banner17

İsa Yusuf Alptekin demek Doğu Türkistan demektir

İsa Yusuf Alptekin'e göre Doğu Türkistan davası beynelmilel bir dava haline getirilmelidir. Esir kardeşlerimizin durumunu anlatmak, onları dünyaya tanıtmak lazımdır. Metin uygun yazdı.

İsa Yusuf Alptekin demek Doğu Türkistan demektir

İsa Yusuf Alptekin... Doğu Türkistan davasının bu sembol ismi, her şeyden önce tam bir Türk-İslam medeniyeti âşığıdır, Hak âşığıdır. Bu aşk onda öyle bir hal almıştır ki, yüreği bu aşkla yanar, tutuşur. Yüreği bu aşkın yangınıyla yangın yeridir. Hayatı boyunca verdiği mücadelede, her davranışında bu yangının izini görür, her konuşmasında bu yangından kaynaklanan feryatlar duyar, yakarışlar işitiriz. Yine yazılarında bu yangının verdiği acıları, çaresizlikleri okuruz.

Yaşadığı dönemde dünyadaki Türklerin, Türkiye hariç hepsi esaret altındadır. Türkler, Sovyet-Rus ve Çin komünizmi altında inim inim inlemektedir. Alptekin bu durumu, “Üsküp’ten Urumçi’ye kadar uzanan topraklar üzerinde, Türkiye hariç tutulursa, bir müstakil Türk devleti ve hürriyetine kavuşmuş bir Türk yurdu daha gösterilemez” sözleriyle ortaya koyar. Oysa ona göre bu bölgelerdeki Türkler kadar istiklal ve hürriyetin kıymet ve değerini bilen, manasını anlayan başka bir millete çok az rastlanır.

O zaman sorar “neden bu millet esirdir” diye. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Alptekin bu sebepleri şöyle açıklar: “Türkler İslamiyet'le tanıştıktan sonra kurdukları ‘toplum düzeni’ diğer milletler tarafından arzulanan bir düzen olmuştur. Türk-İslam medeniyeti göz kamaştırır bir seviyeye ulaşmıştır. Çin ve Hint medeniyetleri, Türklerin parlak bir medeniyet kurmaları neticesinde susmak, sükut etmek zorunda kalmıştır. Rus despotizmi de bu medeniyete boyun eğmiştir. Ancak bu yüksek medeniyet ve devam eden fetihler, Asya’da ve Avrupa’da insan haysiyetini ve cemiyet hayatını istismar eden bütün devletlerin düşmanlığını kışkırtmıştır. Bunun için Türkler bütün dünyanın hedefi olmuşlardır. Türk dinamizmi ve İslam idealizmi mağlup edilemeyince, hükümranlıklarını sürdüremeyeceğini anlayan emperyalist güçler, Avrupa içlerinden Uzakdoğu’ya kadar uzanan Türk-İslam illerinde korkunç bir imha ve terör, kıyım, yok etme ve asimile hareketine girişmişlerdir.”

Zaten şu an Ortadoğu dediğimiz bölgenin içinde bulunduğu durum, Türkiye’nin an itibariye Rusya’yla yaşadığı kriz ve gerilim, bu tarihi hesaplaşmanın bir neticesi değil mi? Alptekin, Türklerin yaşadığı toprakların verimliliğinin, yer altı zenginliklerinin ve zamanımız ekonomi-politiğinin, bu işgallerde ve zulümlerde rol oynayan diğer sebepler olduğunu ifade eder: “Hiçbir tarihi geçmişi olmayan ve tarihte hiçbir zaman medeniyet yapıcı rol oynamayan, millet olma şuurundan uzak birçok Asya ve Afrika topluluğu zamanımızda hür yaşarken, tarihin en tanınmış topluluğu olan ve adı, tarihi, hürriyet ve istiklalle özdeşleşen Türkler, neden hâlâ esir muamelesi görüyor. İnsanların kulağını tıkadığı bu davada biz de susarsak, tarihe karşı en büyük cürmü işlemiz oluruz.”

