2010 tarihli 53. sayısını elime aldığımda sağ üst köşede bir söz dikkatimi çekti. Şöyle yazıyordu: “Namaz onun sevgilisi, şehadet en büyük arzusuydu.” Bu güzel sevgili ve kutlu arzu, Filistin’deki İslamî mücadelenin komutanı, mescitteki çocukların öğretmeni, ailesinin babası ve insanların dostu Şehit Şeyh Ahmet Yasin’in.Şeyh Ahmed Yasin

Felç kaldı ama yılmadı

Ahmed Yasin. Ahmet Yasin Askalanî de diyebiliriz. Üç yaşında iken babası vefat etmiş, annesinin ve kardeşlerinin himayesinde büyümüş. 1948 işgalinde Gazze'ye göç ettiklerinde 11 yaşındaydı. Okulu İmam Şafii Okulu. İmam Şafii de Gazze'liymiş.

15 yaşında yüzerken başının üstüne düşmüş ve boyun kemiği kırılmış. Bu yüzden bütün vücudu felç olmuş. Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler almış. Kendi özel çalışmalarıyla da kendini çok iyi yetiştirmiş. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanınırmış gençliğinde. Özel öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olmuş.

İşgalci rahatsız

1967 yılında Filistin'in tamamının siyonist işgalcilerin eline geçmesi üzerine insanlar vatanlarını işgalden kurtarma mücadelelerinde kendilerine önderlik edecek birilerini aramaya başladılar. Yahudilerden gelen tehlike konusunda insanların şuurlandırılmasında Şeyh Ahmed Yasin'in büyük rolü oldu. Gazze'de İslam Merkezi'ni kurmasından sonra iyice tanındı ve Filistin'in her tarafında adı duyulmaya başladı. Bu durum işgal yönetimini son derece rahatsız etti. Bu yüzden onu defalarca polis merkezine çağırdılar. 47 yaşında Ahmed Yasin ve yardımcılarından pek çoğu tutuklandı. Yürütülen soruşturma sonunda Ahmed Yasin, “İsrail devletini yıkarak yerine Müslümanlara ait bir devlet kurmak için çalıştığı” gerekçesiyle 13 yıl hapse mahkûm edildi. Ancak on bir ay sonra Filistinlilerle işgalciler arasında bir esir değişiminde serbest İntifadabırakıldı. 1985'te gerçekleştirilen bu esir değişiminden sonra Şeyh Ahmed Yasin yine Filistinli mücahitlerin siyonist işgalcilere karşı sürdürdükleri cihadın da başlarına geçti.

Hamas kuruluyor

Ahmed Yasin, 8 Aralık 1987'de başlayan intifadanın öncüsü durumundaki İslamî Direniş  Hareketi (Hamas)'nin kurucusu idi. Hamas'ın kökeni Müslüman Kardeşler cemaatine dayanıyordu ve Ahmed Yasin de bu cemaatin Filistin kanadının bir mensubuydu. Ancak 1987'ye gelindiğinde işgale karşı fiilî mücadeleyi organize edecek bir direniş örgütüne ihtiyaç olduğu görüldü ve Şeyh Yasin'in öncülüğünde Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) ortaya çıktı. Ahmed Yasin, bütün hayatı boyunca bu teşkilatın manevi lideri olarak bilindi ve intifadanın devamında bir motor görevi gördü.

Siyonistler, 18 Mayıs 1989'da Şeyh Ahmed Yasin'i yeniden tutukladılar. Onunla birlikte İslamî Direniş Hareketi mensubu pek çok kimseyi de tutukladılar. Bu tutuklama,1987’de başlamış olan intifadayı durdurmayı amaçlayan sonuç getirmeyecek bir uygulamaydı. Ancak siyonistler umduklarını bulamadılar. Çünkü bu olay üzerine intifada daha da şiddetlendi. Nerede görülmüştür bir davanın hapishaneler aracılığıyla sona erdiği? Aksine, çoğu dava hapishanelerde yeşerip filizlenmiştir.

Karpuz ye deseler, yemem

Uzun oyalamalardan sonra Ahmed Yasin 3 Ocak 1990'da mahkeme önüne çıkarıldı ve 15 suçlamadan yargılandı. Bu ilk duruşmadan sonra yargıç yeniden duruşmayı belirsiz bir tarihe erteledi. Daha sonra siyonist yönetim Şeyh Ahmed Yasin'in 6 Ekim 1991'de mahkeme önüne çıkarılacağını açıkladı. Hamas bu sırada, Şeyh Yasin’in yargılanmasını protesto için genel grev ilan etti. 16 Ekim 1991'de de mahkemenin verdiği zulüm hükmü açıklandı. İsrail askerî mahkemesi Hamas'ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin'i ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ona ayrıca, öldürme emirleri verdiği ve İsrail'i yıkarak yerine İslamî bir devlet kurmayı amaçlayan kanun dışı(!) örgüt kurduğu iddiasıyla on beş yıl hapis cezası verdi. Siyonistler birkaç teklif götürdü Ahmed Yasin’e, karşılığında hapisten çıkarmak üzere. Bunları az çok tahmin ediyorsunuzdur. Fakat Yasin’in söylediği söz manidar: “Bana dışarıda karpuz yememi söyleseler bile yemem. Ben işgal devletini muhatap kabul etmiyorum ki, şartını nasıl kabul edeyim?”İntifada

Şehitti artık, istediği gibi

Ahmed Yasin, 30 Eylül 1997’de serbest bırakıldı ve tedavi olup dönmek üzere Amman’a gitti. Şeyh Ahmed Yasin, Amman'da bir süre tedavi gördükten sonra vatanı Filistin'e ve ailesinin ikamet ettiği Gazze'ye döndü. Zindan hayatı boyunca çektiği sıkıntılar, eziyetler onu yıldırmamıştı. Çünkü Gazze'ye dönüşünün ardından hemen Filistin direnişindeki manevi lider mevkiine yeniden oturarak mücadelesini kaldığı yerden devam ettirmeye başladı.

22 Mart 2004 tarihinde, sabah namazı çıkışında füzelerle şehit edildi. Bunda şaşılacak bir şey yoktu, aksine herkes bunu bekliyordu. Özellikle son üç yılda Ahmed Yasin daha sık aranıyordu, evine dinleyiciler takılmıştı ve sürekli ateş altındaydı. Ne mutlu ki istemediği gibi (tekerlekli sandalyede, hasta yatağında) değil de, istediği gibi öldü: Şehit olarak.

Yasin’in hayat hikâyesi kısaca böyle. Özet yeterli değil tabii ki. Hayatında irdelenmesi gereken, örnek alınması gereken birçok özelliği var Ahmed Yasin’in. Hamza Er’in (Özgün Duruş-sayı 53), Ahmed Yasin’in çocuklarıyla yaptığı röportaj o özelliklerin birçoğunu barındırmakta. Birkaç satırı aktarmak isterim sizler için:

Şeyh Ahmed Yasin’in bir günü nasıl geçerdi?

Sabah namazından önce kalkardı. Namazını kıldıktan sonra bir saat kadar Kur’an okurdu. Sonra iki saat dinlenirdi. Daha sonra gün boyunca sakat arabasında ziyaretçilerini karşılar, onları dinlerdi. Gece saat ikiye kadar ağırlardı bir sürü insanı: Nasihat isteyenler, yardım bekleyen aileler, kamplardan ziyaretçiler ve hareketten arkadaşları.

Evin dışında nelerle meşgul olurdu?

Zamanını Darul Erkam ismini verdiğimiz okullarda geçirip orada öğretmenlik yapmaktan büyük mutluluk duyardı. Bu, onun en büyük ideallerinden birisiydi. Sürekli ‘benim özel okulum olsa da istediğim eğitimi verebilsem’ derdi. Şeyh, insanların dertlerini dinler ve çözüm bulmaya gayret ederdi. Komşularının dertleriyle dertlenir, yetim çocuklara ve dul kadınlara sahip çıkardı.

Darul Erkam’da çocuklara ve gençlere yaklaşımı nasıldı?

Özel bir nesil oluşturmak için kuruldu bu okul. Şeyh orada 70’li yıllarda öğretmenlik yapmıştı. Çocuklara açık örneklerle dersleri anlatırdı. Mesela abdest almayı öğretirken masanın üstüne bir cetvel koyardı ve onu bir musluk olarak düşündürüp daha sonra gönderirdi çeşmeye. Babam hanımların yetişmesine de önem verirdi. Hanımlar arasındaki ilmî ve sosyal aktivitelerin artırılması için teşvikte bulunurdu.