Damulla’dan sonra mücadeleyi ‘Üç Efendiler’ üstlendi

Doğu Türkistan’ın Çin’le olan mücadelesinin geçmişi çok eskilere, milattan öncelere dayanmaktadır. “1760 yılındaki Çin idaresi Doğu Türkistan’ı tamamen unutturmuş, Türk vatanının ismine ‘Sinkiang’ denmiş ve dünya efkarına ‘Sinkiang’ın Türklükle ilgisinin bulunmadığı intibaı verilmek istenmiştir” der Alptekin. Yine “Türkistan topraklarının bugünkü Batı Türkistan topraklarından ibaret olduğu propagandası yapılmış, Doğu Türkistan, Çin emperyalizminin ‘Sinkiang’ politikasına kurban edilmiştir” diyerek Çin’in Doğu Türkistan politikasının içyüzünü ortaya koyar.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Sovyet-Rusya’nın Doğu Türkistan topraklarından çekilmek mecburiyetinde kalmasıyla, Doğu Türkistan tamamen Çin’in esareti altına girer. Bundan sonra Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz istiklallerini kazanmak için çok defa ayaklanırlar. Bu ayaklanmalar hep kanlı bir şekilde bastırılır. Doğu Türkistan’da Abdulkadir Damulla, açtığı Matle’ul Hidayet ismindeki okulla ve yayınladığı kitaplarla gençlerin ve halkının bilinçlenmesine çalışır. Damulla’dan sonra mücadeleyi ‘Üç Efendiler’ olarak bilinen İsa Yusuf Alptekin, Muhammed Emin Buğra ve Mesut Sabri Baykuzu üstlenirler. Mesut Sabri Baykuzu’nun Doğu Türkistan için verdiği mücadele, 1951 yılında Çin yönetimi tarafından tutuklanıp 1952 yılında zehirli iğneyle öldürülmesi ile son bulmuştur. İsa Yusuf Alptekin ve Muhammed Emin Buğra’nın mücadeleleri hayatlarının sonuna kadar devam etmiştir.

Türkiyemiz bile Türkistan davasına esaslı olarak el atmış değildir”

İsa Yusuf Bey, Çin konsolosluğunda Türkçe tercüman ve katip olarak çalışmış. Bu sayede Taşkent ve Endijan’da görev yapmış. Daha birçok yerleri görme imkanını elde etmiş işi sayesinde. Moskova ve Petersburg’u da seyahatleri sırasında görmüş. Sibirya’dan geçmiş. Bütün bu seyahatleri, onun Rusya’nın, esiri olan Türk topluluklarına yaptığı mezalimi yakından görmesini sağlamış. “O zamandan beri komünizme düşman oldum ve kendi kendime Doğu Türkistan’ın Çin esaretinden kurtulması, Ruslar tarafından istila edilmemesi için mücadele etmeye karar verdim” der.

Alptekin, Doğu Türkistan’ın içinde bulunduğu durumun, maruz kaldığı mezalimin hür dünya tarafından yeterince bilinmediğinden şikayet eder. Hatta bu durumu “en yakın komşularının dahi bilmediğini” söyler. “Türkiye’miz bile Türkistan davasına esaslı olarak el atmış değildir. Bize, esir Müslümanlara, şu anda komünizmin pençesi altında inleyen kardeşlerimize yardım edecek kimse gözükmüyor” gerçeğini dile getirerek, davasının zorluğunu, davasındaki yalnızlığını ve imkansızlığın ne derece büyük olduğunu anlatır. İsa Yusuf Bey, “Rusya, Çin harp bakımından güçlüler. Ama şuna inanıyoruz ki, maddi yönden ne kadar güçlü olursa olsunlar, er geç yıkılacaklardır. Çünkü, Türkistan’daki kardeşlerimiz, bütün baskılara, işkencelere, zorlamalara rağmen inançlarından bir şey kaybetmediler. Hürriyeti arzuluyorlar. Serbestçe Allah’a ibadet etmeyi arzuluyorlar. Bu arzu ve inanç er geç komünizme galip gelecek, bu demir perdeyi yırtacaktır inşallah” sözleriyle, bu zor davasına olan inancının büyüklüğünü, davasına olan teslimiyetini ifadeleştirir.

Doğu Türkistan davası beynelmilel bir dava haline getirilmelidir

İsa Yusuf Bey, esaret altındaki Türklerin bu durumdan kurtulmaları için bazı tavsiyelerde de bulunur. Doğu Türkistan davası beynelmilel bir dava haline getirilmelidir. Komünizmin iç yüzünün bütün dünyaya anlatılması, bu belaya karşı alınacak tedbirlerin başındadır. Komünizmi bilenin kolay kolay bu fikre sahip çıkmayacağını, hatta komünizmden nefret edeceğini söyler. Ona göre yapılması gereken en önemli şey, gençlere iman duygusu vermek ve İslam'ı öğretmektir. “Çünkü inanç sahibi kişiye komünist fikirlerin tesir edemeyeceğine” inanır. Yine gençlere tarihi öğretmek tavsiyesinde bulunur. Tarihini öğrenen kimse, başta gençlerimiz olmak üzere, komünizmin aldatmalarına itibar etmeyecektir. Esir kardeşlerimizin durumunu anlatmak, onları dünyaya tanıtmak lazımdır. Çünkü onlar zulmün pençesinde kıvranmaktalar: “Türkiye’deki kardeşlerimizin esir kardeşlerinin durumunu bilmesi lazım. Elinden bir şey gelmese de, kurtulmaları için dua eder.”

17 Aralık 1995 yılında Rahmet-i Rahman’a kavuşan, kuru bir milliyetçi olmaktan uzak Cenab-ı Allah’a ve İslamiyet'e sıkı sıkıya bağlı bu büyük dava adamını rahmetle yad ediyoruz. İslam dünyası ve Türk dünyası için de dualarımızı eksik etmeyelim…

 

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2015, 16:38
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20