Şeyhin aile fertleriyle ilişkisi nasıldı?

Ailesiyle güzel, sıcak bir ilişki içerisindeydi. Ailesiyle istişareye çok önem verirdi. Hanımına, kız çocuklarına özel vakit ayırırdı. Bu özel vakitlerde başka bir şey yapmaz, sadece onlarla ilgilenirdi. Bazen o kadar yoğun oluyordu ki, aile fertleri olarak onu göremiyorduk. Ev halkı çalışma mekânına bakan kapıyı açar, içeri girer, şeyhin karşısına oturur, ‘yeter, biraz da bize vakit ayır’ derlerdi. Babam onlara, ‘siz de randevu alın, ajandaya isminizi yazın’ diyerek şaka yapardı. Çocuklarına güzel terbiye verirdi. Küçük yaşımızdan itibaren bizleri namaza alıştırdı. Namazlarda bizimle cemaat yapardı. Özellikle sabah namazı üzerinde dururdu. Çocukları sabah namazına teşvik etmek için onlara küçük hediyeler verirdi.

Şeyh Ahmed Yasin
(+)

Namazlarında cemaate çok mu önem verirdi?

Dünyada en çok zevk aldığı amelin namaz kılmak olduğunu söylerdi. Güvenlik açısından tehlikede olduğunu bildiği halde sabah namazını camide kılmayı ihmal etmezdi. “Ölüm zaten bizi bulacak” der, kendisini camiye götürmemizde ısrar ederdi. “Elli senedir ben şehadeti bekliyorum zaten, sakat arabasında ölmek yerine camiye giderken ya da namazda ölsek daha iyi olmaz mı?” diye düşünüyordu.

Şeyh Ahmed Yasin’in geçirdiği kazaya rağmen elde ettiği başarısının anahtarı nedir?

Babamın geçirdiği kaza Allah’ın takdiriydi. Fakat babam hiç yılmadı. O’nun başarısının sırrı hiç bitmeyen azmi ve sürekli olarak aktif kalmaya çalışmasıydı. Devamlı olarak hareket ederdi. Bu yönüyle yaşadığı acıları da unuturdu. Bir hasta, eğer hareket etmeden devamlı yatarsa depresyona girer ve sürekli güçsüz ve zayıf bir hal içerisinde olur. Yalnız Ahmet Yasin’in hayatı farklıydı. Bazen sakatları ziyaret eder, onların içerisinde ağlayanları gördüğünde uyarır ve manevi destek verirdi onlara.

 

Esad Eseoğlu bir şehidi hatırlatmak istedi

Güncelleme Tarihi: 19 Eylül 2010, 20:23
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
tuğba
tuğba - 8 yıl Önce

çok kaliteli bir paylaşım olmuş,elinize yüreğinize sağlık...

empati
empati - 8 yıl Önce

Şeyh Ahmed Yasin'i bugün Fatihalarla anarken, İslâm aleminde kendisine örnek arayan dinamik gönüllü kardeşlerimizin gözüne, gönlüne Şeyh Ahmed Yasin'in nur yüzlü, beyaz sakallı resmini şehadeti arzular bir şekilde iliştiriyoruz.
Şeyh'in resmini bilgisayarlarda ya da telefonlarda, evimizin en güzel köşesinde değil, gönlümüzde taşıayabilecek imanı Allah'tan diliyoruz.
Allah Teala bizleri Şeyh Ahmed Yasinlerle tanıştırsın, yollarında yürütsün.

Sabit
Sabit - 8 yıl Önce

Şeyh Ahmet Yasin'in şehadet haberini o gün sabah duymuştum…
Sabah namazına kalkamadığım bir günün sabahı…
Bir sabah namazı vakti… cami… cemaat… namaz… tekerlekli sandalye… füze… şehadet…
Hazırlıktaydım o zaman… İngilizceye hazırlanıyordum…
O füze beni de vurdu… yaralanmıştım…
Okula gidemez oldum… Okulu bıraktım…
…
1 sene sonra geri döndüm üniversiteye…
Füze yarası hala kanıyor…
Onun kanı kalplerimizi diriltmeye devam ediyor…

Selam sana!

banner8

banner19

banner20